Ne olursa olsun en sonunda bir şekilde dönüp dolaşıp Badem'e döndüğümü fark ettim. Her kim karşıma çıkarsa çıksın bir şekilde bitip gidiyor ve ben her seferinde Badem'i yeniden düşünmeye başlıyorum. Karşımdakilere beslediğim duygular ne kadar yoğun olursa olsun hiç bir zaman onun gibi olmuyor. O benim ilk aşkımdı ve hayatıma her ne kadar erkek girerse girsin onun yeri gerçekten çok ayrı. İçimde ona karşı beslediğim aşkın küçük kıvılcımları ve külleri hiç gitmiycek oradan biliyorum. Ve hep dönüp baktığımda aynı sıcaklığı hissedeceğim..
Bunun yanında Badem ile ilgili daha farklı şeyler de fark ettim. Ben onun hep kendine beğenmiş, kötü kalpli birisi olduğunu düşünürdüm. Ama o özünde hiç böyle bi insan değil. Sadece ben onu böyle gördüm. Önceden kendimi beğenmediğim, kendimle savaştığım için hep içimde bir yerlerde onun beni beğenmeyeceği hissi vardı. Ve ben bu yüzden hep onunla savaştım. Hatırlıyorum da.. Eğer ona daha iyi davransaymışım belki durum şimdikinden çok daha farklı olurmuş. Ya da başkaları aracılığıyla söylediğim duygularımı kendi ağzımla söyleseydim..
Her şey bir yana Karamel'i ciddi ciddi unutmaya başladım. Aslında bu beni gerçekten üzüyor çünkü herşey bir anda oldu bir anda kalbimden buharlanıp uçtu sanki.
Hayatımda kimse yok yalnızlık hissiyle boğuşuyorum. Hatta yalnızlıktan ağlıyorum. Hayatıma giren son erkek sanki Karamel miş gibi. O kadar büyük bi umutsuzluk var ki içimde. Tumblr'da sürekli öpüşen yiyişen sarılan çiftler. Sokakta el ele dolaşan çiftler. Televizyonda romantizme boğulmuş çifler. Her yerde, her şeyde, her konuda, her şarkıda. Çiftler, çiftler, çiftler ve ÇİFTLER!
Geberin artık ben tekim !
Şu son iki gündür oldukça ekşınlı ve yalnız geçiyor. Pazartesi günü Mırıl'a iftara gittik. Üçümüz oturup eskilerden bahsettik. Konuştuk, ağladık.. ŞekerPancar'ı da sevgilisinden ayrılmıştı zaten. Ama yine de her zamanki gibi duygusal konuşmayı ve ağlamayı başlatan ben oldum. "Siz çok güzeldiniz" demiştim ŞekerPancarı'na. Ve gözlerim dolmaya başlamıştı. Aslında ağladığım şey tam olarak onlar değildi. Yalnız oluşuma ağlıyordum. Hep yalnız kalacağıma. Kimse Alperen'in ŞekerPancarı'nın gözlerine baktığı gibi benim gözlerime bakmayacaktı. Kimse beni öyle koruyup kollamayacaktı. Yalnızlık hissi öylesine gelip oturmuştu ki içime. Onunla nasıl baş edeceğimi bilmiyordum. Her zaman yaptığım gibi takmayarak geçiştirmeye çalıştım önce. Şimdiyse ağlayarak ondan kurtulmaya çalışıyordum. Ne kadar ağlarsam ağlayayım bir türlü bitmiyordu. İçimde öyle yer etmişti ki hep orda kalacak gibiydi.
Hepimiz hüngür hüngür ağlarken Mırıl birden bir heyecanla "mesaj at lan" dedi. Bunun üzerine hep beraber düşündük ve ŞekerPancar'ı Alperen'e mesaj attı. Bir kaç kelime konuştuktan sonra çocuk bunu çağardı. Okulun oradaki parkta buluşalım dedi. Biz de kabul ettik. Mırıl kalktı hazırlandı üstünü giyindi. ŞekerPancar'ı saçını başını yaptı süslendi. Yalnız saat gecenin 11'i. Ve ŞekerPancarı'nın annesiyle benim annem bizi teravide sanıyor. Gidip Mırıl'ın annesinden de Pancar'ların bahçesinde oturacağız diye izin aldık. Tatlıları tek lokmada ağzımıza atıp evden çıktık. Pancar önde biz arkada koşmaya başladık. Koşa koşa okulun parkının üstündeki yolda geldik ve beklemeye başladık. Yaklaşık 15 dakika içinde Onur ve Alperen yanımıza geldiler.
İkisi yalnız konuşmak için önden yürümeye başladılar. Onur, Mırıl ve ben de taşların üstüne oturup konuşmaya başladık.
"Biliyor musun?" diye fısıldadım Onur'a. "Karamel'i unuttum artık."
Şaşırmıştı biraz. Durup baktı. Sonra sırıttı. Şaşırılmayacak gibi değildi. Onu öyle çok seviyordum ki birden bire unutabilmeme ben de şaşırmıştım.
"Ama kesinlikle doğum gününde ona mesaj atacağım"
"Kesinlikle atmalısın. Doğum günleri önemlidir."
"Evet. Hem de çok"
Böyle dalıp gitmişken Alperen'in kuzeninin sigara içerken Mırıl'ı kestiğini fark ettim. Lacivert düşük bel pantolonu ve parmak arası iğrenç terlikleriyle Mırıl'ın kafasındaki apaçi, kıro, keko özelliklerini fazlasıyla tamamlıyordu.
O tipi, Mırıl'a bakışları ve Mırıl'ın yüzündeki iğrenen ifade üçlüsü yüzünden gülmeme engel olamamıştım. Onur tam ne olduğunu soracakken Alperen ve ŞekerPancar'ı geldiler. Tabi ki de barışmışlardı. İç çekip onlara baktım. Mutlulardı. Çok mutlu.. Ben de mutluydum. Yalnız ama mutlu. Kalabalığın içinde yalnız ama yine de çok mutlu. Belki bir sevgilim olsa yine de yalnız hissedecektim. Hiç sevgilim olmadı nasıl hissedeceğimi bilemiyorum o yüzden. Ama bildiğim tek bir şey var o da sevilmek istediğim. Koşulsuz ve sonsuz sevilmek, benimsenmek ve birisine güvenebilmek. Ve bu onca olaydan sonra sanırım oldukça zor olacak...
NOT: Tumblr'da bloğumu okuyan ve burda ondan hiç bahsetmediğim için kırılan anonim arkadaşım, Özür dilerim. Lütfen anonimlikten çık
31 Temmuz 2013 Çarşamba
27 Temmuz 2013 Cumartesi
Bininci Kez Kalbimin Kırıklıklarını Topluyorum..
Anlamıyorum. Hem de hiç anlayamıyorum. Civciv herkesten farklıydı. Masumdu, iyi kalpliydi. Başkaydı o. O telefon konuşması... Sadece bir telefon konuşması onun hakkında düşündüğüm her şeyi gözden geçirmeme sebep oldu. Badem gibi değil diyordum. Ondan sonra başka birini istemiyordum. Kendimi ondan başkasıyla düşünemiyordum. Hatta Françisko'yla bile.
Her şey TRUE ile konuştuktan sonra olmuştu. Onun aslında bir melek olmadığını öğrendim. Sandığım kadar saf, masum.. Aslında en başından beri altında böyle bir şeyin olabileceğini hissedebiliyordum. Ama ne kendime söyletiyor ne de başka birinin söylemesine izin veriyordum. Gerçeklerden uzak, onun nasıl çocuksu bir masumiyete sahip olduğunu izlediğimi sanarak kendimi kandırıyordum. Ta ki o telefon konuşmasına kadar.. Gerçekler bütün acımasızlığıyla yüzüme vurulurken ona 'Dur' demeye imkanım olmamıştı. Birden bire şak diye söyledi.
"O Bir Şeytan.. O saf, masum, suçsuz gözüken bir şeytan"
Bütün hayallerim, umutlarım ve onun adına olan her şey birden uçup gitmişti. Her şey zihnimde darmadağın olmuştu. Söylediklerimin farkında değildim çoğunlukla. Hala kulaklarımda onun hakkında söylediği şey yankılanıyordu. Şeytan..
Ve sonra yine aynı şeyi yaptım. Çaresiz, umutsuz ve küçük düştüğüm anlarda kendimi ezdirmemek, özgüvenimi yitirmemek için yaptığım şeyi. Zaten bunu en başından beri biliyormuş ve önlem alıyormuş gibi davrandım. "Unutmak kolay" dediğimi hatırlıyorum. "Ona asla mesaj atmayacağım. Doğum gününde bile yazmayacağım"
Her ne kadar inkar etsem de kabullenmek çok zor oldu. Kendimi her türlü şeye hazırladığımı sanıyordum. Beni istememesine, duygularımla oynamasına, gözümün önünde başka kızlara sarılıp onları öpmesine, başka biriyle evlenmesine ve hatta benden nefret etmesine bile alıştırmıştım kendimi. Ama bu.. Bu o kadar farklı bir şeydi ki... Bu sefer tam anlamıyla çalışmadığım yerden çıkmıştı. Günlerce bunu düşündüm. Kimseye söyleyemedim. Kimsenin onun hakkında kötü bir şey söylemesini istemiyordum. Adeta kendimle savaştım günlerce. Herkes hata yapabilir dedim. Belki de bazı şeyleri yanlış anlamışımdır. Belki de .True bazı şeyleri yanlış anlamıştır. Civciv'in kuzeni bir anlık öfkeyle olayları öyle bir anlatmıştır ki .True da ondan nefret etmiştir. Ya da Civciv her şeyi içine atmış en sonunda dayanamayıp kuzenine patlamıştır..
Bunlardan hiç biri doğru değildi ama hepsini en ince ayrıntısına kadar düşünüp teker teker hepsinin gerçek olabileceğine inandırmıştım kendimi. En sonunda bu sabah kalktığımda kendimle yüzleştim ve gerçekleri kabul ettim. Bunun ne kadar zor olduğunu anlatmam mümkün değil. Sevdiğim, aşık olduğum çocuk sandığım insan değildi ve bu düşünce kalbimi delip geçiyordu. Ve biliyor musunuz hala da öyle. Bir anda bütün hayatımı değiştirdi. Hayatımın her yerine onu koymaya başladım. Tuttuğu takımı tuttum. Memleketine gidip kendi memleketimmiş gibi sevdim. Onun arkadaşlarını tanımaya çalıştım. Hemşerilerimi kardeşim gibi gördüm bağrıma bastım. Onun dinlediği müzikleri dinledim. Hatta o eski sevgilisine döndüğünde bile saygı gösterdim. Oysa o benim olduğunu sandığım insan bile değildi. O bambaşka birisiydi ve ben bunu görememiştim... Ve hala da görmek istemiyordum. Gerçekler..
Gerçekler gerçekten canımı acıtmıştı...
Her şey TRUE ile konuştuktan sonra olmuştu. Onun aslında bir melek olmadığını öğrendim. Sandığım kadar saf, masum.. Aslında en başından beri altında böyle bir şeyin olabileceğini hissedebiliyordum. Ama ne kendime söyletiyor ne de başka birinin söylemesine izin veriyordum. Gerçeklerden uzak, onun nasıl çocuksu bir masumiyete sahip olduğunu izlediğimi sanarak kendimi kandırıyordum. Ta ki o telefon konuşmasına kadar.. Gerçekler bütün acımasızlığıyla yüzüme vurulurken ona 'Dur' demeye imkanım olmamıştı. Birden bire şak diye söyledi.
"O Bir Şeytan.. O saf, masum, suçsuz gözüken bir şeytan"
Bütün hayallerim, umutlarım ve onun adına olan her şey birden uçup gitmişti. Her şey zihnimde darmadağın olmuştu. Söylediklerimin farkında değildim çoğunlukla. Hala kulaklarımda onun hakkında söylediği şey yankılanıyordu. Şeytan..
Ve sonra yine aynı şeyi yaptım. Çaresiz, umutsuz ve küçük düştüğüm anlarda kendimi ezdirmemek, özgüvenimi yitirmemek için yaptığım şeyi. Zaten bunu en başından beri biliyormuş ve önlem alıyormuş gibi davrandım. "Unutmak kolay" dediğimi hatırlıyorum. "Ona asla mesaj atmayacağım. Doğum gününde bile yazmayacağım"
Her ne kadar inkar etsem de kabullenmek çok zor oldu. Kendimi her türlü şeye hazırladığımı sanıyordum. Beni istememesine, duygularımla oynamasına, gözümün önünde başka kızlara sarılıp onları öpmesine, başka biriyle evlenmesine ve hatta benden nefret etmesine bile alıştırmıştım kendimi. Ama bu.. Bu o kadar farklı bir şeydi ki... Bu sefer tam anlamıyla çalışmadığım yerden çıkmıştı. Günlerce bunu düşündüm. Kimseye söyleyemedim. Kimsenin onun hakkında kötü bir şey söylemesini istemiyordum. Adeta kendimle savaştım günlerce. Herkes hata yapabilir dedim. Belki de bazı şeyleri yanlış anlamışımdır. Belki de .True bazı şeyleri yanlış anlamıştır. Civciv'in kuzeni bir anlık öfkeyle olayları öyle bir anlatmıştır ki .True da ondan nefret etmiştir. Ya da Civciv her şeyi içine atmış en sonunda dayanamayıp kuzenine patlamıştır..
Bunlardan hiç biri doğru değildi ama hepsini en ince ayrıntısına kadar düşünüp teker teker hepsinin gerçek olabileceğine inandırmıştım kendimi. En sonunda bu sabah kalktığımda kendimle yüzleştim ve gerçekleri kabul ettim. Bunun ne kadar zor olduğunu anlatmam mümkün değil. Sevdiğim, aşık olduğum çocuk sandığım insan değildi ve bu düşünce kalbimi delip geçiyordu. Ve biliyor musunuz hala da öyle. Bir anda bütün hayatımı değiştirdi. Hayatımın her yerine onu koymaya başladım. Tuttuğu takımı tuttum. Memleketine gidip kendi memleketimmiş gibi sevdim. Onun arkadaşlarını tanımaya çalıştım. Hemşerilerimi kardeşim gibi gördüm bağrıma bastım. Onun dinlediği müzikleri dinledim. Hatta o eski sevgilisine döndüğünde bile saygı gösterdim. Oysa o benim olduğunu sandığım insan bile değildi. O bambaşka birisiydi ve ben bunu görememiştim... Ve hala da görmek istemiyordum. Gerçekler..
Gerçekler gerçekten canımı acıtmıştı...
23 Temmuz 2013 Salı
Geçmişi Silmenin Bir Yolu Yok
Arkadaşlarımı o kadar çok özlemişim ki burada anlatmaya çalışsam beceremem. Eve döner dönmez hemen Mırıl'a koştum ve yolculuk hakkında uzun uzun konuştuk. Ertesi gün İkkolata ile alışveriş merkezlerine aktık. Önce babam ve kardeşimle beraber gidip uzun zamandır iple çektiğim piyano kursuna yazıldım. Sonra kursun önünde İkko'yu bekledik. O gelince de babamlar eve, biz de çarşıya gittik. Saatlerce gezdik, kahkahalarla güldük, eğlendik, kıyafet denedik. Koca kafalı tutturmuş"Fiziğimi beğenmiyorum" diye. Oysa farkında değil sadece kendi kendine kompleks yapıyor. Şişko olduğunu düşündüğü için bol şeyler giyiyor ve bu tür kıyafetler de onu gerçekten kilolu gösteriyor. Ah koca kafalı İKKO! Bu konuda başımızı şişirmekten vazgeç artık. Sandığın kadar kilolu değilsin!
Karnımız acıkınca çıktık Burger King de birer menü yedik. Ve tabii ki Ranch Sos eşliğinde. O güzelim sosun içine patatesi batırıp King Chicken hamburger eşliğinde mideye indirip ardından bir yudum şeftalili ice-tea içmek... İşte bunlar hep oruç başıma vurduğundan oluyo bak cidden. Eğer sen de oruçluysan okuma ki biliyorum çoktan okudun. Neyse ya sıkma canını iftara az kaldı...
Yemek de yedikten sonra biraz daha gezip İkko'nun annesiyle buluştuk. Sanırım ona yeni piyano öğretmenim demeliyim. Bana bir müzik defteri hediye etti. Şakalaştık, güldük. Sonra İkko'nun annesi yemek yemeye biz de çarşı da biraz daha gezmeye gittik. İkko'nun kurs saati geldiğinde biz de ikiye ayrıldık. O kursa gitti ben de artık burnumda tüten Kekoliçe'nin yanına..
Ananemler Bolu da iken onların apartmanına girmek tuhaf hissettirmişti. Ama apartmana girerken teyzemin arabasını gördüğümü hatırladım ve ananemin dairesinin kapısını çaldım. Teyzem ve kuzenlerim ananemin çiçeklerini sulamaya gelmişler. Kapıda beni görür görmez esir alarak soru yağmuruna tuttular. Yukarı kattan da Kekoliçe sesleniyor, "Melinga, hey burdayım. Geliyor musun?" gibisinden şeyler söylüyordu. Bir şekilde kuzenlerimin ve teyzemin soru yağmurundan sıyrılarak yukarı çıktım. Kekoliçe'yle sarıldık öpüştük. Gerçekten hepsini de çok özlemişim. Ve sonra içeri geçip yaklaşık 1 saat boyunca lafladık. Konu tabiiki 'Civciv' ve 'Karadeniz' turuydu. Yani konuşmanın ilgi odağı sanırım bendim. He he. İlgi odağı. Sanırım bu kelimeyi sevdim.
Her neyse. Yaklaşık bir saat sonra ordan ayrılıp İkko'yla tekrar buluştum. Annesinin yanına gittik ve eve döndük.
Eve dönünce de üstümü değiştirip Mırıl ile beraber Pancarı'ın evine gittik. Üçümüz oturup uzun uzun sohbet ettik. Üçümüz de farkındaydık. Bir şeyler eskisi gibi gitmiyordu. Bir şeyler yarımdı. Artık üçümüzün arasındaki bağ eskisi gibi kuvvetli değildi. Sanki yıllar sonra bir araya gelmiş eski dostlar gibiydik. Birbirimiz hakkında anılarımızı anlatıyor, gülüyorduk. Ama yine de bir şey farkettim. Birbirimizi herkesten çok daha iyi tanıyorduk. Hatta ailemizden bile. Sanırım yıllar, asırlar geçse bile birbirimizin neye gülüp neye ağlayacağımızı her zaman iyi bileceğiz..
Daha Da Vazgeçmem CehennemSurat
Yaklaşık 1 aylık bir tatilden sonra eve dönmek kesinlikle paha biçilemez. Evet gezmek güzeldi ve çok eğlendim. Babamın ve annemin memleketlerine gittik. Uzun zamandır görmediğim akrabaları gördüm. Tabii her zamanki gibi aynı saçmalıklar dolanıyordu. En başında "Beni hatırladın mı?" sorusu ardından "Maşallah ne kadar büyümüşsün" yağcılığı sonra okulum ve derslerim hakkında bilgi alma çabaları... Yani o değil de sana ne? Derslerim kötüyse torpil filan mı yaptırcan? Benim yerime sınavlara sen mi giricen? Amk orda annem babam babaannem dedem filan var git onlarla sohbet kur beni napcan sen? Beni niye esir alıp kendinden soğutuyosun? Yani böyle yapınca hatırlayasım varsa bile hatırlamak gelmiyo içimden açıkcası. Bir de annemin sanki sirk maymunu eğitmiş de onun marifetlerini gösterip gururlanıyormuş gibi "Hadi bi çay koy" demesi yok mu... Ordan hunharca kaçmamak için zor tuttum kendimi.
Misafirler çekilmiyo yeminle arkadaş. Herkes evinde otursun daha iyi.
Annem ve babamın memleket ziyareti dışında epey iyi bir Karadeniz turu yaptık. Turun çoğu Trabzon'da geçti. Civcivimin memleketinde.. Hani bunlara her yer Trabzon ya. İşte orda bana da herkes Civciv'di. Babam ve kardeşim Trabzon'lu olmasak da koyu birer Trabzon Spor taraftarı. İşte bu yüzden hazır oraya gitmişken maça girelim dedik. Ts Clup tan kendime bir şeyler aldım. Yemekten sonra da maça gittik. Neredeyse 2 saat boyunca onun takımı için tezahürat yaptım. Onun tuttuğu takımı desteklemek, onun gezdiği yerlerde gezmek, gördüğü şeyleri görmek ve hatta belki konuştuğu insanlarla konuşmak... Bu düşünceler istemsizce mutlu olmama neden oluyordu. Kendimi ona daha yakın hissediyordum. İçimi sıcacık duygular kaplıyordu.
İlk 2 golü Trabzon atmıştı. Fakat 2 gol de karşı takımın atmasıyla durum berabere oldu. Bu durumlarda genelde hep umutsuzluğa kapılırdım ya da "yenileceğiz, bu maçı almanın imkanı yok" derdim ve böylece tuhaf bir şekilde maçı alacağımızı düşünürdüm. Bu sefer öyle yapmamaya karar vermiştim. Yumruğumu sıktım ve derin bi nefes aldım. "Bu maçı alacağız" diye geçirdim içimden. Bir anda çok büyük bir içtenlikle buna inanmaya başlamıştım. Çoşkuyla maçı izliyordum. O sırada aklıma bir şey daha geldi ve içimden şöyle dedim "Karşı takım BayanCehennemSurat Trabzon Spor ben ve maç da Civciv... Bakalım hangimiz yenecek.."
Ve biliyor musunuz aynen şöyle oldu: 4-2 YENDİK!
Evet BayanCehennemSurat. Belki de şuan sen öndesin. Ya da durum berabere.. Fark etmez. Bu maçı alıcam canım. Haberin olsun. Öptüm.
Misafirler çekilmiyo yeminle arkadaş. Herkes evinde otursun daha iyi.
Annem ve babamın memleket ziyareti dışında epey iyi bir Karadeniz turu yaptık. Turun çoğu Trabzon'da geçti. Civcivimin memleketinde.. Hani bunlara her yer Trabzon ya. İşte orda bana da herkes Civciv'di. Babam ve kardeşim Trabzon'lu olmasak da koyu birer Trabzon Spor taraftarı. İşte bu yüzden hazır oraya gitmişken maça girelim dedik. Ts Clup tan kendime bir şeyler aldım. Yemekten sonra da maça gittik. Neredeyse 2 saat boyunca onun takımı için tezahürat yaptım. Onun tuttuğu takımı desteklemek, onun gezdiği yerlerde gezmek, gördüğü şeyleri görmek ve hatta belki konuştuğu insanlarla konuşmak... Bu düşünceler istemsizce mutlu olmama neden oluyordu. Kendimi ona daha yakın hissediyordum. İçimi sıcacık duygular kaplıyordu.
İlk 2 golü Trabzon atmıştı. Fakat 2 gol de karşı takımın atmasıyla durum berabere oldu. Bu durumlarda genelde hep umutsuzluğa kapılırdım ya da "yenileceğiz, bu maçı almanın imkanı yok" derdim ve böylece tuhaf bir şekilde maçı alacağımızı düşünürdüm. Bu sefer öyle yapmamaya karar vermiştim. Yumruğumu sıktım ve derin bi nefes aldım. "Bu maçı alacağız" diye geçirdim içimden. Bir anda çok büyük bir içtenlikle buna inanmaya başlamıştım. Çoşkuyla maçı izliyordum. O sırada aklıma bir şey daha geldi ve içimden şöyle dedim "Karşı takım BayanCehennemSurat Trabzon Spor ben ve maç da Civciv... Bakalım hangimiz yenecek.."
Ve biliyor musunuz aynen şöyle oldu: 4-2 YENDİK!
Evet BayanCehennemSurat. Belki de şuan sen öndesin. Ya da durum berabere.. Fark etmez. Bu maçı alıcam canım. Haberin olsun. Öptüm.
17 Temmuz 2013 Çarşamba
Hiç Birşey Mükemmel Sayılmaz
Geçmişteki hataların, hayal kırıklıklarının hala zaman zaman peşimi bırakmadığını farkettim. Affettiğimi söyleyip affedemediğim insanlarla defalarca yüzleştiğimi sanıp aslında onlara da kendime de doğruları söyleyemediğimi... Söz konusu 'affetmek' olunca hala aklıma gelen ilk kişi Ponpondu. Onu affedemediğimi hatta ne kadar denesem de affedemeyeceğimi başından beri biliyordum. Ama bu sefer onunla yüzleşmeye çalışmayacaktım. Onu affetmek zorunda değildim. Eğer o bunu düşünmemiş ve bana bir özrü çok görmüşse benim yapabileceğim bir şey yoktu. Benim artık yeni bir hayatım vardı ve bu hayatımı da Ponpon'un saçmalıklarını düşünerek harcayamazdım.
Öte yandan Civciv hakkında tamamen hissiz ve kayıtsız hissediyordum. Benden kilometrelerce uzakta belki de oldukça mutluydu. Bense onu kendiliğinden affetmiş, yeni hayatımı 'mükemmelleştirmekle' meşguldüm. Mutluydum. Pişman ya da hatalı hissetmiyordum. Hayatım tam da olması gerektiği gibi gidiyordu. Ve yeni hayatımı onu düşünerek, onun için üzülerek de geçirmeyecektim.
'yeni hayatımı mükemmelleştirmek...'
Öte yandan Civciv hakkında tamamen hissiz ve kayıtsız hissediyordum. Benden kilometrelerce uzakta belki de oldukça mutluydu. Bense onu kendiliğinden affetmiş, yeni hayatımı 'mükemmelleştirmekle' meşguldüm. Mutluydum. Pişman ya da hatalı hissetmiyordum. Hayatım tam da olması gerektiği gibi gidiyordu. Ve yeni hayatımı onu düşünerek, onun için üzülerek de geçirmeyecektim.
'yeni hayatımı mükemmelleştirmek...'
Piyano, Tenis, Resim, İngilizce ve Yüzme kurslarına yazılmayı düşünüyordum.. Bütün bunları özenle seçmiştim. Tabi ki kafamı dağıtmak ve birşeyler yapıp bir kaç yetenek kazandıkça mutlu olmak için.
Piyano çalmayı küçüklüğümden beri ideal kiloda güzel bir kız olduktan sonraki en büyük hayallerimden biri olarak belirlemiştim.
7. Sınıftan sonra fazlasıyla kilo vermiştim ve gerçekten değişmiş, güzelleşmiştim. Mükemmel dostlar da edindiğime göre mutlu olmamak için hiç bir nedenim yoktu.
Ha bir de küçükken saçlarım kabarık, kısa ve çirkindi. Neredeyse etrafımdaki bütün erkeklerin saçlarımla dalga geçtiğini daha dün gibi hatırlıyorum. Oysa şimdi en başta kuzenim olmak üzere neredeyse hepsi saçlarıma hastaydı. Çevremdeki insanların iltifatlarının verdiği gurur bir yana hala bazı küçüklüğümden kalma özgüven sorunlarım vardı. Mesela küçükken sınıf içinde bir metin okurken ya da topluluk içinde bir şey okurken heyecandan kekelerdim. Bazı sınıf arkadaşlarım benle dalga geçerdi. Hala bazen gözümün önüne bu sahneler geliyor ve heyecanlanıp kekeliyorum.
Ben bu insanlara 8 yıl katlanmıştım. Tam 8 yıl boyunca onların benle alay etmelerine, beni küçük düşürmelerine izin vermiştim. Onlar benim hayallerimi, heveslerimi yıkmışlardı ve bütün hayatımı etkileyecek sorunlara yol açmışlardı.
Bütün bunlara rağmen mezun olurken onlardan ayrılacağım için salak gibi, en çok ben ağlamıştım.
Herneyse... Bütün bunlar gerçekten geride kalmıştı ve ben artık bambaşka biriydim. Adaletsizlikten nefret ediyor ve artık asla başkalarının beni üzmesine izin vermiyordum. Hatta adilikten, eşitsizlikten, hilelerden o kadar çok nefret ediyordum ki bunlarla savaşmayı meslek edinip Avukat olmaya karar vermiştim. Hukuk biliyorsunuz ki birazcık g*t isteyen bir bölüm. Bense pek sıkıya gelebilen birisi değilim. Neyse artık orası Allah Kerim. Sınava daha 3 yıl var sonuçta....
3 yıl demişken şaka maka lise 1 bitti. Çömezlikten çıktık. Gerçi ben hiç çömez olmamıştım. Çoğu arkadaşım, hatta hoşlandığım çocuk bile 10. Sınıflardandı. Yine de zaman çok çabuk geçmişti. Şu 'alan seçme' saçmalığı yüzünden sınıfımız bölünmüş, Candice ve ben eşit ağırlığa, İkkolata, Gam, İsmail abi, Öz, Amerikalı ve diğerleri sayısala gitmişti...
Konunun nerden nereye geldiğini görüyorsunuz.. Bu sefer gerçekten tamamen akışına bıraktım. İster saçmaladığımı düşünün, isten iyi yaptığımı. Sanırım artık böyle olacak. Her şeyi akışına bırakacağım. Ama diğer yandan istediğim şeylerden emin olur vazgeçmeyeceğim. 'Vazgeçtiğin an vazgeçilmez olursun' saçmalıklarına inanmayın. 'Kazandığın tek savaş vazgeçmediğin savaştır' sözüne inanın. Çünkü vazgeçerseniz belki vazgeçilmez olursunuz ama bu pek de bir işe yaramaz..
15 Temmuz 2013 Pazartesi
Dost Hayatın Merkezidir
Hayatta çoğu zaman 'Aşk' tan, 'Sevgiliden' daha önemli şeyler vardır. Ama biz inatla bir türlü bunları göremeyiz. Çok zengin olup, istediği herşeyi elde edebilen insanların çoğu bile hayatlarından memnun değilken, bazen fakir, hiç bir şeyi olmayan bir adam mutlu olabiliyorsa eğer bu mutlu olmanın paradan geçmediğini kanıtlar. Önemli olan ne kadar çok şeye sahip olduğun değildir. Önemli olan sahip olduğun şeyleri görebilmektir. Hayatında olan insanların, varlıkların kıymetini bilmektir. Kısacası bardağın boş tarafına değil dolu tarafına bakmaktır.
Civciv eski sevgilisine döndükten sonra sürekli bunları düşünmeye başlamıştım. Onu ve Badem'i nasıl da hayatımın merkezine koyup tamamen onlara odaklandığımı... Oysa fark etmem gereken çok şey çok insan varmış. O benim bütün umutlarımı yıktığında hayatımdaki diğer insanların değerini gerçekten anlamaya başladım.
Mesela böyle zamanlarda insanın hep sıkı bir dosta ihtiyacı vardır. Benim bu tür bir sürü dostum var.
Civciv eski sevgilisine döndükten sonra sürekli bunları düşünmeye başlamıştım. Onu ve Badem'i nasıl da hayatımın merkezine koyup tamamen onlara odaklandığımı... Oysa fark etmem gereken çok şey çok insan varmış. O benim bütün umutlarımı yıktığında hayatımdaki diğer insanların değerini gerçekten anlamaya başladım.
Mesela böyle zamanlarda insanın hep sıkı bir dosta ihtiyacı vardır. Benim bu tür bir sürü dostum var.
Benim her türlü nazımı, tribimi çeken ve en kötü anlarımda yanımda olan Karadut'um Mırıl, Pancar, Gam, İkkolata, Öz, Candice İsmail abi, Kekoliçe, TRUE ve Tumblr arkadaşlarım MetalciPasta var artık hayatımın merkezinde. Mırıl, Mrs.TRUE, Mrs.BonJovi ve Pancar hariç diğerleriyle bu yıl arkadaş olmuştum ama onlar yine de benim için bir taneler. Şu ana kadar hiç bir blog yazımda onlardan bahsetmediğim için çok çok özür diliyorum ama hayatımın çoğu onlar. Özellikle bu son 'Civciv' olayından sonra onların bendeki yeri daha da büyüdü. En başta şunu söylemek isterim ki ŞekerPancarımın artık bi sevgilisi olduğu için bizimle pek ilgilenemez oldu. Yine de şuanki hayatımda onun çok yeri var.
ŞekerPancarı'nın bizden uzaklaşmasıyla Karadutum Mırıl ile daha çok yakınlaşmaya başladık. Birtanem bana her türlü heyecanımda, sevincimde ve üzüntüm de yardımcı oldu. Her türlü duyguma ortak oldu. Onunla geçirdiğim anları hiç bir şeye değişeceğimi sanmıyorum...
True ise yaklaşık 3 yıldır arkadaşım ama sanki bütün ömrüm boyunda yanımda olmuş gibi. Onun yeri de çok ayrı. Çok yakın arkadaşlarımdan yediğim darbelerden sonra güvendiğim insanlar arasında. Ayrıca Civciv'in kuzeniyle arkadaş olduğu için bana gerçekten çok yardım etti. Her daim yanımda olduğu için gerçekten çok şanslıyım.
Ve çocukluk arkadaşım Kekoliçe. Onunla burda adı geçen herkesten daha uzun süredir arkadaşız. Benim için çok değerli. Beraber yaptığımız salaklıkları bizden başka birisinin öğrenmemesi gerçekten çok büyük emek istedi..
Ve sonra sınıftaki grubumuz.. Candice, Gam, İkkolata, Öz, Kerim, Kalecimiz Gamsız ve İsmail abi.
ŞekerPancarı'nın bizden uzaklaşmasıyla Karadutum Mırıl ile daha çok yakınlaşmaya başladık. Birtanem bana her türlü heyecanımda, sevincimde ve üzüntüm de yardımcı oldu. Her türlü duyguma ortak oldu. Onunla geçirdiğim anları hiç bir şeye değişeceğimi sanmıyorum...
True ise yaklaşık 3 yıldır arkadaşım ama sanki bütün ömrüm boyunda yanımda olmuş gibi. Onun yeri de çok ayrı. Çok yakın arkadaşlarımdan yediğim darbelerden sonra güvendiğim insanlar arasında. Ayrıca Civciv'in kuzeniyle arkadaş olduğu için bana gerçekten çok yardım etti. Her daim yanımda olduğu için gerçekten çok şanslıyım.
Ve çocukluk arkadaşım Kekoliçe. Onunla burda adı geçen herkesten daha uzun süredir arkadaşız. Benim için çok değerli. Beraber yaptığımız salaklıkları bizden başka birisinin öğrenmemesi gerçekten çok büyük emek istedi..
Ve sonra sınıftaki grubumuz.. Candice, Gam, İkkolata, Öz, Kerim, Kalecimiz Gamsız ve İsmail abi.
Bir ara bunların içinde Bety ve Amerikalı vardı fakat son olaylardan sonra aramız onlarla biraz açıldı. Her neyse.
Sınıftaki grubumu çok seviyorum kesinlikle ait olduğum yer. Sınıfdaki esprilerimiz, favori mekan Nostaljideki kahkahalarımız, saçma sapan kavgalarımız ve sonunda dayanamayıp birbirimizle barışmalarımız... Hepsi bir ayrı harika.
Eğer onlar olmasaydı Civciv yüzünden girdiğim depresyondan, ağlama krizlerinden nasıl çıkardım bilmiyorum.
Hepsi de yeni hayatımın bir parçası. Onların kıymetini artık daha iyi anlıyorum. Gerçekten 'arkadaşlık' parayla satın alına bilecek bir şey değil. O yüzden siz siz olun, arkadaşlarınızın ve ailenizi hiç bir şeye değişmeyin, onları hep hayatınızın merkezinde tutun. Çünkü bazen kaybettiğin bir şeyi geri kazanmanız gerçekten çok zor oluyor....
Sınıftaki grubumu çok seviyorum kesinlikle ait olduğum yer. Sınıfdaki esprilerimiz, favori mekan Nostaljideki kahkahalarımız, saçma sapan kavgalarımız ve sonunda dayanamayıp birbirimizle barışmalarımız... Hepsi bir ayrı harika.
Eğer onlar olmasaydı Civciv yüzünden girdiğim depresyondan, ağlama krizlerinden nasıl çıkardım bilmiyorum.
Hepsi de yeni hayatımın bir parçası. Onların kıymetini artık daha iyi anlıyorum. Gerçekten 'arkadaşlık' parayla satın alına bilecek bir şey değil. O yüzden siz siz olun, arkadaşlarınızın ve ailenizi hiç bir şeye değişmeyin, onları hep hayatınızın merkezinde tutun. Çünkü bazen kaybettiğin bir şeyi geri kazanmanız gerçekten çok zor oluyor....
14 Temmuz 2013 Pazar
Yeni Bir Aşk, Yeni Gülecek Bir Neden
Rüzgara karşı yürüyor, saçlarımda dolaşan rüzgarı izliyordum. Onun memleketinde, onun hemşerileriyle, onun ayağını bastığı yerlerde geziyor hatta belki de onun gördükleri şeylere bakıyordum.
Kimdi o?Bademi, Limonu ve bütün geçmişimi silip atmıştım onunla beraber. Birden bire Bety'nin bizi Şişe Cam Tesislerine kadar yürüttüğü güne döndüm. O ıssız, sessiz yolda tartışırken bir an hepimiz susmuştuk. Sessizliğin verdiği huzursuzlukla gözlerimi kapattığım anda onun gözlerini görmüştüm. Bana bakarken gülüşü, başıyla selam verişi..
Birden onun yanımda olmasını öylesine çok istemiştim ki ne Badem ne de başka biri aklıma bile gelmiyordu. Birden bire böyle hayatımın tümü olmuştu işte. Bütün geçmişimi unutturmuş, yepyeni bir sayfa açmamı sağlamıştı.
Gerçekten. Kimdi o?
Güneşte parıldayan altın saçları, upuzun boyu, masumiyetle ve çocuksu bir heyecanla bakan kapkara gözleri vardı. Yüreği tertemiz ve saftı. Namı değer Civciv'im ya da Karamel'im di artık o benim. Franbuazlı pastam, Fıstıklı çikolatam, Elmalı turtam...
Hayatıma giren son erkeğin o olmasını istiyordum artık. Badem'i severken bile başkalarına baktığım, hatta konuştuğum olmuştu. Ama bu o kadar başkaydı ki ne bu hikayenin bitmesini ne de başka birisini istemiyordum.
Bakışları bana öylesine cesaret veriyordu ki daha önce cesaret edebileceğimi hiç düşünmediğim birşey yaptım. Daha önce hiç yapmadığım birşey. Belki de bu dünyada çoğu insanın yapamayacağı birşey... Hatta Civciv'in bile.
Gerçekten. Kimdi o?
Güneşte parıldayan altın saçları, upuzun boyu, masumiyetle ve çocuksu bir heyecanla bakan kapkara gözleri vardı. Yüreği tertemiz ve saftı. Namı değer Civciv'im ya da Karamel'im di artık o benim. Franbuazlı pastam, Fıstıklı çikolatam, Elmalı turtam...
Hayatıma giren son erkeğin o olmasını istiyordum artık. Badem'i severken bile başkalarına baktığım, hatta konuştuğum olmuştu. Ama bu o kadar başkaydı ki ne bu hikayenin bitmesini ne de başka birisini istemiyordum.
Bakışları bana öylesine cesaret veriyordu ki daha önce cesaret edebileceğimi hiç düşünmediğim birşey yaptım. Daha önce hiç yapmadığım birşey. Belki de bu dünyada çoğu insanın yapamayacağı birşey... Hatta Civciv'in bile.
18 Nisan Perşembe günü saat 10 sularıydı. O nöbetciydi bizim de dersimiz boştu. Yaklaşık 1 hafta önce yağmur yağarken bir hayal kurmuştum. Bu hayali gerçekleştirebileceğim aklımın ucundan bile geçmemişti. Gerçi yağmur yağmıyordu. Hem yağmur yağsa bile biz dışarda değildik. Ama ben o hayalimi 'yağmur yağarken' ayrıntısı eksik olsa da gerçekleştirmiştim. Civciv kantinde tek başına otururken gidip ona şöyle dedim "Yanına oturabilirmiyim?"
Eminim çoğunuz şöyle tepkiler verdiniz 'Ha?' 'Ne yapmış???!' Merak etmeyin alışkınım. Çoğu arkadaşıma bahsettiğimde onlarında tepkisi aynen böyle olmuştu..
Tabiki o da şaşırmıştı. Benden böyle birşey beklediğini hiç sanmıyorum.. Kafasını kaldırdı. Telefonunda çalan müziği kapattı ve kulağındaki kulaklıkları çıkardı. "Tabiki de" dedi. Hemen karşısına oturdum. Masaya doğru eğildi. Bir kaç saniye sessizlikten sonra tam nasıl olduğunu sormak için ağzıma açacakken benden önce davrandı ve "Naber" dedi.
Eminim çoğunuz şöyle tepkiler verdiniz 'Ha?' 'Ne yapmış???!' Merak etmeyin alışkınım. Çoğu arkadaşıma bahsettiğimde onlarında tepkisi aynen böyle olmuştu..
Tabiki o da şaşırmıştı. Benden böyle birşey beklediğini hiç sanmıyorum.. Kafasını kaldırdı. Telefonunda çalan müziği kapattı ve kulağındaki kulaklıkları çıkardı. "Tabiki de" dedi. Hemen karşısına oturdum. Masaya doğru eğildi. Bir kaç saniye sessizlikten sonra tam nasıl olduğunu sormak için ağzıma açacakken benden önce davrandı ve "Naber" dedi.
Böylece konuşmaya başlamıştık. Zil çalana kadar konuştuk. Ona bir sürü soru sordum. Her sorumu ayrı bir özenle cevapladı. Bana kendinden, ailesinden, arkadaşlarından, sorunlarından bahsetti. Nereli olduğumu, hangi takımlı olduğumu falan sordu. Soru bulamadığı ve birazcık sessiz olduğu için sürekli benden özür diledi. Ona karşı olan duygularımı biliyordu. Yani ondan hoşlandığımı.. Onun yanına gelip onla konuştuğumu kimseye anlatmayacağına dair defalarca sonsuz bir içtenlikte söz verdi. Konuşma boyunca öyle çok güven vermişti ki bana kimseye anlatmayacağını zaten biliyordum. Bir ara "Numaran var mı" diye sordu. Biliyordum numaramı isteyecekti. Tereddüt etmiştim. Ona numaramı vermek istemediğimi fark ettim. Bu tabiki de çok güzel bir şeydi ama henüz çok erkendi. Daha herşeye yeni başlıyorduk. Ve ben aramızdaki şeyin yavaş yavaş ve tamamen yüzyüze gelişmesini istiyordum. "Evet, var" derken sesimdeki tereddütü anlamıştı. Biraz geriye çekildi ve numaramı istemedi..
Biz onla oturmuş konuşurken ona uzun zamandır öğrenmek için can attığım bir soru sordum. "Ben dışarıdan nasıl biriymiş gibi gözüküyorum sence " dedim. Acaba o beni tanımadan önce nasıl biri olduğumu düşünüyordu?
Arkasına yaslandı ve gülümsedi. Gülümsemesiyle beraber gözleri küçüldü, diş telleri ortaya çıktı. "Sessiz.. Masum" dedi. Yüzündeki gülümseme gittikçe daha çok yayılmıştı. "Çok masum"
Sanki bana aşıkmış ya da dünyanın en güzel, en lezzetli yemeğini tarif ediyormuş gibiydi. Bunları düşünerek şımardım ve dişlerimi göstererek sırıttım. Bakışları adeta içimi eritmeye başlamıştı. O sırada kantinde çalan müziğe kulak verdim
'geceleri uyurken sen sabahı zor getiren ben'
'Şarkılar susuyorken şarkılar yazdıran sen'
"Normalde insanlar dışarıdan sert, asabi ve kendini beğenmiş biri gibi gözüktüğümü söylerler" dedim.
Tekrar gülümsedi kocaman. "Hayır" dedi. "Bana hiç de öyle gelmedi" Kalbimin atışlarını artık ağzımda hissetmeye başlamıştım
Arkasına yaslandı ve gülümsedi. Gülümsemesiyle beraber gözleri küçüldü, diş telleri ortaya çıktı. "Sessiz.. Masum" dedi. Yüzündeki gülümseme gittikçe daha çok yayılmıştı. "Çok masum"
Sanki bana aşıkmış ya da dünyanın en güzel, en lezzetli yemeğini tarif ediyormuş gibiydi. Bunları düşünerek şımardım ve dişlerimi göstererek sırıttım. Bakışları adeta içimi eritmeye başlamıştı. O sırada kantinde çalan müziğe kulak verdim
'geceleri uyurken sen sabahı zor getiren ben'
'Şarkılar susuyorken şarkılar yazdıran sen'
"Normalde insanlar dışarıdan sert, asabi ve kendini beğenmiş biri gibi gözüktüğümü söylerler" dedim.
Tekrar gülümsedi kocaman. "Hayır" dedi. "Bana hiç de öyle gelmedi" Kalbimin atışlarını artık ağzımda hissetmeye başlamıştım
En sonunda zil çaldı. Ayağa kalktım ve "Artık gitmem gerekiyor" dedim. "Peki" diye fısıldadı "Görüşürüz"
Görüşürüz... Badem de balo gecesi vedalaşırken aynı şeyi söylemişti. 'görüşürüz' Bunu gerçekten beni tekrar görmek istediği için söylediğini düşünmüştüm. Oysa görüşmüşmüydük? Tabiki de hayır. Doğum gününde attığım mesaja bile cevap vermemişti.
Gülümseyerek gözlerine baktım. "Görüşürüz" dedim ve arkamı dönüp ordan uzaklaştım.
Görüşürüz... Badem de balo gecesi vedalaşırken aynı şeyi söylemişti. 'görüşürüz' Bunu gerçekten beni tekrar görmek istediği için söylediğini düşünmüştüm. Oysa görüşmüşmüydük? Tabiki de hayır. Doğum gününde attığım mesaja bile cevap vermemişti.
Gülümseyerek gözlerine baktım. "Görüşürüz" dedim ve arkamı dönüp ordan uzaklaştım.
Bu konuşmadan sonra herşey kolay diye düşünmüştüm. Bakışmalar, gülüşmeler, selamlaşmalarla geçiyordu. Gerçekten çok mutluydum. Kendimi hiç olmadığım kadar değerli hissediyordum. Bir sonraki hamleyi ondan bekliyordum. Ve yapacaktı biliyordum. Bana karşı bir adım atacağına gerçekten fazlasıyla inanıyordum. Eski sevgilisinin acısını unutur unutmaz koşarak bana gelecekti. Onda bıraktığım izlenimden emindim. Ama hiç de öyle olmamıştı işte. Çok yanılmıştım. Büyük hayal kırıklığına uğramıştım.
Bizim okula "liseler arası voleybol turnuvası" saçmalığı için gelen kızlardan biriyle bakıştığını hatta konuştuğunu öğrenmiştim. Kızlar bu konudan bahsederken duyduklarıma inanamıyordum. Derin derin nefes alıp ağlamamak için zorluyordum kendimi. İnanamıyordum. O bunu nasıl yapmıştı?
Maf olmuştum. Ağlayarak bu konuda hep bana destek çıkan ve artık abim gibi olan Doğuş'a gidip anlattım ağlayarak. O da bana ağlamamı söyledi ve gidip Civciv le konuştu. Gerçekten o sürtükle aralarında birşey olmuştu ama bunun en büyük sorunlusu onun gerizekalı, cüce, çapkın, sapık, salak arkadaşıydı. 'Vatoz' Emin olun bunlardan bin kat daha fazla iltifatı hak ediyordu. Çünkü benim bu kızla Civciv'in arasını yapmaya çalışmıştı.
Maf olmuştum. Ağlayarak bu konuda hep bana destek çıkan ve artık abim gibi olan Doğuş'a gidip anlattım ağlayarak. O da bana ağlamamı söyledi ve gidip Civciv le konuştu. Gerçekten o sürtükle aralarında birşey olmuştu ama bunun en büyük sorunlusu onun gerizekalı, cüce, çapkın, sapık, salak arkadaşıydı. 'Vatoz' Emin olun bunlardan bin kat daha fazla iltifatı hak ediyordu. Çünkü benim bu kızla Civciv'in arasını yapmaya çalışmıştı.
Çok sinirlenmiştim. Bu sinirin üzerine Doğuş da gaz verince bir hışımla koşarak gidip kızı buldum. Makyajı boyayı yüzüne dayamış, çirkiiin, çirkeeeef, şişkoooo bir yellozun tekiydi. Omzundan tutup çektim 'Civciv e yavşama o benim' gibisinden şeyler söyledim. İşte bu herşeyin içine sıçtığım noktaydı. Bunu yapmam büyük aptallıktı açıkcası. Ama bir anlık sinirle herşeyi yapabileceğimin bir örneğiydi bu işte.
Civciv'e bunu söyleyince gözleri fal taşı gibi açılmıştı ve şaşkınlıkla "Ne yaptın?!" diye sormuştu. Ebeni yaptım çocuk. Ebeni. Madem bilmiyordun ne diye söyledik ki. Hay Allah bir de burdan buyurun. Şimdi ne yapacaktık? Doğus ile beraber bunu söylememiz tam bir aptallıktı. Önce kızın ona bundan bahsedip bahsetmediğini öğrenmeliydik. Tabi öyle birşey olmamıştı. Bana kızdı. Ama karşımday 'Buna nasıl cesaret etmiş' diye Doğuş'a sorarken bile gülmemek için kendini zor tutuyordu. Adım gibi emindim bu çok hoşuna gitmişti
Civciv'e bunu söyleyince gözleri fal taşı gibi açılmıştı ve şaşkınlıkla "Ne yaptın?!" diye sormuştu. Ebeni yaptım çocuk. Ebeni. Madem bilmiyordun ne diye söyledik ki. Hay Allah bir de burdan buyurun. Şimdi ne yapacaktık? Doğus ile beraber bunu söylememiz tam bir aptallıktı. Önce kızın ona bundan bahsedip bahsetmediğini öğrenmeliydik. Tabi öyle birşey olmamıştı. Bana kızdı. Ama karşımday 'Buna nasıl cesaret etmiş' diye Doğuş'a sorarken bile gülmemek için kendini zor tutuyordu. Adım gibi emindim bu çok hoşuna gitmişti
Yine de ona birşeyler söylemem gerekiyordu. Bir kaç teneffüs sonra onu yanıma çağardım ve haklı olduğunu ama çok kıskandığımı söyledim. "Olsun yine de böyle söylememen lazımdı" deyince kafamı eğdim ve tam olarak şöyle dedim. "Sana karşıolan hislerimi biliyorsun. Seni paylaşamazdım özür dilerim.." Lafım biter bitmez birşey söylemesine izin vermeden oradan uzaklaştım. Bir şey söylemezdi zaten de. Ama ben giderken arkamdan bakakaldığına emindim. Muthemelen şuana kadar gördüğü en cesur insanlar arasında 1. Sırada yer alıyordum.
Her şeyi maf etmiştim belki de. Ya da kim bilir belki de zafer benimdi. Çünkü tek bildiğim bir daha o kızla konuşmadığı, hatta arkadaşlık isteğini bile kabul etmediğiydi...
Okulun son haftasına kadar sadece bakıştık. Ne gülümseme, ne selamlaşma. Hiç birşey olmadı kaçamak bakışlardan başka. Okulun son haftası sanki bana karşı bir kaç adım atmaya çalışıyor gibiydi. Ama hemen ardından o unutamadığı eski sevgilisiyle tekrar konuşmaya başladığını öğrendim. Mutlemelen o kaşar onun aklını karıştırıyordu.
Önce Civciv ile Bayan CehennemSurat ın çıktığını öğrendim. Ben yanlarından geçerken Civcivin arkadaşları birden bu konu hakkında konuşmaya başlamıştı. Koşarak tabiki hemen Doğuş'un yanına gittim. Ona bunu sorduğumda bilmediğini söyledi. Gidip Civciv'e sordu. O da "Hayır sadece konuşuyoruz. Sana bunu Melinga mı söyledi" demiş. Doğuş "Evet" deyince sırıtmış.
Her şeyi geçtim ona benim söylediğimi nerden biliyorsun sen çocuk? Yoksa o arkadaşlarına ben yanlarından geçerken bundan bahsetmelerini sen mi tembih ettin? Hem sen neden hep konu benden açılınca aptal aptal sırıtıyorsun? Okulun son haftası neden hep ben neredeysem oradaydın? Neden biz arkadaşlarla oturuyorken aramıza katılıp hep bana baktın? Biz okulun salonunda prova yaparken neden arkadaşlarının yanında değilde salonda tek başına beni izliyordun? Neden karne günü sana iyi tatiller dediğimde 'sanada' diye fısıldarken sırıtarak ve utanarak başını yere eğdin? Ben bunların bana gelme çabası olduğunu sanıyordum. O kızla konuşman seni bana daha fazla yöneltti sanıyordum. Ama sen neden bunca şeye rağmen seni terk eden o eski sevgilini seçtin? Seni bu kadar seven biri varken neden ben değilde Bayan CehennemSurat?!! Bunların bir açıklaması vardır tabii. Ama istemiyorum. Tek kelime dahi duymak istemiyorum. Beni, kalbimi, hayallerimi, güvenimi param parça ettin, ezip geçtin. Beni, bizi maf ettin.
Son aşkımdın öyle kalacaktın. Şimdi ne oldun? Ne olacaksın?
Her şeyi maf etmiştim belki de. Ya da kim bilir belki de zafer benimdi. Çünkü tek bildiğim bir daha o kızla konuşmadığı, hatta arkadaşlık isteğini bile kabul etmediğiydi...
Okulun son haftasına kadar sadece bakıştık. Ne gülümseme, ne selamlaşma. Hiç birşey olmadı kaçamak bakışlardan başka. Okulun son haftası sanki bana karşı bir kaç adım atmaya çalışıyor gibiydi. Ama hemen ardından o unutamadığı eski sevgilisiyle tekrar konuşmaya başladığını öğrendim. Mutlemelen o kaşar onun aklını karıştırıyordu.
Önce Civciv ile Bayan CehennemSurat ın çıktığını öğrendim. Ben yanlarından geçerken Civcivin arkadaşları birden bu konu hakkında konuşmaya başlamıştı. Koşarak tabiki hemen Doğuş'un yanına gittim. Ona bunu sorduğumda bilmediğini söyledi. Gidip Civciv'e sordu. O da "Hayır sadece konuşuyoruz. Sana bunu Melinga mı söyledi" demiş. Doğuş "Evet" deyince sırıtmış.
Her şeyi geçtim ona benim söylediğimi nerden biliyorsun sen çocuk? Yoksa o arkadaşlarına ben yanlarından geçerken bundan bahsetmelerini sen mi tembih ettin? Hem sen neden hep konu benden açılınca aptal aptal sırıtıyorsun? Okulun son haftası neden hep ben neredeysem oradaydın? Neden biz arkadaşlarla oturuyorken aramıza katılıp hep bana baktın? Biz okulun salonunda prova yaparken neden arkadaşlarının yanında değilde salonda tek başına beni izliyordun? Neden karne günü sana iyi tatiller dediğimde 'sanada' diye fısıldarken sırıtarak ve utanarak başını yere eğdin? Ben bunların bana gelme çabası olduğunu sanıyordum. O kızla konuşman seni bana daha fazla yöneltti sanıyordum. Ama sen neden bunca şeye rağmen seni terk eden o eski sevgilini seçtin? Seni bu kadar seven biri varken neden ben değilde Bayan CehennemSurat?!! Bunların bir açıklaması vardır tabii. Ama istemiyorum. Tek kelime dahi duymak istemiyorum. Beni, kalbimi, hayallerimi, güvenimi param parça ettin, ezip geçtin. Beni, bizi maf ettin.
Son aşkımdın öyle kalacaktın. Şimdi ne oldun? Ne olacaksın?
Kaydol:
Yorumlar (Atom)







