27 Mayıs 2014 Salı

Panda Poo: MELİNGA BUNU OKU

Panda Poo: MELİNGA BUNU OKU:    Bugünkü yazımın konusu Melinga'dır. Ne dün başladığım liseden ne de içerideki iğrenç insanlardan bahsedeceğim. Sadece Melinga.    He...

25 Mayıs 2014 Pazar

Her Ne Kadar Yaşayabiliyorsak Artık

Bu Şarkı Melinga'nın

Geceler öncesinden, sanki hissedilmiş gibi edilen bir dua. Sessizliğin içinde süzülen göz yaşları. Ya da zaman demeliyim. Artık her şeyi akışına bırakıyorum. Her ne kadar plan yapsak da tutmuyor çünkü planlarımız. Ne kadar özlersek özleyelim belki de rüyalarına bile giremiyoruz artık.
   Tam umutlarımın bittiği noktadaydım. Artık onun için uğraşmaya mecalim kalmamıştı. Umurumda dahi değildi. Saatlerce aklıma gelmemişti. Zaten her böyle olduğunda Allah yollarımızı kesiştiriyor. Karanlığın içinde yine birbirimizi buluyoruz.
   Geçen gün okulca kitap fuarına gitmiştik. Laci, Candice ve ben dolaşıyorduk. Bir an kitapların arasında kaybolmuşum. Kafamı kaldırdığımda ikisi de yoktu. Önce biraz yaralı kurt edasıyla etrafı süzerek onları bekledim. İlk başta oldukça masumdu bu şekilde tabii. Ama sonra gelmediler ve ben de söve söve yürümeye başladım. Tam sahafçılara doğru o kadar kalabalığın içinde tek başıma yürüyordum ki arkamdan malın biri kafama vurdu. "Senin ben.." diye arkama dönüyordum ki bizim 1.10'u gördüm. Asıl adı Elif tabii ama birazcık kısa boylu olduğundan sınıftaki kıvırcık Cem arkadaşımız ona 1.10 diyor. Elif'in tek rakibi var o da Batı tarihinin bodur lideri 'Napolyon'
   İşte bu saf da Gülçe'leri filan kaybetmiş. Biz girdik kol kola beraber dolaşıyoruz. Ben buna yakışıklı çocukları gösteriyorum bu "Tövbe Yarabbim" diyor. Bir Candice'nin bir Gülçe'nin dedikodusunu yapıyoruz sorma gitsin.
  Bir ara Necip Fazıl'ın standının yanına geldik. "Yaaa Elööf şu kitobo baok yuaa" diye ağzımı burnumu yamulta yamulta tribe girmiştim ki. İleriden bir ses geldi.
"Tipe bak tipe tipe"
Kafamı bir kaldırırım ki Ms.TRUE bana doğru geliyor. İşte sarıldık filan benim tabi beynimden düşünceler hızla akıyor.
Şimdik, True burdaysa, okulca gelmişlerdir. Okulca geldiklerine göre Süpermen de buradadır. E süpermen True'yla aynı sınıfta, onlardan ayrı geçmez. O zaman Süpermen ŞU AN BENİ GÖRÜYOR?!"
True'nun omzunun üzerinden arkasına baktım. Oradaydı. Sırtı dönüktü bana. Arkadaşlarıyla konuşuyordu. Saçının modelini değiştirmişti, Hemen anlamıştım bunu. Zayıflamıştı. Kumral sakallarını kesmemişti. Yüzünü, kirpiklerini, gözlerini o kadar çok özlemiştim ki, keşke bu sarıldığım True değil de o olsaydı. Parfümünün kokusunu, yine onun boynundan çekseydim içime.
"Seni Süpermen gördü"
Hepsinden önce o farketmiş, True'ya da o söylemişti burada olduğumu demek. Bir kaç dakika konuştuk True'yla. Uzaktan uzaktan izledim onu. Bir şeyler fısıldadım yine, duymadı. Sonra True gitti. Biz de arkamızı döndük gidiyorduk ki dayanamayıp arkamı döndüm ve ona baktım.
O da bana bakıyordu.
O sırada bizim şarkımız çalmaya başlamıştı, Kimse duymadı. Bizden başka...
İkimiz de önümüze döndük. Yaşanmışları, verilen sözleri, anıları, sevgimizi yine gözlerimizin buluştuğu noktada bırakıp kendi yollarımıza yürümüştük. Her ne kadar yürüyebiliyorsak artık..
"Aylardır bir saniye dahi susmadan anlattığın Süpermen bu muydu amk kızı"
Al işte bütün büyüyü bozdun aq.
1.10'luk yol arkadaşımın bu sözleriyle kendime gelmiştim. Beni tripten çıkarıp gülme krizine soktu. Günün geri kalanında da birlikte dolaştık. Sonra öyle eve döndük.
True'yla konuştum. Bizimki tutturmuş "Melinga benim hakkımda bişi dedi mi" diye. Ebeni dedim aşkım napıcaksın ya sana ne hani sen benden nefret ediyodun pis mendebur.
İşte beni görünce içi bi kötü olmuşmuşmuş. İçine tükürüyim. Ben senin özleminden geberdiğim gecelerde sen sağda solda elin orospularıyla sürtüyodun. Şimdi ne yaparsan yap.
http://www.youtube.com/watch?v=5phVkgQ_Al4
Adeta bir Biz







3 Mayıs 2014 Cumartesi

Sen Kokulu Mektuplar

Bu mektubun şarkısı bu olsun
Kaç zaman oldu ben hala gittiğine inanmadım

Uzun zaman oldu. Ve hala ben beraber yaşadığımız güzel günleri unutmadım. Senden sonra senin yerine koyabileceğim çok insan çıktı karşıma. Ama ben istemedim hiç birini. Hiç birini, senin kadar sevemeyeceğimi biliyordum. Sabahları uyanır uyanmaz telefonuma bakar, yine o günaydın mesajlarını görmeyi umut ederdim. Geceleri yine pencerede durur sokağın karşısındaki o yola yine gelirsin sanırdım. Sen gelmedin Süpermen, kahramanım beni ittiğin o karanlıktan çıkarmadın. Sen benim kahramanımdın, beni kurtarılmaya muhtaç bıraktın.
Ben senin neyindim hala anlamıyorum. Kaybettiğin mi, bir başkasının yerine koyduğun mu yoksa kurduğun hayaller, sığındığın liman mı? Belki de hepsi gerçerliydi birbirimiz için. Basite indirgediğimiz sevgimiz herkesinkinden güzeldi. Farklıydı. Başkaydı. Eğer sen beni bırakıp gitmeseydin, şimdi, herşeyden üstündü.
Bazen o beni terk ettiğin yerden geçiyorum. Hava günlük güneşlik ve herşey harika, kuşlar cıvıldıyor.. Ama orası hala karanlık. O sokaktan geçerken hala bir süre kendime gelemiyorum ben. Hala nefesim tıkanıyor, boğazım düğümleniyor. Gözlerim dolmuyor ama. Eskisi gibi değilim, merak etme, iyiyim. İyi olduğum umurunda mı bilmiyorum ama iyiyim işte. Sadece bazen çok özlüyorum seni. Böyle kelimelerle anlatamayacağım kadar çok özlüyorum. Beni sevdiğin günleri düşünüyorum. Bana sarılışını, elimi tutuşunu.. Eski mesajlarımızı okuyorum mesela. Günaydın mesajlarını, küçük dünyamızda kurduğumuz hayallerimizi...
Seni çok seviyorum ama seni bekleyemiyorum. Ne gidiyorum, ne kalıyorum. Seni affedemiyorum ben kahramanım. Beni terk edişini unutamıyorum. Yaptıklarını, unutamıyorum. Bir sabah uyandığımda belki sen çoktan dönmüş olursun. Eğer bir gün o sabah gelecekse, her şey için çok geç olacak. Sen beni kaybettin Süpermen. Bende bulduğunu başkalarında arama. Onlar sana benim gibi kucak açmayacaklar, onlar seni benim gibi sevmeyecekler. Sen hayatın sana sunduğu tek mutluluk hakkını kaybettin. Sana beddua etmiyorum ama mutluluklar dilememi de bekleme. Allah kimsenin ahını kimsede bırakmaz. Ben seni Ona havale ediyorum.