23 Aralık 2012 Pazar

Bir kadının göz yaşlarının akmasına sadece soğan değil, bazen bir hıyar da neden olabilir.


Şu 21 Aralık olayı cidden artık fazla abartılmaya başlanmıştı. Yani en sonunda yeminle ben de inandım. Tabi göt korkusu öyle bir şey ki direk sevap işleme çabalarına falan girdim. Hani "İnanmiyom ama belki kopar lan" gibisinden bi tırsmalar ayağını denk almalar işte. Her yerde 21 Aralık konuşuluyor. Herkes görüşlerini söylüyor. Her "İnanmıyorum" sözünden sonra içim rahatlarken "oldu ki koptu napacaz" sözünden sonra bir korku bir heyecana kapılmalar...
      Yine boş dersin birinde oturmuş Çoban(İphone aldıktan sonra kullanmayı öğrenmesi baya zor olmustu. O yüzden arkadaşlar arasında İphone lu çoban diye dalga geçtiğimiz bir kız arkadaşımız), Ali Rıza ve ben bu konu hakkında konuşuyorduk. Biri diyor 21 Aralık cumaya geliyor; Sıçtık. Biri diyor yok öyle şey olur mu onların mayası bozuk falan. Ben iyice taktım kafaya. Hem korkuyorum. Hem de dalga falan geçiyorum. En sonunda indik üçümüz kantine. Okulun internetine bağlanıp benim telefonumdan araştırmaya başladık. Videolar izledik. Nasa'nın yaptığı açıklamaları okuduk. İçimize su serpildi tabii. Adamlar Dünya'ya çarpacak öyle bir gezegenin bulunmadığını, uydurma olduğunu falan açıklamış.
       En sonunda hepimizin merakla beklediği '21 aralık' geldi çattı. Bütün gün korkuyla beklesem de tabiki de bir şey olmadı. Ve bir efsane daha böylece son bulmuş oldu..
Bu arada buraya Badem konusunda küçük bir sesleniş, bir iç dökme operasyonu yapmak istiyorum;
Lan hıyar! Madem biliyorsun kadınları ağlatan hıyardır neden hıyarlık yapıyorsun çocuk sen? Yani kendine düpedüz 'hıyar' demişin. Hadi diyelim cidden böyle düşünüyorsun. Twitter a böyle şeyler yazıyorsun yazıyorsun  da neden uygulamıyorsun be gülüm! Allah'ın öküzü ben bile şuana kadar sana Hıyar demedim. Yüreğim el vermedi. Sen durdun durdun hıyarlığını ispatladın be. Ya ben ismini saklamak için neden sana Badem demişim ki. Kendin bile hıyar olduğunu kabul ediyorsun. şimdi geçip karşına 'badem gözlüm' desem "badem ne lan?" dersin. Ya kısaca özetlemek gerekirse sen hak etmiyorsun bu ilgiyi, sevgiyi. Sen böyle kibar romantik şeylere alışkın değilsin Hıyarım sana hayvan muamelesi yapmak gerek :*
             Her şey bir yana Badem'i cidden çok özledim. Burnumda tütüyor. Sabahları servis beklerken belki görürüm diye on on beş dakika erken uyanıp hızla evden çıksam da ya çoktan gitmiş oluyor ya da bir kaç saniye içinde gidiyor. Onunla aynı yolda yürümek bile o kadar büyük bir nimetmiş. Bütün bunların değerini ondan uzak kalınca anladım. Biz 8 yıl boyunca her sabah daha güneş yeni doğarken aynı, sessiz, kimsesiz yolda birlikte yürürdük. Ancak bir defa bile konuşmadık birbirimizle. Ne o bana günaydın dedi. Ne de ben ona. Benim cesaretim olmuyordu. Peki ya onun? Onun tek sorunu benimle konuşmak istememesiydi. Bu okula geçtiğimden beri toplam 6 kişi çıkma teklifi etti. Onları geç sarkanlar iltifat edenler var bir sürü. Ben sana aşığım seni çok özlüyorum bütün bu erkeklerin hiç birini istemiyorum. Sadece seni istiyorum. Seni özlüyorum. Bin bıçak var sırtımda Biniyle de adaşsın. Bininin adı da 'Badem' Her biri hayran sana..






22 Aralık 2012 Cumartesi

Badem'siz, Yepyeni Bir Hayata Başladım, Mutluyum

Lise...
okula adımımı atar atmaz bir yabancılık hissi kaplamıştı içimi. Buna karşın etrafta tanıdığım birileri var mı diye deli gibi çevremi süzüyordum. Yoktu işte. Burada, Şekerpancarı'mdan uzak, Mırıl'ımdan uzak, Badem'imden uzak, başka, bambaşka biryerdeydim.
      Aylarca onun için uğraşıp, sınavdan iyi bi not alması için kendimi paraladığım,  Badem'i unutup mutlu olmasını sağladığım Ponpon Bademle dans ettiğimi öğrenince beni tek kalemde silmişti. Onun yüzünden buradaydım. ondan. Badem'den kaçmak istediğim için. Yeni bir hayat, yeni insanlar, yeni arkadaşlar istemiştim. Bir anlık sinirle yaptığım tercih işte beni buraya sürüklemişti. Sadece arkadaşlarımı değil, kendi karakterimi de kaybettiğimi hissediyordum.
      Kafamı kaldırdım. Yeşil çantası, gri yağmurluğu ve tiger ayakkabıları... 'saç modelini değiştirmiş olmalı' dedim kendi kendime. Sonra durdum ve 'Badem?' diye fısıldadım şaşkınlıkla. İleriye doğru birkaç adım attım. O sırada çocuk bana doğru döndü. O Badem değildi. Saçları, kıyafetleri, çantası kesinlikle Badem'inkilere benzemiyordu. Başımı eğip yere baktım ve ayakkabımın ucuyla yerdeki taşı ittirmeye başladım. Gördüğüm ilk erkeği o sanmıştım. Meğer ne kadar da çok özlemiştim onu. Bana mezuniyet balosunda 'görüşürüz' demişti ama görüşememiştik işte. çenem titremeye başlamıştı. Ama hayır ağlamamalıydım. Buradaki insanları hiç tanımıyordum ve onlarım gözünde 'sulu göz' olmak istemiyordum.
    Bu hiç bilmediğim okulda çok yalnızlık çekiyordum. sınıfım olduğu söylenen sıraya geçtim. '9-c' 9 mu? ne zaman? Nasıl? Ben 8-A'dan başka sınıf bilmem. Ben yapamazdım ki burada. Orada sınıfta  tanıştığım bir kaç insanla bir kaç birşeyler konuştuk. Sınıf 28 kişilik, ikili oturanlar bile çok az, lüks, ferah bir sınıftı. Ben hariç herkes gruplar halinde oturmuş, gülüşüp hafta sonu planı yapıyorlardı. Nerede benim 8 yıllık kardeşlerim? Üç kişi oturduğumuz üzeri karalanmış, tahta sıralarımız? Küçük saçma kavgalarımız? Hepsi de elimden kayıp gitmişti işte. Artık geri dönüşü yoktu. İlkokul bitmişti. 8-A bitmişti. artık burada yalnızdım. Hepsinden çook uzakta...
          1 ay bu salak, iğrenç okula gittim. Kabus gibi günler geçirdikten sonra sonunda ait olduğum yere döndüm. Okulumu nakil olarak değiştirerek D.anadolu lisesi'ne geçiş yaptım. Şeker pancarım da D. Anadolu Öğretmen Lisesi'nde ve bu iki okul aynı binadalar. Okulun ilk günü o kadar güzeldi ki. Tanıdığım özlediğim herkes burdaydı. Esra, eda, Şekerpancarı ve diğerleri. İşte bu noktada tek bir kişi eksikti. Badem'den bahsettiğimi sanıyorsunuz değilmi? Hayır o değil. Mırıl'ımı çok özlemiştim. Şekerpancarı'mın yanına gelmişti ama işte herşey tam değildi. Yine de burada en azından onlara yakın olduğuma seviniyordum.
           İlk gün Şekerpancarı'm ve Esra beni arkadaşlarıyla tanıştırdılar. Zaten iki okulda da sadece 9. ve 10. sınıflar var sadece ve Esra 10. sınıf olduğundan dolayı bütün 10. sınıflarla kaynaştım ve ilk günden popüler oldum. 10. sınıflardan tanışıp hemen kanki olduğum birisine 'edward' diyicem çünkü gerçekten alacakaranlıktaki edwar'a benziyo. saçları, gözleri falan. hatta ten rengi de vampirler gibi beyaz. Bu okulu o kadar çok sevmiştim ki hemen ilk günden alışmaya başlamıştım. etrafda bi dolu yakışıklı çocuk vardı ve sevdiğim bütün arkadaşlarım buradaydı. Sınıftakilerle de hemen kaynaştım. Fakat bi tanesini gözüm tutmadı... 'SARINATAŞA' Ya arkadaş bi insan bu kadar mı orospu olabilir. geldiğim günden beri bakıyorum herkese yavşıyo. yankında bana da yavşıycak lan korkuyorum. Sınıfa hangi arkadaşım gelse hemen yakınlık kurmaya çalışıyo. Ya olum o benim arkadaşım bana gelmiş sen ne geliyosun ya orospu! Mesela Edward bizim sınıfa çok geliyor. Bazen de Abdus filan. Ya bu mal benim bu arkadaşlarım ne zaman sınıfa 'BENİM' yanıma gelse anında damlıyor. 'ihimihihimihi ay edward çok komiksin çok gıcıksın ihimihihi' halbuki çocuk onunla dalga geçiyor bu beyinsiz anlamıyor çocuğa vuruyo 'yaağğğ' diye yapmacık, iğrenç, itici bi ses çıkartıyor bir de. Şeytan diyor çak şunun ağzının ortasına. Ya olum o benim arkadaşım  bir rahat bırak istemiyoruz seni siktir git ya.
         Sınıfta ilk günler sadece  Candace ile takılıyordum. Zaten o geçen yıl bizim okulda, Badem'in sınıfındaydı. Sonra Gam, Betül ile, İkkolata ile, Kerim ile çok yakın arkadaş olduk. Benim okula ilk geldiğim hafta bütün hafta boyunca sınıfta bi çocuk eksikti. Herkes yoklama alınırken onun ismi geçtiğinde 'o amerika'ya gitti hocam yea' diyordu. 'lan' dedim. "bu çocuk kesin götü kalkık kendini beğenmiş birşeydir"  İşte ben çocuğu merak ettim. Gam'a falan sordum. Dedim Amerika'ya gidiyosa havalıdır. Bi fotosuna bakim. Gam ismini Facebook'un arama yerine yazdı. "dur" dedim. "ahanda ben bu gerizekalıyı tanıyorum. bu mal bana geçen yıl çıkma teklifi etmişti" İşte konuşuyoruz. Ay o çok salak ay şöyle ay böyle. Ben beklemeye başladım bunun dönmesini. İçimden diyorum ki dönse de bi dalga geçsem. Alper le falan hep arkasından konuşurduk korkağın tekiymiş falan. İşte bi hafta geçti. Pazartesi günü iple çekiyorum. Derse girdik. Bu hala gelmedi. Sonra birinci dersin ortalarına doğru sınıfın kapısından tanımadığpım bi çocuk girdi. Herkes sesleniyo 'vay Amerikalı gelmiş. Oo amerikalı çocuk' falan diye böyle gerizekalı şeyler. Şu salağı iyice bi süzüyim dedim baktım cidden tipten mallık akıyo. İşte böyle bunu görüp merakımı giderdikten sonra boşverdim. Normal takılıyorum. Yanlız okulda bi çocuk var. Arkadaşımın geçen yıl hoşlandığı çocuk. işte ben buna bakıyorum bu çocukta bana bakıyo filan bununla kesişiyoruz. Ama bende bir vicdan amk bir vicdan. Rüyalarıma giriyor işte Ponponla Badem aklıma geliyor. Diyorum ben nasıl bir arkadaşım bu insanlığa bile sığmıyor. İşte ben böyle diye diye bu çocuktan soğudum.
          Diğer yandan bu Amerikalı'ya gıcık kapıyorum Betül'lerle takılmıyorum o var diye. İşte aradan bi kaç hafta geçti bu beni feysten ekledi. Bi de mesaj attı. Böyle konuşmaya başladık. Ben dedim tamam işte dalga geçiyim şununla. Lan Allah Kahretmesin. Bildiğin rezil oldum. Meğer geçen yıl bana çıkma teklifi eden, alperleri kavgaya çağırıp gitmeyen bu mal değilmiş de bunun 'Fake' hesabındaki bi kızmış. Arkadaş nasıl rezil oldum nasıl rezil oldum. Anında kıvırmaya başladım. 'Hıı ay o kız benim de 'Fake' mi açmıştı. Ay salak o neyse neyse kapatalım konuyu nasıl olsa sen değilmişsin ihihi' Böylece bu Amerikalı ile konuşmaya başladık. Arkadaş olduk falan. Şimdi sınıfta en iyi anlaştığım insanlardan birisi. Yani burdan ders çıkarılması gereken şu; İnsanlara asla ön yargıyla yaklaşmayın. Onları tam olarak tanımadan onun hakkında bir görüş belirtmeyin. Amerikalı'yı abaza, kendini beğenmiş ve malın teki sanıyordum fakat hiç de öyle değilmiş. Gerçi hala Malın önde gideni o ayrı.
             Bugünlük benden bu kadar. Umarım siz de ait olduğunuz yerdesinizdir... :)

17 Aralık 2012 Pazartesi

Exlerin Doom Günüsü Kutlanmaz

Ya senin derdin ne olum??!! Niye doğdun keşke doğmasaydın mal beyinsiz mi deseydim yani? Bunu mu istiyosun he bunu mu? İyiki doğdun dedik insan bi teşekkür eder dimi. 'Sağol' yazsaydın. Bi sağol yazsan ölürmüsün kıt kafa. Aylardan beri Badem yüzüne hasretiz zaten bi de doğum gününü kutluyoruz cevap vermiyosun. Terbiyesiz pislik. Ya hepsini geçtim 'eyvallah bacım' desen bile razıydım. Ya hadi o da fazla bi 'Tşk' yazaydın. yoook. daha bitti. artık bademli çikolata bile yemem ben.. defol git daha da bittin benim için. umrumda bile değilsin gerizekalı iqsuz! bbbbb







NOT: Şuan Badem'li çikolata yiyorum(KOMİK DEĞİL)

11 Aralık 2012 Salı

Her Hikayenin bir Sonu vardır. Badem'in Yok

karne günü. 8 senenin bittiği gün. bütün kardeşliklilerin arkadaşlıkların bittiği gün. bizi ayıran gün. badem i benden ayıran gün... o kadar cok göz yası doktum o kadar cok ağladım ki gözümü kaplayan yas tabakasından etrafı göremez hale geldim. gördüğüm herkese sarılıp omzunda salya sümük agladım ve karsımdakı kısıyı de ağlattım.... ben öyle deli gibi hıçkıra hıçkıra ağlarken birden kafamı kaldırdım ve koridorun sonunda bana bakan bir çift badem göz gördüm. sanki yanıma gelip teselli etmek istiyorda gelemiyormuş gibiydi. ona koşup sarılmak istiyordum. bunu deli gibi istiyordum! hep istemiştim aslında. herşeye rağmen ona sarılınca herşeyi unutmayı... ama hiç bi zaman olmadı ve olmayacakta...
                  okullar kapandıktan hemen sonra sbs sınavı vardı ve gercekten çok güzel geçti. mesela ingilizceden 6 yanlışım 2 boşum var (15 sorudan)  ayy ne kadan güzel dimi imrendiniz kıskandınız bak biliyom  neyse işte iki gün daha geçti ve geldik pazartesi gününe. mezuniyet balosuna... mor elbisemi, mor topuklu ayakkabılarımı giyip saçımı yaptırdım.. herkes bir peri kızı gibi oldugumu söylüyordu.. oraya en son biz gidelim dedik ve babamla beraber Şekerpancarımı alıp balomuzun olacagı yere gıttık. arabanın kapısını actım, ayagımı dısarı atıp kafamı kaldırdım. ilk gördügüm yüz onun yuzuydu. anında gözgöze gelmiştik; BADEM. ellerini birleştirip gülümseyerek hoş geldiniz dedi. arabadan cıkıp asilce gülümsedim ve hoşbulduk dedim. babam gidince Şekerpancarıyla beraber içeri geçtik. hani en son biz gelecektik, herkes bize bakacaktı ya. işte hiç de öyle olmadı biz havalı havalı yürürken içeri bir girdik. amk masalar bomboş! mal gibi ilk biz gelmişiz. durup gözlerimi kapadım. şuan gercekten şişik bir balonun sönerken cıkardığı ses bizden de çıkıyor olmalıydı. gerçekten havamız sönmüştü. mal mal etrafa bakarak bi masaya oturduk. az sonra badem ve arkadası yanımıza geldi. gerizekalı bi şekilde tebessüm ederek "ihihi ay ilk biz geldik sanırıııım" dedim. sorunun mallıgından da belli olduğu gibi halim çok kötüydü. ama asaletimden ödün vermemeye çalışarak omuzlarımı dikleştirip kafamı kaldırdım elimi çantamın üstüne koydum. o sırada badem durdu masaya oturdu osmanla birlikte. ve Şekerepancarı'na "elbisen çok güzelmiş" dedi. ben de hem badem e hem de Şekerpancarı na pis bi bakış atıp "hıııh" dedim -içimden- sonra osman bana dönüp "kanki sende güzel olmuşsun" dedi. hay kahretmesin. ben bunu beklemiyordum ki! sende güzelsin ne demek?! badem Şekerpancarı'na nasıl elbisen çok güzel der!!!! sonra Şekerpancarı döndü ve Bademime "sen de çok yakışıklı olmuşsun" dedi. Heeeeyy ben görünmezmiyim acabaa??? ŞEKERPANCARIM BADEM BENİM UNUTTUN MU?! bu cümleyi duyduktan sonra gözlerim faltaşı gibi açıldı. anında osmana dönerek "sen daha yakışıklısın kanka emin ol" dedim. Şekerpancarı gülmeye başladı. o sırada gözgöze geldik ve yüzünde ağlamaklı bir surat ifadesi belirdi. tabiiki de ona yapıcaklarımı görmüştü gözlerimde. işte sonra biz dördümüz salak salak oturmaya başladık. sonra diğerleri de geldi. ayrı bi masaya geçtik. fakat Badem ayaktaydı ve kendine oturcak yer arıyodu. tam yanımdaki sandalyeyi açmışken Börtü Ozan'ı yanındaki sandalyeden ittirip Badem e seslendi "ay badem gel canım gel gel burası booooooş" yemin ediyorum ağzının ortasına çakıcaktım malın. üstelik sevgilisi de var!! ve baloda!! neyse işte yemek yedik falan beni dansa bi kaç kişi kaldırdı falan ayakkabılarımla badem i pancarı siktir ettim ve platform topuklarla halay çekmeye başladım. aheyahey kimse umrumda değil falan. bi baktım benim pancar hep Badem le. yok dans ediyolar yok halay çekiyolar. gözlerime bir ateş düştü. alevlerden etrafı göremiyorum. tuttum aleyna nın kolundan koştura koştura tuvalete gittik. kendimi ağlamamak için zor tutuyordum. aynanın karşısına geçtim kafamı eğdim. "yine aynısı olacak biliyormusun aleyna?" dedim. sadece susmuştu. "yarın sabah pancarı arayacağım ve o bana 'Badem bana çıkma teklifi etti diyecek. Kahretsin!" kafamı kaldırdım ve aynaya baktım. saçım, makyajım, kıyafetim.. hepsi Badem içindi. güzel olursam belki bugünlük beni sever demiştim. ama sevmemişti işte. en yakın arkadaşımla dans ediyordu. birden sinirlendim ve tuvaletten çıkıp geri döndüm. öylece oturdum hiç kalkmadım ayağa. durup düşündüm. her zaman yaptığım gibi. zaman öyle akıp gitti ve 'son dans şarkısı' çalacağını söylediler. umutsuzdum. son şarkıydı işte bitmişti. salak gibi çantamdan aynamı ve rujumu çıkarttım. ruju dudaklarıma götürdüm tam sürecekken arkamdan bi ses geldi "melingacığım dans etmek istermisin?" ruju aynayı bırakıp kafamı çevirdim. hafifçe eğilmiş, tek elini uzatmış, Badem gözleriyle bana bakıyordu. gelmişti. benimle dans etmek istiyordu. ağlamak istedim önce. sonra da kahkahalarla gülmek.. elimi uzattım ve piste çıktık. ona ilk defa bu kadar yakındım. ilk defa gözlerimizi çevirmiyorduk birbirimizden. gözlerimizin içine bakıyorduk öyle. sonra ben kafamı eğip güldüm "bu kadar topukluyla anca yetişmişim sana" dedim. "e olsun o kadar" dedi. sesi Badem. gözleri Badem. gülüşü Badem. meğer burnumu dibindeyken bile özlüyormuşum onu. o kafasını çevirdi ve yana baktı. bense onun ensesindeki saçları okşadım, yüzünü inceledim. hem onu izliyor hem de ona şiir fısıldıyordum..
"Aşkı hür bırakmak gerekirmiş..
çünkü o kanatlanıp. gökyüzünde uçarken güzel.
belki de hatam buydu benim.
aşkımı hür bırakamadım.
bu geceye kadar kelepçe vurup,
kalbimin en karanlık atmışım meğer onu..
Sevginin dünyanın en güzel şeyi olduğunu
Bu gece anladım.."
birden dönüp bana baktı gözlerimi çevirmedim. sonra tekrar kafamı eğip ayaklarımıza bakıp sırıttım.
"Bunu benden önce yapması gereken biri için neden yaptım bilemiyorum.
o benim gözümün önünde sana dokunurken ben hep sizi izlerdim..
ve o aşk o kör karanlık zindanlarda hep ağladı. kahretti
ama bak başarmış işte sevgilim
yaptığım hataya rağmen 'aşk' beni affetti.
Bu gece yaşadığım en güzel geceydi."
şarkı bitti. dans durdu. tahmin ettiğimden de kısa sürmüştü sanki. herkes dağılıyordu birbirleriyle vedalaşıyordu. bizde herkesle vedalaştık ve sonra Badem le karşı karşıya kaldık. elimi sıktı yanağımı öptü. ve "görüşürüz" dedi. ben de "görüşürüz" diye fısıldadım. Görüşürüz. yani belki birgün yine görüşürüz BADEM.. Hoşcakal Sevdiğim




                                                              *MUTLU SON*
                     


11 Mart 2012 Pazar

herşeye rağmen yaşıyoruz işte


of bu nasıl bi hayat! tamam anladık. hayatta aşktan daha önemli şeyler var. zaten aşkı falan hepten siktir ettim ama bu seferde dedim hadi bi ineklik yapayım kendimi derslerime veriyim ama onu bile beceremedim. şimdi ben böyle mal mal ders çalışıyorum falan bir yandan da "kesin bu deneme sınavında mükemmel yapcam, ful çekcem, hocalar beni tebrik etcek. annemlere falan da 'bu çocuk bu zekayla burda harcanıyo' diyecekler. ama ben arkadaşlarımdan ayrılmamak için başka bir okula yada başka dersaneye gitmek istemicem" falan işte böyle ergen ergen hayaller, bi umutlanma filan. ama ne oldu? deneme sonuçlar bi geldi pir geldi. hepsini 'a' yapsaymışım daha iyi olurmuş gibi bi şey oldu. ben de baktım umut yok. puanımla hava atmicam gittim eve anneme anlattım söyledim sonuçlarımı. allahtan babam evde değildi. başladım ağlamaya. ama nasıl yırtıyorum kendimi."ben çok çalışmıştım! neden böyle oldu! ben malmıyım?" falan diye tepiniyorum. annem de acıdı bana. " ben senin çalıştığını biliyorum" gibisinden şeyler söyledi. sonra da moralim bozuk diye kaptım bilgisayarı. prensesler gibi takılıyorum facede :D aslında o ders çalışıyorum dediğim de tam olarak çalışmak değildi. test kitabının arasına dergi veya kitap gibi şeyler koyarak ders çalışıyor görünümü veriyor, hem de öyle kafama göre takılıyordum.
                bir de bu aralar hayattan gerçekten keyif almaya başladım. her şeyi dilediğim gibi yapmaya çalışıyorum. anı yaşamak gibi bir şey işte. her zaman neşeli, mutlu ve dinç olmak istiyorum. zaten içim kıpır kıpır. ve biraz da çatlak olduğumdan bu hiç de zor olmuyor. hem derslerime çalışıyorum hem arkadaşlarımla takılıyorum, ailemle de.... neyse oralara gelmeyelim aile hayatım pek parlak değil. sürekli kardeşimle kavga ediyoruz. niyeyse annem de bu kafasına çok takıyor. vay ne biçim çocuklar yetiştirmiş vay ne biçim kelimeler kullanıyormuşuz. falan filan. bu kavgalarımızı o kadar çok gözünde büyütüyor ki resmen psikopatlık derecesine getiriyor. ama o böyle söylenirken biz kardeşimle çoktan ateşkes ilan etmiş oluyoruz. babama gelince o zaten bu tür şeyler ve annemle benim isteklerimizden sıkılıp evden kaçacak delik arıyor resmen. bizim apartman aile apartmanı zaten en altta babanemler oturuyo onların bir üstünde amcamlar, amcamların üstünde biz, bizim karşımızda da halamlar. babam da çıkıp babannemlere filan gidiyo işte. adam aslında bir yerde haklı. işten eve gelir gelmez kapıda başlıyorum "baba bunu aldın mı? harçlığımı neden bırakmadın? baba şuraya gitmek istiyorum. baba ben piyano istiyorum!" sonra hep beraber mutfağa geçiyoruz. ben mola verip, yemek yerken annem başlıyor. "yeni halı alcam. kardeşimle alışverişe gideceğiz, para bırak. annemlere gideceğiz. evde hiç domates kalmamış" biz isteklerimizi sıralarken de ezik kardeşim hep susuyor. zaten her erkek gibi tek ihtiyacı top ve -kanında ineklik olduğundan dolayı- kalem olan garibim boynu bükükler gibi babamın bizimle cebelleşmesini izliyor.  neyse yeaa aile çok sıkıcı bir konu.
              geçen gün okul çıkışında Şekerpancarı'mla beraber eve doğru gidiyoruz. tabi bir izdiham. sabahçılar çıkıyor, öğlenciler geliyor falan. biz öyle avare avare yürürken arkadan bir çocuk geldi ve Şekerpancarı'na "Abla arkadan frikik veriyorsun" dedi. anam beni aldı bir gülme krizi. hemen kenara geçtik ben baktım bunun eteğine. eteğin arkası katlanmış o kadar komik duruyor ki. Allah tan montu uzundu geri zekalının yoksa durum vahim yani. neyse işte ben düzelttim bunun eteğini falan ikimiz de güle güle gittik eve.
        cuma günü de okulda kepli fotoğraf çekilecekti. Anam millet bir süslenmiş. dersin ki düğün var. zaten bizim sınıfın inek takımı bile çatlak. hem çalışkan, hem de kopmalıklar. onlar da bir güzel olmuşlar falan. böyle saçlarını açmışlar, fondöten falan sürmüşler. ben de çok abartmak istemedim açıkçası. gittim halamlara.  şimdi benim halamın 20 yaşında çok iyi benim arkadaşımmışgibi olan bi kızı var ve ben onu çok seviyorum acaba ismini ne koysam... hımmss o psikoloji okuyo o zaman onun adı Psikoabla olsun o.o. işte gittim ben Psikoablamın yanına benim saçlarımı düzleştirdik. oldukça hoş ve sade oldum. ertesi gün de okulda her teneffüs tuvaleti ziyaret edip saçımızı başımızı düzelttik. ilk teneffüs gittiğimizde 'd' sınıfından Aysular falan da oradaydı.aysu tuvaletin kalabalığından sıyrılarak yanımıza geldi. "bugün tuvaletler dolup taşacak. kızlara gelen çıkma teklifi sayısı artacak. kızların dökülen saçlarını toplamaya yetişemeyen hizmetliler isyan çıkaracak." dedi. Aysu'nun bu lafları hepimizi güldürmeye fazlasıyla yetmişti. böylece saçımızı düzeltip neşe içinde tuvaletten çıktık. böyle her ders bir heyecan 'belki bu ders gelirler' falan diye içimizde bir kıpırtı. en sonunda beklediğimiz an geldi ve en sevmediğimiz hocanın dersinde bizi fotoğraf çekimi için çağırdılar. toplam altı tane kep vardı. hepimiz sırayla dönüşümlü olarak giyip fotoğraf çekildik. kep benim kafaya hemen oturdu. zaten saçlarım normalde kabarık. ben çekildim sonra bir başkasına verdim. ama Şekerpancarı bir türlü takamadı o kepi. tel tokalarla da tutturduk, kıskaçlı tokaları da denedik yok. olmuyor. en sonunda fotoğrafçı aldı kepi bir taktı. kep bunun alnına geldi. mal gibi oldu. Şekerpancarı da fotoğraf çektirdikten sonra da üzüldü zaten. e tabi ben olsam ben de üzülürdüm. sonuçta hayatında bir kere ilkokuldan mezun olacaksın. neyse sonra sınıfça fotoğraf çekildik falan öyle geçip gitti. akşam da psikoablamlara gitmek için hazırlık yapıyordum ki dersaneden kankam, pofidiğim aylin aradı. onunla konuştuk falan. biz buna Şekerpancarı, Mırıl, ben süpriz doğum günü hazırlamıştık. yaklaşık bir hafta önce falan. bu da çok duygulanmış falan. bunun bi arkadaşı var ismi Pelin midir nedir. aylin'in en zor zamanlarında onun yanında olmuş. ben onun hayatına girene kadar bu pelin onun en iyi arkadaşıymış. aylin de her gün bunu arıyor falan. ama kızı bir görsen resmen aylin'in duygularıyla falan oynuyor. işte aylin önceden tuzla da oturuyormuş sonra annesiyle babası ayrılınca annesi ve kardeşiyle buraya gelmişler. pelinle de tuzladan arkadaşlarmış. aradakı mesafe uzak. o pelin çoktan yeni arkadaş bulmuştur, konuşma onunla diyorum bu beni dinlemiyor. alışkanlık haline getirmiş kız ne yapsın. en sonunda dediklerimi düşünmüş, doğru olduğuna karar vermiş "Sen benim bir kaç aylık arkadaşımsın. Pelinse benim yıllardır arkadaşım. sen bana sürpriz doğum günü hazırlıyorsun ama o beni aramıyor bile. seni çok seviyorum" falan dedi. lan bir sevindim bir mutlu oldum anlatamam.insanları özellikler yakın arkadaşlarını mutlu etmek çok güzel bir duygu. telefonu kapatıp Psikoablamlara gittim. benden bir yaş büyük olan kuzeni Sena da onun yanında gelmişti. Halam ameliyat olduğundan dolayı o gece hastahane de Sena'nın annesi kalacaktı. Sena da çağla ablamla beraber gelmişti. neyse işte biz üçümüz geçtik içeri oturup 'adını feriha koydum' u izledik. zaten Çağatay'a hastayım. yok böyle bişi yani. çok taş! hele o Emir rolü de ona bir yakışıyor Allah'ım yarabbim yerim yaaa.
               izledik falan hep beraber diziyi. sonunda mal cansu Emir ile Feriha'yı zehirledi. üçümüz birden küfür ettik. hele o güssüm yok mu? Allaaah. o ne? gitti hande olcam diye saçını boyattı. o da ayrı bir amele zaten. senin cürümün ne yavrum Hande olmaya çalışıyorsun. of gerizekalı.
            . İnanın bana Hayat  Çatlakken  Daha Keyifli. ;)


       

9 Mart 2012 Cuma

Eden bulurmuş demişti. kendi etti kendi buldu


Biricik, Canımcık, Şekercik, kankam Karadutum Mırıl... önceki yazılarımda bahsedemediğim için ondan özür diliyorum.. oysa hayatımın yarısı onunla ve Pancar'la geçiyor. aslına bakarsanız Pancar'ın tripleri, Mırıl'nın atarları falan derken çok fena arada kalıyorum. hatta geçen gün saçma sapan emir ve feriha yüzünden küstüler! emir feriha'ya tokat atıyomuş, Mırıl "iyi oldu iyi oldu" demiş. Pancar'da onu sınıftan kovmuş, sonra Pancar da Mırıl'nın kalemi kalmış, onu götürmeye gidip, ondan özür dileyecekmiş. Mırıl ona sırtını dönmüş, Pancar da kalemi fırlatmış, gitmiş. sonra Mırıl daha çok kırılmış falan filan... yani, ne kadar çocukça şeylerden dolayı küstüklerini anlamışsınızdır..
    Ayrıca.. Bu aralar oldukça neşeli hissediyorum kendimi. derslerimi düzeltmeye çalışıyorum, yedi gün yirmi dört saat arkadaşlarımla eğleniyorum ve hatta odamı bile topluyorum! bu gerçekten de benim için büyük bir adım!
         geçen hafta dersanede Ponpon'u gördüm. geçen yılki hali geldi gözümün önüne. o neşesi, popülerliği, tatlılığı sanki Badem ile birlikte onu terk etmişti. yüzü çökmüştü. suratında umursamaz ve yorgun bir ifade vardı. kollarına devamlı faça atıyor, ulu orta yerde Badem'i düşünerek ağlıyordu. iyice salmıştı kendini. onu böyle görmek beni gerçekten çok üzmüştü. arkadaşımdı o benim sonuçta. her ne kadar bana ihanet edip, kalbimi kırmış olsa da kardeşimdi. onu izleyerek bunları düşünüyor ve onun adına üzülüyordum ki birden bire aklıma geçen yıl onun bana söylediği söz geldi. ağlıyordum. Badem benden nefret ettiğini söylediği için ağlıyordum. "intihar etmek istiyorum" demiştim. yeren bir taş alıp bileklerimi çizecektim. ama taşa uzandığım anda Ponpon elimi tutmuştu ve gözlerimin içine bakarak bütün samimiyetiyle "yapma" demişti. "o bir gün sana yaptıklarının bedelini ödeyecek. unutma kardeşim. eden bulurmuş." onun bu sözleri, masum bakışları beni ikna etmişti. ben de taşı elimden atıp ona sarılıp ağlamıştım. o bana o kadar güzel destek olmuştu ki o zor zamanlarımda. ama meğersem her şeyin bir bedeli varmış. o gözünü bile kırpmadan benim sevdiğime gönül verdi ve onunla çıktı. beni gerçekten çok üzdü. ve şimdi ise kendi söylediği sözün kurbanı olmuş durumda. Badem.'in tehlikeli olduğunu, onun bana yaptıklarını biliyordu. ama ne olursa olsun içten içe üzülüyorum ona. e sonuçta gönül bu ota da konar boka da.  mal Badem. hem ikimizin de kalbini kırdı hem de aramıza girdi. biz de hala onu adamdan sayıyoruz. hatta geçen gün okul çıkışında bunu gördüm. yanında da bizim sınıftan bi çocuk vardı. işte bunlar bi grup oluşturmuşlar gitar filan çalıyolar. Badem'in yanındaki arkadaşım da bu grupta. o gün de pastanenin birinde bunlar çıkıp çalcaklardı. arkadaşımın yanına bunu görünce dedim gideyim bunların yanına arkadaşıma "bu gün pastaneye çıkıyomuşsunuz yia" falan diye sohbet kurayım.onu takmayayım falan. tam hızlandım. bunlara yetişeyim diye koşuyorum. hobaaa geçen yılki ezeli rakibim tarhana kafa ve ayak takımı. lan bunlar geçen yıl mezun oldular hala hayatıma sıçıyorlar. zaten Ponpon'u da Badem'i de bunlar popi yapmışlardı. sonra Ponpon ile küstüler falan. neyse tabi bunlar var diye ben tırıs tırıs evimin yolunu tuttum. gidemedim de yanlarına. bir taraftan kasılıyorum. yanlarından geçerken bir taraftan da demek ki hayırlı değilmiş diyorum falan. işte öyle mal gibi evime gittim falan hüsranla. evde üstümü değiştiriyorum bir yandan da kendi kendime konuşuyorum. . aman neyse yaaa. salla gitsin. bundan sonra takmicam ben de zaten. ergen ergen yaşayıp gitcem.

6 Mart 2012 Salı

Merhabaaa


söze nasıl başlayacağımı bilmiyorum. kendimi anlatmaya nasıl başlayacağımı da bilmiyordum. zaten benim için her zaman zor olan şey şu "başlangıç" bölümüdür. hatta hayatım boyunca bile çoğu şeyde başarılı olamamamın nedeni doğru başlamamak ya da başlayamamak olabilir. neyse neyse en iyisi geçelim bunları. ilk olarak adım melinga falan değil. o bir rumuz. arkadaşlarıma çok bağlı biriyim. belki çok küçük olduğumu düşüneceksiniz ama 8. sınıftayım çoğu düşüncemin yetişkinlerin düşüncelerinden daha olgunca olduğunu düşünüyorum. bu arada 'olgunluk' benim için sadece ve sadece bazı düşüncelerde geçerlidir. aslında oldukça çatlak ya da çılgın biriyim. artık siz nasıl adlandırıyorsanız... buraya hem kendi hayatımı yazmayı yani günlük olarak tutmayı hem de aklımda bazı hikayeler var. onları yazmayı planlıyorum. çikolata ya bayılırım. o benim her şeyimdir. kendimi bu kadar anlatmanın yeterli olacağını düşünüyorum. zaten ben buraya yazmaya devam ettikçe siz de beni daha iyi tanıyacaksınız. şimdi gelelim geçmişime. anlatmam gereken en önemli yere... hayatımın dönüm noktasına...
              yaklaşık 2 yıl önce... nisan aylarıydı. sbs sınavına çok az kalmıştı. her gün dersaneye gidiyor sabahtan akşama kadar test çözüyorduk. daha doğrusu başkaları çözüyordu. biz sallıyorduk. öğle tatillerinde ise dersaneden kaçıp bizim evin önündeki fırında limonata falan içiyorduk ben, ŞekerPancarı ve ponpon. o zamanlar ponpon benim en iyi arkadaşımdı. ona herşeyi anlatırdım. 
          her şey yine üçümüz o pastanede otururken başladı. biz üçümüz limonata içiyorduk ve kıkırdıyorduk. ve sonra hemen çaprazımızdaki masaya o geldi arkadaşıyla. uzun boylu. basketbolcu. kumral. kahverengi gözlü. Badem...
             ilk kez o zaman göz göze gelmiştim onunla. ilk kez kalbime işlemişti bir insanın bakışları. ona orada aşık oluvermiştim. oysa ponpon onun burnu kaf dağında bir salak olduğundan yanaydı. kız olmama rağmen onun peşinden gerçekten çok koştum. iki yıl boyunca kalbim sadece onun için çarpmıştı. ama bazı olaylar çoğu şeyi değiştirdi. onunla hiç çıkmadık sadece uzaktan izledim ben onu. o değilde, sarılıp ağladığım, hayallerimi bile anlattığım, minik,  omuzlarına göz yaşlarımı döktüğüm canım arkadaşım ponponun ihanetini tatmak çok koymuştu bana. aramızı yapmak için badem ile konuşuyordu. ama badem bana teklif etmek yerine ona teklif etmişti. hem de aramız iyiyken. badem ponpona "melinga aslında güzel ama çok utangaç. okullar açılınca onunla daha iyi tanışıp çıkmak istiyorum" demişti. işte ponpon un bana bunları söylediği gün benim için hayatımın en güzel günüydü. ben de o sevinç haliyle belki de hayatımın en büyük hatasını yaparak facebook da engelini kaldırıp hemen arkadaşlık isteği yolladım. hatta ilk ben ona mesaj attım. salaklık işte. ama hemen her şey olsun istiyordum. hemen konuşmaya başlayalım, arkadaş olalım ve sonra da çıkalım.... 
          o gün akşam feyse girip badem ile konuşmaya başladım. benimle o kadar güzel konuşuyordu ki sanki karşımdaydı ve gözlerimin içine bakarak -hiç olamayan- ikimizin şarkısını söylüyordu. kalbim bir an olsun yavaşlamadan hızla çarpıyordu. o günden sonra neredeyse her gün konuşmaya başladık. ama ben yine bir hata yapıp ona hep ponpon dan bahsediyordum. öyle böyle derken okullar açıldı. tabi biz hala feysden konuşuyorduk ama okulda ne selam veriyoruz birbirimize ne de bir tebessüm ediyor, el sallıyorduk. işte bir gün yine okuldan geldim badem ile konuşuyoruz. bana "ponpon sende online mi?"  dedi. ben de "hayır" dedim o da benden ponponu aramamı istedi. badem ona bir şey söylemiş. o da yanlış anlayıp badem'e trip atmış ve feysden çıkmış. tabi ben hemen benim hakkımda bir şey söylediğini düşünerek telefon sarıldım. telefona ponponun annesi çıktı ve evde olmadığını söyledi. bunu badem e söyleyip bilgisayarı kapattım ve heyecan içinde akşamı bekledim. akşam olunca da annemin telefonunu alıp onu aradım. heyecan ve stres içinde badem'in ona ne söylediğini sordum. durdu ve "melingaaaa" dedi üzgün bir sesle. "badem bana çıkma teklifi etti!"
           hayat durmuştu. dünya sanki artık dönmüyor gibiydi. orada öylece kalakalmıştım. yere oturdum. telefon kulağımda ağlamaya başladım. telefonun diğer ucundan sesimi duyan ponpon "ağlama" falan demeye çalışıyordu. bense ona hiç bir şey demeden telefonu kapattım ve bağıra bağıra ağlamaya başladım. annem evde değildi. kardeşim yanıma geldi ve ne olduğunu sordu. kapıyı üstüne kapatıp yatağıma uzandım ve kafamı yastığa gömüp öyle ağladım. neden ben değildim de oydu? neden bir türlü olmuyordu? neden o de beni sevmiyordu? hepsinin cevabını ararken kendimi kaybetmiştim soruların arasında. 
                bunu öğrendikten sonra ilk feyse girdiğim zaman badem e masaj attım ve onunla  kavga ettik. ne yapacağımı, nasıl davranacağımı kestiremiyordum. uzun bir süre feyse girmekten korktum. çünkü girersem irademe sahip olamayıp onunla konuşurdum.  ne kadar inkar etmesem de onu hala seviyordum.
              aradan bir ay geçince ponpon badem in teklifini kabul etti. ben de o zamanlar 'unuttum' 'unuttum' diye dolaşıyordum. tabi ki öyle bir şey yoktu. işte onların çıktıklarını öğrendiğim gün dersanede onu gördüm ve sarılıp mutluluklar diledim.  değişmişti ve hayatımın en berbat anını yaşatmıştı bana. küçücüktü, çocuksuydu bir zamanlar ama beni üzmüştü işte. o hep kardeşim dediğim minik kızın hiç büyüyeceğini düşünmediğimi fark etmiştim. ama onu dersanede görünce aslında çok büyüdüğünü düşündüm ve hatta olgunlaştığını.o yıl çok zor geçmişti benim için. bademle hiç konuşmuyorduk, birbirimizin yüzüne bile bakmıyorduk. o yıl en iyi arkadaşım ŞekerPancarı  olmuştu. ŞekerPancarı  badem ile aynı kulüpteydi. ona beni anlatıyordu hep. sonra da konuştuklarını doğrudan bana aktarıyordu. bir defa badem ŞekerPancarı nın fenerbahçe li bilekliğini alıp oynamaya başlamış. Pancar da onun elleri değdi diye peçeteye sarıp bana getirmişti. ben de onu aynen o şekilde yastığımın altına koymuştum. böylece yanımda olduğunu düşünüp kendimi kandırıyordum işte. diğer taraftan sınıfta bir grubumuz vardı. ismet, ozan, BörtüBörlemez, ŞekerPancarı  ve ben. 7. sınıfın ilk dönemi çok iyi arkadaştık. gerçekten kardeştik. ikinci dönem çıkma olayları falan oldu. tabi ben bunlara hiç karışmadım. öyle böyle grubumuz dağıldı gitti. o yıl bayağı boşladım derslerimi. aklım hep badem deydi. bu yüzden sınavım kötü geçti ve bir önceki yıldan neredeyse 50 puan düşük aldım. 
              şu an ise 8. sınıftayım ve kendimi derslerime verdim. badem i sevmiyorum artık. onu tamamen unuttum. ama biliyorum geçmişe dair beni çok üzen hatıralarım var. ve birazcık deşilirse açılacak yaralar . çünkü biliyorum ki kalbimde hala onun sıcak külleri var. ama onu düşünmediğim için  sorun  yok. bu yıl zaten son. seneye ayrı okullarda olacağız ve onun yüzünü bile görmeyeceğim. ben böyle mutluyum. hayatımdan memnunum. arkadaşlarımı, yaşamımı seviyorum. ve de yeni bir aşk istemiyorum.