27 Mayıs 2014 Salı
Panda Poo: MELİNGA BUNU OKU
Panda Poo: MELİNGA BUNU OKU: Bugünkü yazımın konusu Melinga'dır. Ne dün başladığım liseden ne de içerideki iğrenç insanlardan bahsedeceğim. Sadece Melinga. He...
25 Mayıs 2014 Pazar
Her Ne Kadar Yaşayabiliyorsak Artık
Bu Şarkı Melinga'nın
Geceler öncesinden, sanki hissedilmiş gibi edilen bir dua. Sessizliğin içinde süzülen göz yaşları. Ya da zaman demeliyim. Artık her şeyi akışına bırakıyorum. Her ne kadar plan yapsak da tutmuyor çünkü planlarımız. Ne kadar özlersek özleyelim belki de rüyalarına bile giremiyoruz artık.
Tam umutlarımın bittiği noktadaydım. Artık onun için uğraşmaya mecalim kalmamıştı. Umurumda dahi değildi. Saatlerce aklıma gelmemişti. Zaten her böyle olduğunda Allah yollarımızı kesiştiriyor. Karanlığın içinde yine birbirimizi buluyoruz.
Geçen gün okulca kitap fuarına gitmiştik. Laci, Candice ve ben dolaşıyorduk. Bir an kitapların arasında kaybolmuşum. Kafamı kaldırdığımda ikisi de yoktu. Önce biraz yaralı kurt edasıyla etrafı süzerek onları bekledim. İlk başta oldukça masumdu bu şekilde tabii. Ama sonra gelmediler ve ben de söve söve yürümeye başladım. Tam sahafçılara doğru o kadar kalabalığın içinde tek başıma yürüyordum ki arkamdan malın biri kafama vurdu. "Senin ben.." diye arkama dönüyordum ki bizim 1.10'u gördüm. Asıl adı Elif tabii ama birazcık kısa boylu olduğundan sınıftaki kıvırcık Cem arkadaşımız ona 1.10 diyor. Elif'in tek rakibi var o da Batı tarihinin bodur lideri 'Napolyon'
İşte bu saf da Gülçe'leri filan kaybetmiş. Biz girdik kol kola beraber dolaşıyoruz. Ben buna yakışıklı çocukları gösteriyorum bu "Tövbe Yarabbim" diyor. Bir Candice'nin bir Gülçe'nin dedikodusunu yapıyoruz sorma gitsin.
Bir ara Necip Fazıl'ın standının yanına geldik. "Yaaa Elööf şu kitobo baok yuaa" diye ağzımı burnumu yamulta yamulta tribe girmiştim ki. İleriden bir ses geldi.
"Tipe bak tipe tipe"
Kafamı bir kaldırırım ki Ms.TRUE bana doğru geliyor. İşte sarıldık filan benim tabi beynimden düşünceler hızla akıyor.
Şimdik, True burdaysa, okulca gelmişlerdir. Okulca geldiklerine göre Süpermen de buradadır. E süpermen True'yla aynı sınıfta, onlardan ayrı geçmez. O zaman Süpermen ŞU AN BENİ GÖRÜYOR?!"
True'nun omzunun üzerinden arkasına baktım. Oradaydı. Sırtı dönüktü bana. Arkadaşlarıyla konuşuyordu. Saçının modelini değiştirmişti, Hemen anlamıştım bunu. Zayıflamıştı. Kumral sakallarını kesmemişti. Yüzünü, kirpiklerini, gözlerini o kadar çok özlemiştim ki, keşke bu sarıldığım True değil de o olsaydı. Parfümünün kokusunu, yine onun boynundan çekseydim içime.
"Seni Süpermen gördü"
Hepsinden önce o farketmiş, True'ya da o söylemişti burada olduğumu demek. Bir kaç dakika konuştuk True'yla. Uzaktan uzaktan izledim onu. Bir şeyler fısıldadım yine, duymadı. Sonra True gitti. Biz de arkamızı döndük gidiyorduk ki dayanamayıp arkamı döndüm ve ona baktım.
O da bana bakıyordu.
O sırada bizim şarkımız çalmaya başlamıştı, Kimse duymadı. Bizden başka...
İkimiz de önümüze döndük. Yaşanmışları, verilen sözleri, anıları, sevgimizi yine gözlerimizin buluştuğu noktada bırakıp kendi yollarımıza yürümüştük. Her ne kadar yürüyebiliyorsak artık..
"Aylardır bir saniye dahi susmadan anlattığın Süpermen bu muydu amk kızı"
Al işte bütün büyüyü bozdun aq.
1.10'luk yol arkadaşımın bu sözleriyle kendime gelmiştim. Beni tripten çıkarıp gülme krizine soktu. Günün geri kalanında da birlikte dolaştık. Sonra öyle eve döndük.
True'yla konuştum. Bizimki tutturmuş "Melinga benim hakkımda bişi dedi mi" diye. Ebeni dedim aşkım napıcaksın ya sana ne hani sen benden nefret ediyodun pis mendebur.
İşte beni görünce içi bi kötü olmuşmuşmuş. İçine tükürüyim. Ben senin özleminden geberdiğim gecelerde sen sağda solda elin orospularıyla sürtüyodun. Şimdi ne yaparsan yap.
http://www.youtube.com/watch?v=5phVkgQ_Al4
Adeta bir Biz
Geceler öncesinden, sanki hissedilmiş gibi edilen bir dua. Sessizliğin içinde süzülen göz yaşları. Ya da zaman demeliyim. Artık her şeyi akışına bırakıyorum. Her ne kadar plan yapsak da tutmuyor çünkü planlarımız. Ne kadar özlersek özleyelim belki de rüyalarına bile giremiyoruz artık.
Tam umutlarımın bittiği noktadaydım. Artık onun için uğraşmaya mecalim kalmamıştı. Umurumda dahi değildi. Saatlerce aklıma gelmemişti. Zaten her böyle olduğunda Allah yollarımızı kesiştiriyor. Karanlığın içinde yine birbirimizi buluyoruz.
Geçen gün okulca kitap fuarına gitmiştik. Laci, Candice ve ben dolaşıyorduk. Bir an kitapların arasında kaybolmuşum. Kafamı kaldırdığımda ikisi de yoktu. Önce biraz yaralı kurt edasıyla etrafı süzerek onları bekledim. İlk başta oldukça masumdu bu şekilde tabii. Ama sonra gelmediler ve ben de söve söve yürümeye başladım. Tam sahafçılara doğru o kadar kalabalığın içinde tek başıma yürüyordum ki arkamdan malın biri kafama vurdu. "Senin ben.." diye arkama dönüyordum ki bizim 1.10'u gördüm. Asıl adı Elif tabii ama birazcık kısa boylu olduğundan sınıftaki kıvırcık Cem arkadaşımız ona 1.10 diyor. Elif'in tek rakibi var o da Batı tarihinin bodur lideri 'Napolyon'
İşte bu saf da Gülçe'leri filan kaybetmiş. Biz girdik kol kola beraber dolaşıyoruz. Ben buna yakışıklı çocukları gösteriyorum bu "Tövbe Yarabbim" diyor. Bir Candice'nin bir Gülçe'nin dedikodusunu yapıyoruz sorma gitsin.
Bir ara Necip Fazıl'ın standının yanına geldik. "Yaaa Elööf şu kitobo baok yuaa" diye ağzımı burnumu yamulta yamulta tribe girmiştim ki. İleriden bir ses geldi.
"Tipe bak tipe tipe"
Kafamı bir kaldırırım ki Ms.TRUE bana doğru geliyor. İşte sarıldık filan benim tabi beynimden düşünceler hızla akıyor.
Şimdik, True burdaysa, okulca gelmişlerdir. Okulca geldiklerine göre Süpermen de buradadır. E süpermen True'yla aynı sınıfta, onlardan ayrı geçmez. O zaman Süpermen ŞU AN BENİ GÖRÜYOR?!"
True'nun omzunun üzerinden arkasına baktım. Oradaydı. Sırtı dönüktü bana. Arkadaşlarıyla konuşuyordu. Saçının modelini değiştirmişti, Hemen anlamıştım bunu. Zayıflamıştı. Kumral sakallarını kesmemişti. Yüzünü, kirpiklerini, gözlerini o kadar çok özlemiştim ki, keşke bu sarıldığım True değil de o olsaydı. Parfümünün kokusunu, yine onun boynundan çekseydim içime.
"Seni Süpermen gördü"
Hepsinden önce o farketmiş, True'ya da o söylemişti burada olduğumu demek. Bir kaç dakika konuştuk True'yla. Uzaktan uzaktan izledim onu. Bir şeyler fısıldadım yine, duymadı. Sonra True gitti. Biz de arkamızı döndük gidiyorduk ki dayanamayıp arkamı döndüm ve ona baktım.
O da bana bakıyordu.
O sırada bizim şarkımız çalmaya başlamıştı, Kimse duymadı. Bizden başka...
İkimiz de önümüze döndük. Yaşanmışları, verilen sözleri, anıları, sevgimizi yine gözlerimizin buluştuğu noktada bırakıp kendi yollarımıza yürümüştük. Her ne kadar yürüyebiliyorsak artık..
"Aylardır bir saniye dahi susmadan anlattığın Süpermen bu muydu amk kızı"
Al işte bütün büyüyü bozdun aq.
1.10'luk yol arkadaşımın bu sözleriyle kendime gelmiştim. Beni tripten çıkarıp gülme krizine soktu. Günün geri kalanında da birlikte dolaştık. Sonra öyle eve döndük.
True'yla konuştum. Bizimki tutturmuş "Melinga benim hakkımda bişi dedi mi" diye. Ebeni dedim aşkım napıcaksın ya sana ne hani sen benden nefret ediyodun pis mendebur.
İşte beni görünce içi bi kötü olmuşmuşmuş. İçine tükürüyim. Ben senin özleminden geberdiğim gecelerde sen sağda solda elin orospularıyla sürtüyodun. Şimdi ne yaparsan yap.
http://www.youtube.com/watch?v=5phVkgQ_Al4
Adeta bir Biz
3 Mayıs 2014 Cumartesi
Sen Kokulu Mektuplar
Bu mektubun şarkısı bu olsun
Kaç zaman oldu ben hala gittiğine inanmadım
Kaç zaman oldu ben hala gittiğine inanmadım
Uzun zaman oldu. Ve hala ben beraber yaşadığımız güzel günleri unutmadım. Senden sonra senin yerine koyabileceğim çok insan çıktı karşıma. Ama ben istemedim hiç birini. Hiç birini, senin kadar sevemeyeceğimi biliyordum. Sabahları uyanır uyanmaz telefonuma bakar, yine o günaydın mesajlarını görmeyi umut ederdim. Geceleri yine pencerede durur sokağın karşısındaki o yola yine gelirsin sanırdım. Sen gelmedin Süpermen, kahramanım beni ittiğin o karanlıktan çıkarmadın. Sen benim kahramanımdın, beni kurtarılmaya muhtaç bıraktın.
Ben senin neyindim hala anlamıyorum. Kaybettiğin mi, bir başkasının yerine koyduğun mu yoksa kurduğun hayaller, sığındığın liman mı? Belki de hepsi gerçerliydi birbirimiz için. Basite indirgediğimiz sevgimiz herkesinkinden güzeldi. Farklıydı. Başkaydı. Eğer sen beni bırakıp gitmeseydin, şimdi, herşeyden üstündü.
Bazen o beni terk ettiğin yerden geçiyorum. Hava günlük güneşlik ve herşey harika, kuşlar cıvıldıyor.. Ama orası hala karanlık. O sokaktan geçerken hala bir süre kendime gelemiyorum ben. Hala nefesim tıkanıyor, boğazım düğümleniyor. Gözlerim dolmuyor ama. Eskisi gibi değilim, merak etme, iyiyim. İyi olduğum umurunda mı bilmiyorum ama iyiyim işte. Sadece bazen çok özlüyorum seni. Böyle kelimelerle anlatamayacağım kadar çok özlüyorum. Beni sevdiğin günleri düşünüyorum. Bana sarılışını, elimi tutuşunu.. Eski mesajlarımızı okuyorum mesela. Günaydın mesajlarını, küçük dünyamızda kurduğumuz hayallerimizi...
Seni çok seviyorum ama seni bekleyemiyorum. Ne gidiyorum, ne kalıyorum. Seni affedemiyorum ben kahramanım. Beni terk edişini unutamıyorum. Yaptıklarını, unutamıyorum. Bir sabah uyandığımda belki sen çoktan dönmüş olursun. Eğer bir gün o sabah gelecekse, her şey için çok geç olacak. Sen beni kaybettin Süpermen. Bende bulduğunu başkalarında arama. Onlar sana benim gibi kucak açmayacaklar, onlar seni benim gibi sevmeyecekler. Sen hayatın sana sunduğu tek mutluluk hakkını kaybettin. Sana beddua etmiyorum ama mutluluklar dilememi de bekleme. Allah kimsenin ahını kimsede bırakmaz. Ben seni Ona havale ediyorum.
26 Ocak 2014 Pazar
Tatilim Hoşgeldin
Bu da bu yazının şarkısı olsun..
Usulca piyanonun tuşlarına dokunan parmaklarımı izliyor, kendimi çalmakta olduğum Bach'ın Minuet in B Minor şarkısının kollarına bırakıyordum. Şarkının duygusallığına kapılmıştım ki birden kapı açıldı.
"Melinga, gidelim mi?"
Ellerimi piyanonun tuşlarından çekerken başımı salladım sessizce.
Ayağa kalkıp piyanonun üzerine bıraktığım uçak biletimi ve pasaportumu aldım.
"England-London Heathrow Airport"
İngiltere yaz okulu. Çoban ve bir kaç arkadaşımızla birlikte yaklaşık bir aylık mükemmel bir tatil. Ama beni pek heveslendirmiyor gibi.
Bu yazdıklarımı yaşayalı yaklaşık 2 ay oldu. O gün kendimi çok büyümüş,
değişmiş gibi hissetmiştim. Ve gerçekten yeni hayatıma alışmak adıma attığım
ilk adımdı. Ama yine de hiç bir şey beni heyecanlandırmıyor gibiydi. O günden
bugüne bile oldukça fazla şey değişti. Artık bazı şeylerin fazlasıyla
üstesinden gelmiş, eski neşemi kazanmış durumdayım. İleriye dönük bazı kararlar
verdim ve arkadaş çevremi yerine oturttum. Her şeyden iyi, güzel bir şey
çıkarmayı öğrendim. Her zamanki gibi dimdik duruyorum hayata karşı. Ne de olsa
hayat devam ediyor.
Usulca piyanonun tuşlarına dokunan parmaklarımı izliyor, kendimi çalmakta olduğum Bach'ın Minuet in B Minor şarkısının kollarına bırakıyordum. Şarkının duygusallığına kapılmıştım ki birden kapı açıldı.
"Melinga, gidelim mi?"
Ellerimi piyanonun tuşlarından çekerken başımı salladım sessizce.
Ayağa kalkıp piyanonun üzerine bıraktığım uçak biletimi ve pasaportumu aldım.
"England-London Heathrow Airport"
İngiltere yaz okulu. Çoban ve bir kaç arkadaşımızla birlikte yaklaşık bir aylık mükemmel bir tatil. Ama beni pek heveslendirmiyor gibi.
Derin bir iç çekip kabanımı giydim. Tam odadan çıkmaya
yelteniyordum ki, bir şey, bir güç beni pencereden aşağıya bakmaya zorladı.
Elimi ilk tuttuğu, bana ilk sarıldığı yere.
Tam o sırada kokusunu duydum ve gözlerimi kapattım.
Hayatımda ilk defa bu kadar hissiz olabilmiştim. Ne bir acı,
ne bir özlem, hiç bir şey. Adeta duygularım alınmış gibiydi. İşte o kadar çok
yorulmuş ve bıkmıştım. Benden ayrılırken onun da söylediği gibi. Artık hiç bir
şeye inancım kalmamıştı.
"Beni hiç bırakma olur mu?"
Gözlerimi açıp sırıttım sonra. Başımı sağa sola salladım ve
ışığı kapatıp odadan çıktım.
Aşağıya inip Anna Teyze'yle birlikte arabaya bindik. Anna
teyze piyano öğretmenim oluyor. Ayrıca Laci'nin annesi. İsminden de
anlayacağınız üzere rus. Çok şirin bir Türkçesi var. Sarışın çok hoş bir bayan.
Arabada giderken bir an ona dönüp cebimden pasaportumu ve
uçak biletimi çıkardım.
"Laci de gelse fena olmaz aslında"
"Ona henüz izin vermedim canım duruma göre bakacağız...
Sahi ne zaman gidiyorsun?"
"Temmuzda"
Bir an durdum ve düşündüm. Daha aylar vardı önümde. Acaba o
zamana kadar neler olacaktı? Zaman neler gösterecekti bana?
Artık akışına bırakarak yaşadığım için hayat daha bir
sürprizlerle dolu geliyordu bana. Bilirsiniz.. Eski Melinga böyle miydi? İlla
her şeyi planlayacak, o plana bütün hayatını uyduracak. Sanki planlarım
tutuyormuş gibi kafamda sürekli kurar dururdum. Ama hayat kendi bildiğini
okuyor. Bana, bize düşen tek şey anı yaşamak, uyum sağlamak oluyor.
Şimdi gidip yarıyıl tatilinin tadını çıkarmayı düşünüyordum.
O kadar çok yapmak istediğim şey var ki. En başta Karadutum Mırıl ile sarsıcı
bir alışverişe çıkmalıyım, Sonra CookieBoob ile buluşmalıyım. Kesinlikle bir
gece True'yu bizde kalması için çağırmalıyım. Lol ile buluşmalıyım. Tenis
Kulübünden Watermeloon ve MösyöBaklava ile bowlinge gitme sözüm de var tabii.
Laci, İsmail Abi, Candace, Momsen, Ersen yani İkoliberlar grubu olarak
sinemaya/iskender keyfi yapmayı planlıyoruz. Anneannemlerin orada da kuzenler
ve Ms.BONJOVİ de beni bekler.
Ayrıca resim, ahşap boyama, piyano, tenis kursu derken bu
tatili de ders çalışmadan, dinlenemeden yer bitiririm. Tatil benim değil mi?
Sonuna kadar harcayacağım. Siz de hiç bir şeyi takmayın kafanıza. Hayat güzel
gezin, tozun. Bir derdiniz olursa her zaman buradayım biliyorsunuz.
Yorumlarınızı ve mesajlarınızı bekliyorum. Güzel dualarım ve iyi dileklerim
sizinle :*
24 Ocak 2014 Cuma
Birine "Kahramanım" Derken İki Kere Düşünün. Bazıları Bunu Haketmez.
Aç ve dinlerken başla okumaya..
Parmağımı porselen kahve fincanının etrafında dolaştırırken tebessüm ederek bir kaç anı hatırladım eskilerden. Zaman öylesine değiştirmişti ki bizi, çocukluğumuzda yaptığımız komik şeyler bir anlık da olsa içimi ürpertmeye yetiyordu.
En çok da ben değişmiştim. O kadar çok onarmıştım ki kırılan kalbimi, artık hiç bir söz, hiç bir şey beni üzemezmiş gibi geliyordu. Güçlüydüm. Ve en iyi yanı da buydu. Ama artık daha çok korkuyordum incinmekten. Yanlızlık, artık daha bir ürkütücü geliyordu.
Masadaki fondünün mumuna ve çilekle çikolatanın uyumuna takıldı bir an gözüm.
"Keşke Süpermen burada olsaydı" dedim içimden. "Keşke onunla bir kere olsun gelseydik böyle bir yere."
O sırada derinlerden bir ses kulaklarımda çınladı.
"Senden nefret ediyorum."
Gülmeye başladım. Kafamı sağa sola salladım. CookieBoob kafasını kaldırıp tebessüm ederek bana baktı.
"Neye güldün Melinga?"
"Hiç" dedim. "Aklıma komik bir anım geldi."
Elimi kahve fincanından çekip arkama yaslandım. Sekiz yılımızı beraber geçirdiğimiz, beraber gülüp, beraber ağladığımız arkadaşlarıma baktım. CookieBoob dümdüz saçlarını beline kadar uzatmıştı. Yüzüne düşen olgunluğunu saçlarının ve boyunun heybeti tamamlıyordu. Kumral kıvırcığım; Marul saçlarını yine 8. sınıftaki gibi yapmıştı. Yüzünde tek bir kusur bile görünmüyordu. Taktırdığı diş telleri onu olduğundan da masum gösteriyordu.Ve sonra Ms.İz.. Sınıfımızın ineğiydi o. Şimdi de fen lisesinde okuyordu zaten. Onun bu kadar değişeceğini tahmin etmemiştim. Saçlarının uçlarını kızıla boyatmış, ayrıca gözlüğünü de çıkartmıştı.
Son olarak ben; sizin bile en son tanıdığınız Melinga değildim. Yıllarca hevesle saçlarımı uzatıp, özenle bakmıştım onlara. En son belime kadar uzundu saçlarım. Ve ben o saçlara kıymıştım.
"Bu kadar yeterli mi?" demişti kuaför. O bile dayanamamıştı saçlarımı keserken. Ama yine kulağımda çınladı bazı sesler. "Kestirme sakın saçlarını, dikkat ettim de tam beline kadar."
Gözlerimi kapatıp "Kesin" dediğimi hatırlıyorum. "Biraz daha.. biraz daha."
En son kuaförden çıktığımda omzumun hizasındaydı saçlarım. Kendimi bütün fazlalıklardan kurtulmuş, yeni biri gibi hissetmiştim. Ama buna alışmam pek kolay olmamıştı.
Ben bile şuan bunu sizlere söylemeye çok utanıyorum. Çünkü çok büyük zorluklarla kazanmıştık birbirimizi ama evet, tahmin ettiğiniz gibi oldu. Süpermen, beni terk etti.
Son zamanlarda bazı sorunlarımız olmuştu. Ben savaşmayı tercih ettim, o gitmeyi. Süpermen diyorum ona ama küçücük sorunlarla bile baş etmeyi bilmeyip, savaşmayan, zora gelince kaçan bir erkeği artık istemiyorum. Bir zamanlar benim kötü zamanlarımda yanımda olmuş, elimden tutup kaldırmıştı. Tam kendine alıştırdıktan sonra da beni kendi karanlığıma terk edip gitmişti. Kahramanım mıydı şimdi o benim? Yoksa düşmanım mı? Nasıl yapabilmişti bunu? Nasıl bu kadar bencil olmayı başarabilmişti?
Yaşadıklarımız çok acıttı canımı sonradan hatırlayınca. Ağladım. Güçlü olmaya çalıştım. Ama ben çabalamıştım ve "Sen güçlü bir kızsın katlanırsın" diye geçiştirilip terk edilmeyi hak etmemiştim. O sonradan sırf TRUE ona kızmasın diye çabaladığım için beni yanlış anlayıp söylediklerini de hak etmedim. Ama bu onun seçimi. Bana onun kararına ve duygularına saygı göstermek düşer. O benden şimdi nefret ediyorsa buna karışamam, engel olamam. Kendi bileceği şey. Ona hiç ama hiç beddua etmedim ama şu ana kadar bana kazık atan herkesten daha çok üzdü beni ve daha çok ahımı aldı. Yapılan hiç birşey karşılıksız kalmaz. Ben onu iyi hatırlamak için elimden geleni yaptım. Ama o ısrarla bana bütün güzel anılarımızı yakıp attırdı. Artık o benim için sadece verdiği sözleri tutamayıp, zora gelince pes edip giden ayrıca benden nefret eden eski sevgilim. Biri bana onu sorarsa aynen böyle bahsetmeyi düşünüyorum. Çünkü bir kere onu düşününce ne olduğunu gördük. O bunu anlamayan bir insan. Herkes değerini kendi biçer ve onun hak ettiği değer de bu.
Bizim kızlara o gün bütün yaşadıklarımı anlattım. Balo gecesini, Karamel'i, Süpermen'i.. Öylesine güzel bir gün geçirdik ki. Güldük, eğlendik, yanımızda olduk birbirimizin. O kadar yıl sonra eskimeyen, yıpranmayan saf ve masum arkadaşlığımızın tadını çıkardık. Çok seviyorum onları. Kötü zamanlarımda olan herkese, bütün arkadaşlarıma minnettarım. Mırıl'a, TRUE'ya, Elitro'ya, Laci'ye Candice'a Momsen'a, BonJovı'ye... Umarım onlar hep yanımda olurlar ve beni hiç bir zaman terk etmezler.
Hey Jude!
Parmağımı porselen kahve fincanının etrafında dolaştırırken tebessüm ederek bir kaç anı hatırladım eskilerden. Zaman öylesine değiştirmişti ki bizi, çocukluğumuzda yaptığımız komik şeyler bir anlık da olsa içimi ürpertmeye yetiyordu.
En çok da ben değişmiştim. O kadar çok onarmıştım ki kırılan kalbimi, artık hiç bir söz, hiç bir şey beni üzemezmiş gibi geliyordu. Güçlüydüm. Ve en iyi yanı da buydu. Ama artık daha çok korkuyordum incinmekten. Yanlızlık, artık daha bir ürkütücü geliyordu.
Masadaki fondünün mumuna ve çilekle çikolatanın uyumuna takıldı bir an gözüm.
"Keşke Süpermen burada olsaydı" dedim içimden. "Keşke onunla bir kere olsun gelseydik böyle bir yere."
O sırada derinlerden bir ses kulaklarımda çınladı.
"Senden nefret ediyorum."
Gülmeye başladım. Kafamı sağa sola salladım. CookieBoob kafasını kaldırıp tebessüm ederek bana baktı.
"Neye güldün Melinga?"
"Hiç" dedim. "Aklıma komik bir anım geldi."
Elimi kahve fincanından çekip arkama yaslandım. Sekiz yılımızı beraber geçirdiğimiz, beraber gülüp, beraber ağladığımız arkadaşlarıma baktım. CookieBoob dümdüz saçlarını beline kadar uzatmıştı. Yüzüne düşen olgunluğunu saçlarının ve boyunun heybeti tamamlıyordu. Kumral kıvırcığım; Marul saçlarını yine 8. sınıftaki gibi yapmıştı. Yüzünde tek bir kusur bile görünmüyordu. Taktırdığı diş telleri onu olduğundan da masum gösteriyordu.Ve sonra Ms.İz.. Sınıfımızın ineğiydi o. Şimdi de fen lisesinde okuyordu zaten. Onun bu kadar değişeceğini tahmin etmemiştim. Saçlarının uçlarını kızıla boyatmış, ayrıca gözlüğünü de çıkartmıştı.
Son olarak ben; sizin bile en son tanıdığınız Melinga değildim. Yıllarca hevesle saçlarımı uzatıp, özenle bakmıştım onlara. En son belime kadar uzundu saçlarım. Ve ben o saçlara kıymıştım.
"Bu kadar yeterli mi?" demişti kuaför. O bile dayanamamıştı saçlarımı keserken. Ama yine kulağımda çınladı bazı sesler. "Kestirme sakın saçlarını, dikkat ettim de tam beline kadar."
Gözlerimi kapatıp "Kesin" dediğimi hatırlıyorum. "Biraz daha.. biraz daha."
En son kuaförden çıktığımda omzumun hizasındaydı saçlarım. Kendimi bütün fazlalıklardan kurtulmuş, yeni biri gibi hissetmiştim. Ama buna alışmam pek kolay olmamıştı.
Ben bile şuan bunu sizlere söylemeye çok utanıyorum. Çünkü çok büyük zorluklarla kazanmıştık birbirimizi ama evet, tahmin ettiğiniz gibi oldu. Süpermen, beni terk etti.
Son zamanlarda bazı sorunlarımız olmuştu. Ben savaşmayı tercih ettim, o gitmeyi. Süpermen diyorum ona ama küçücük sorunlarla bile baş etmeyi bilmeyip, savaşmayan, zora gelince kaçan bir erkeği artık istemiyorum. Bir zamanlar benim kötü zamanlarımda yanımda olmuş, elimden tutup kaldırmıştı. Tam kendine alıştırdıktan sonra da beni kendi karanlığıma terk edip gitmişti. Kahramanım mıydı şimdi o benim? Yoksa düşmanım mı? Nasıl yapabilmişti bunu? Nasıl bu kadar bencil olmayı başarabilmişti?
Yaşadıklarımız çok acıttı canımı sonradan hatırlayınca. Ağladım. Güçlü olmaya çalıştım. Ama ben çabalamıştım ve "Sen güçlü bir kızsın katlanırsın" diye geçiştirilip terk edilmeyi hak etmemiştim. O sonradan sırf TRUE ona kızmasın diye çabaladığım için beni yanlış anlayıp söylediklerini de hak etmedim. Ama bu onun seçimi. Bana onun kararına ve duygularına saygı göstermek düşer. O benden şimdi nefret ediyorsa buna karışamam, engel olamam. Kendi bileceği şey. Ona hiç ama hiç beddua etmedim ama şu ana kadar bana kazık atan herkesten daha çok üzdü beni ve daha çok ahımı aldı. Yapılan hiç birşey karşılıksız kalmaz. Ben onu iyi hatırlamak için elimden geleni yaptım. Ama o ısrarla bana bütün güzel anılarımızı yakıp attırdı. Artık o benim için sadece verdiği sözleri tutamayıp, zora gelince pes edip giden ayrıca benden nefret eden eski sevgilim. Biri bana onu sorarsa aynen böyle bahsetmeyi düşünüyorum. Çünkü bir kere onu düşününce ne olduğunu gördük. O bunu anlamayan bir insan. Herkes değerini kendi biçer ve onun hak ettiği değer de bu.
Bizim kızlara o gün bütün yaşadıklarımı anlattım. Balo gecesini, Karamel'i, Süpermen'i.. Öylesine güzel bir gün geçirdik ki. Güldük, eğlendik, yanımızda olduk birbirimizin. O kadar yıl sonra eskimeyen, yıpranmayan saf ve masum arkadaşlığımızın tadını çıkardık. Çok seviyorum onları. Kötü zamanlarımda olan herkese, bütün arkadaşlarıma minnettarım. Mırıl'a, TRUE'ya, Elitro'ya, Laci'ye Candice'a Momsen'a, BonJovı'ye... Umarım onlar hep yanımda olurlar ve beni hiç bir zaman terk etmezler.
Hey Jude!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
