26 Kasım 2016 Cumartesi

Tahinli Çörek

Merhabalar arkadaşlar
Uzun bir aradan sonra Melinga yine karşınızda.. Şu zamana kadar bir çok farklı halimle karşıladım sizi. Yeri geldi çocuk Melinga oldum. Yeri geldi liseli Melinga, aşık Melinga, kırgın Melinga, mutlu veya üzgün Melinga.. Şimdi ise üniversiteli Melinga'yım. Ama gel gelelim yaklaşık 5-6 senedir değişmeyen bir gerçek var ki o da "SAP MELİNGA"dır..
Abi insanlar üniversiteye geçer talipleri alır başını gider bende işler fena halde kesat. Bir Allah'ın kulu, bir erkek cinsi mi ilgi duymaz. Ulan çok mu çirkinim neyim anlamıyorum. Ne kızlar sew yapıyor evleniyorum ben niye böyleyim allasen biri söyleyin bu nedir?
Zaten dönemin başında herkeste olduğu gibi bende de dehşet bir boşluğa düşüş durumu vardı. Ben o kadar sene alıştığım ortam kurduğum canım minnoş lisemden ayrılıp bu bok yuvasına geldim -herkes gibi- depresyonlardan triplerden çıkamadım. En son cugaraya başlayacaktım da neyse atlattık çok şükür.
İlk olarak şunu söylemeliyim ki oda arkadaşlarım mükemmeller. İkisi de İzmir'den geldiği için birine Gevrek birine Çiğdem diyeceğim. Zaten biz İzmirli olmayanların tipik geyiğidir. Hoş, ikisi de İzmirli değil Çiğdem Balıkesirli diğeri Erzincanlı ama olsundu.
Gevrekle aynı okuldayız. Sabahları birlikte gidiyoruz filan. Çiğdem de dert ortağım oldu şimdiden. Geçenlerde İzmirden tahinli çörek getirmişti Allah'ım mükemmel birşeydi. Sabahları okula gitmeden masanın önüne yaslanıp en sevdiğim şarkıyı dinleyip tahinli çörek yerken hayatın anlam ve önemini sorguluyordum. Ta ki tahinli çöreklerin hepsini yiyip bitirene kadar..
İşte o anlardan birinde sizlere uzun zamandır yazmadığımı hatırladım ve yazımı kafamda tasarlamaya başladım. İşte bu yüzden bu yazıya o mükemmel şeyin ismini vermek istiyorum... TAHİNLİ ÇÖREK..
Aslında 4 kişilik odalarda kalıyoruz. Bir de bizden 5 yaş büyük bir ablamız var da onla fazla takılmıyoruz zaten nişanlısı filan var onun. Böyle çiçek gül filan yolluyor sinir oluyorum burada yalnız insanlar var napıyorsun abla sen ya?
Malum İstanbul. Hayat zor falan filan. Aslında hiç istememiştim İstanbul'a gelmek ama kader bizi buraya getirdi ki memnunum şuan bayağı alıştım. Burdan başka bir yerde yapamazmışım gibi gelmeye başladı. Gerçi trafik insanı delirtiyor ama olsun.
Okula gelecek olursak dünya üzerinde en çok yapılaşmış şehirlerden birinde, İstanbul'da, bir dağ bulmuşlar ve o dağın başına üniversite inşa etmişler. Yani çok ayrı bir dünya anlatamıyorum.
Bu sene hazırlık okuyorum ve sınıflarda farklı bölümlerden insanlar filan var.  Lise 5 gibi bir şey yaşıyoruz. Dersler çok yoğun filan. Sınıfta 1 tane gerizekalı kız var Allah'ım çıldırıyorum şımarık salak böyle anlatamam. Geçen gün sınıftan biri bunun sırasında sinek öldürmüş "Sen katilsieeeğğğnn, sıramda şuan bi ceset vaeeğr" diye bağırıyodu mal. Bu olaydan sonra bu kıza sinek demek istiyorum. Hayır yani sınıftaki diğer erkekler de buna yaranmaya çalışıyor anlamıyorum. Salak salak espriler dönüyor filan gram gülmüyorum mimik oynatmıyorum resmen abi çok salaklar. Neyse ki kendi kafama göre birilerini buldum. Şuan sınıfta en samimi olduğum arkadaşım Sem, hem kapalı hem namazlarını kılan imanlı kankim Raki ve sürekli şeker ve sakız alıp insanlara ikram ederek sınıfımızda namı yürüyen Ciklet. İşte böyle 4 kız takılıyoruz.
Okulda fazlasıyla askeri lise mezunu erkek var ve tam anlamıyla kızların gözdesi halindeler. "MİLİTARYLER" Polis kolejinden gelen iki kişi var sınıfımızda. Birisiyle sürekli tarih ve siyaset konuşuyoruz. Dehşet bilgililer. Eski sevgilimle adaş.. Ama kısaca ona Polis diyeceğim çünkü bahsi fazlasıyla geçecek..
Benden bu kadar. Umarım ilerleyen zamanlarda da tekrar görüşürüz. Üniversitede işler yoğun. Elimden geldiğince yazmaya çalışacağım.Mesajlarınızı ve yorumlarınızı bekliyorum.
Melinga sizi seviyor :*






13 Eylül 2016 Salı

PEMBE MONT ÜNİVERSİTEDE

Merhabalar sayin okumayanlarım
Yıllar o kadar cabuk gecti ki ne oldu ne bitti nasil oldu idrak edemedim. Daha dun liseli bir asiktim. Simdi ise universiteli bir umursamaz oldum. Hayatimda cok sey degisti. Nereden baslasam bilemiyorum. Supermen diye bahsettgim exsevgilimle barisip ayrilmamizdan sonra hayatima tamamiyle yeni bir sayfa actim. O gunden sonra eski Melinga olmadigimi rahatlikla soyleyebilirim. Hayatimdan cikarmam gereken bazi gereksiz insanlari cikardim. (Buna oz kuzenim dahil ki biz ayrildiktan hemen sonra eski sevgilimle kanka olmustu ve bunu affedemezdim) Hep bilindigi uzre tipik bir erkek olarak bana verdigi sozleri tutmayip beni ikinci kez terk etti. Ah ne yalan soyleyeyim maalesef kendimden cok guvendigim Bayan True'nun bu ayrilikta katki payi cok buyuktu. Onu da tamamen hayatimdan cikardim. 2 senedir üçüyle de hic bir irtibatim yok ve tek parca eksiklik hissetmiyorum. O sene kendime cok guzel bir yol cizmeye karar verdim. Okul baskanligina adayligimi koydum ve kazandim. 9. Siniflarin ablasi oldum. Herkesin derdine kosmaya calistim. Geziler duzenledim. Ogretmenler müdür ögrenciler beni cok seviyordu. Sabahlari gunaydin baskanim diyerek kapimi acan birisi her daim oluyordu. Ve gercekten cok mutluydum. Fakat basarili insanlarin cevresinde kiskanc gozler eksik olmaz. Siniftaki bazi insanlarla aramizda entrikalar donmeye basladi. Arkadaslarimi çalmaya calıştılar. Hatta bu blogda bahsi gecen insanlar var bunlarin arasindan. Özellikle can dostum Elitkro'yu kendi taraflarina cekmek icin cok ugrastilar ama basarili olamadilar. Fakat basarili olduklari bir kisi vardi.. Canim kadar cok sevdigim sira arkadasim Candace.. Belki ihmal ettim onu elbet benim de hatam var ama hic bir sey tek tarafli ya da sebepsiz degildir. Arkadasligimizin son gunlerinde bana dusmani gibi davranmasi onun bazi etkenler tarafindan nefretle dolduruldugunu apacik gosteriyordu. Ask entrikalari bittikten sonra iste boyle kucuk insanlarin dunyasinda onlarin kucuk ve aptal entrikalariyla ugrastim. Ta ki bu sene bitene kadar. Farkinda degilim ya da korkuyorum saniyorlardi. Belki de onlarla savasamadigimi. Ki hala oyle saniyorlar. Isin komik tarafi neyle karsi karsiya olduklarini hic bir sekilde bilmemeleri.
Bu senenin basinda da gecen sene sinifa gelen bir kiz (Fal baktigi icin falci diecegim) ile yakin olmaya basladik. Gecen seneden iyiydik fakat asil yakinlasma 12. Sinifa gectigimiz yaz tatilinde oldu. Her neyse iste. Elitkro Falcı ve BayanGri ile guzel bi gruo kurduk. Sonra bu gruba Aysi Dorsi ve Candace (Entrikaci kizlar) ile takilan Pelus da katildi. Ve onlarla tamamen irtibati kestik. Herkesle cok iyiydim herkesle cok yakindim. Daha sonra zaman gectikce isler degismeye basladi. Falci herkesib arkasindan konusuyor grubumuzu ayiriyordu. O siralar pelusla ben bizim evde matematik dersi aliyorduk. O yuzden cok yakindik. Ve bir gun aramizda durum degerlendirmesi yaptik. Elitkroyu ve Gri'yi benden uzaklastirip tamamiyle kendi tarafina cekmisti. Hepimizin arkasindan konusuyor ayni zamanda yuzumuze guluyordu. Isler hic birimiz onlarla konusmazken Falci'nin Aysi Dorsi ve Candace ile muhabbet kurmaya baslamasinda patlak verdi. Herkes bu duruma sinir oldu. Ben o gun okulda yoktum. Pelus gri ve elitkro'yu kenara cekip herseyi anlatmis. Hersey aciga cikmis. Ertesi gun de hepimiz Falciyla yuzlestik. Hepimizden ozur diledi. Ama coktan bitmisti hersey. Mukemmel bir u donusu ile aysi dorsi candace ve stormi(falci) oldular. Hic biri umurumuzun kosesinde bile degil simdi. Kurtuldugumuz fazlaliklar oylesine rahatlatti ki bizi oylesine huzurluyuz ki. Ramazanda gri pelus elitkro laci mırıl ve ben iftara gittik ve zaferimizi kebaplarla sereflendirdik.
Okuldan mezun olurken cok agladim cunku emeklerim vardi. Ogretmenlerim arkadaslarim.. Beni ablasi gibi goren minik 10. Siniflar. Minnoslarim. Snow ve tayfasi vs..
Her sey bir yana streslerle gecen bir senem bitti ve universiteyi kazandim. Ne mırıl ne Kekoliçe ne de ben istanbulu istemedigimiz halde üçümüz de istanbuldayiz. Kurabiye de istanbulda. Her zaman herkesten ayri tuttugum 3 canim arkadasim da istanbulda. Onun disinda laci ve elitkro trabzonda. Pelus antalya da ve gri iste zonguldakta. Ama herseyden onemlisi onlar nerede olurlarsa olsun her zaman kalbimdeler ve hep orada kalicaklar..

Cok sevgili okuyucularim. Sizleri cok ozlemistim. Artik daha cok sizinle olacagim 💕

27 Mayıs 2014 Salı

Panda Poo: MELİNGA BUNU OKU

Panda Poo: MELİNGA BUNU OKU:    Bugünkü yazımın konusu Melinga'dır. Ne dün başladığım liseden ne de içerideki iğrenç insanlardan bahsedeceğim. Sadece Melinga.    He...

25 Mayıs 2014 Pazar

Her Ne Kadar Yaşayabiliyorsak Artık

Bu Şarkı Melinga'nın

Geceler öncesinden, sanki hissedilmiş gibi edilen bir dua. Sessizliğin içinde süzülen göz yaşları. Ya da zaman demeliyim. Artık her şeyi akışına bırakıyorum. Her ne kadar plan yapsak da tutmuyor çünkü planlarımız. Ne kadar özlersek özleyelim belki de rüyalarına bile giremiyoruz artık.
   Tam umutlarımın bittiği noktadaydım. Artık onun için uğraşmaya mecalim kalmamıştı. Umurumda dahi değildi. Saatlerce aklıma gelmemişti. Zaten her böyle olduğunda Allah yollarımızı kesiştiriyor. Karanlığın içinde yine birbirimizi buluyoruz.
   Geçen gün okulca kitap fuarına gitmiştik. Laci, Candice ve ben dolaşıyorduk. Bir an kitapların arasında kaybolmuşum. Kafamı kaldırdığımda ikisi de yoktu. Önce biraz yaralı kurt edasıyla etrafı süzerek onları bekledim. İlk başta oldukça masumdu bu şekilde tabii. Ama sonra gelmediler ve ben de söve söve yürümeye başladım. Tam sahafçılara doğru o kadar kalabalığın içinde tek başıma yürüyordum ki arkamdan malın biri kafama vurdu. "Senin ben.." diye arkama dönüyordum ki bizim 1.10'u gördüm. Asıl adı Elif tabii ama birazcık kısa boylu olduğundan sınıftaki kıvırcık Cem arkadaşımız ona 1.10 diyor. Elif'in tek rakibi var o da Batı tarihinin bodur lideri 'Napolyon'
   İşte bu saf da Gülçe'leri filan kaybetmiş. Biz girdik kol kola beraber dolaşıyoruz. Ben buna yakışıklı çocukları gösteriyorum bu "Tövbe Yarabbim" diyor. Bir Candice'nin bir Gülçe'nin dedikodusunu yapıyoruz sorma gitsin.
  Bir ara Necip Fazıl'ın standının yanına geldik. "Yaaa Elööf şu kitobo baok yuaa" diye ağzımı burnumu yamulta yamulta tribe girmiştim ki. İleriden bir ses geldi.
"Tipe bak tipe tipe"
Kafamı bir kaldırırım ki Ms.TRUE bana doğru geliyor. İşte sarıldık filan benim tabi beynimden düşünceler hızla akıyor.
Şimdik, True burdaysa, okulca gelmişlerdir. Okulca geldiklerine göre Süpermen de buradadır. E süpermen True'yla aynı sınıfta, onlardan ayrı geçmez. O zaman Süpermen ŞU AN BENİ GÖRÜYOR?!"
True'nun omzunun üzerinden arkasına baktım. Oradaydı. Sırtı dönüktü bana. Arkadaşlarıyla konuşuyordu. Saçının modelini değiştirmişti, Hemen anlamıştım bunu. Zayıflamıştı. Kumral sakallarını kesmemişti. Yüzünü, kirpiklerini, gözlerini o kadar çok özlemiştim ki, keşke bu sarıldığım True değil de o olsaydı. Parfümünün kokusunu, yine onun boynundan çekseydim içime.
"Seni Süpermen gördü"
Hepsinden önce o farketmiş, True'ya da o söylemişti burada olduğumu demek. Bir kaç dakika konuştuk True'yla. Uzaktan uzaktan izledim onu. Bir şeyler fısıldadım yine, duymadı. Sonra True gitti. Biz de arkamızı döndük gidiyorduk ki dayanamayıp arkamı döndüm ve ona baktım.
O da bana bakıyordu.
O sırada bizim şarkımız çalmaya başlamıştı, Kimse duymadı. Bizden başka...
İkimiz de önümüze döndük. Yaşanmışları, verilen sözleri, anıları, sevgimizi yine gözlerimizin buluştuğu noktada bırakıp kendi yollarımıza yürümüştük. Her ne kadar yürüyebiliyorsak artık..
"Aylardır bir saniye dahi susmadan anlattığın Süpermen bu muydu amk kızı"
Al işte bütün büyüyü bozdun aq.
1.10'luk yol arkadaşımın bu sözleriyle kendime gelmiştim. Beni tripten çıkarıp gülme krizine soktu. Günün geri kalanında da birlikte dolaştık. Sonra öyle eve döndük.
True'yla konuştum. Bizimki tutturmuş "Melinga benim hakkımda bişi dedi mi" diye. Ebeni dedim aşkım napıcaksın ya sana ne hani sen benden nefret ediyodun pis mendebur.
İşte beni görünce içi bi kötü olmuşmuşmuş. İçine tükürüyim. Ben senin özleminden geberdiğim gecelerde sen sağda solda elin orospularıyla sürtüyodun. Şimdi ne yaparsan yap.
http://www.youtube.com/watch?v=5phVkgQ_Al4
Adeta bir Biz







3 Mayıs 2014 Cumartesi

Sen Kokulu Mektuplar

Bu mektubun şarkısı bu olsun
Kaç zaman oldu ben hala gittiğine inanmadım

Uzun zaman oldu. Ve hala ben beraber yaşadığımız güzel günleri unutmadım. Senden sonra senin yerine koyabileceğim çok insan çıktı karşıma. Ama ben istemedim hiç birini. Hiç birini, senin kadar sevemeyeceğimi biliyordum. Sabahları uyanır uyanmaz telefonuma bakar, yine o günaydın mesajlarını görmeyi umut ederdim. Geceleri yine pencerede durur sokağın karşısındaki o yola yine gelirsin sanırdım. Sen gelmedin Süpermen, kahramanım beni ittiğin o karanlıktan çıkarmadın. Sen benim kahramanımdın, beni kurtarılmaya muhtaç bıraktın.
Ben senin neyindim hala anlamıyorum. Kaybettiğin mi, bir başkasının yerine koyduğun mu yoksa kurduğun hayaller, sığındığın liman mı? Belki de hepsi gerçerliydi birbirimiz için. Basite indirgediğimiz sevgimiz herkesinkinden güzeldi. Farklıydı. Başkaydı. Eğer sen beni bırakıp gitmeseydin, şimdi, herşeyden üstündü.
Bazen o beni terk ettiğin yerden geçiyorum. Hava günlük güneşlik ve herşey harika, kuşlar cıvıldıyor.. Ama orası hala karanlık. O sokaktan geçerken hala bir süre kendime gelemiyorum ben. Hala nefesim tıkanıyor, boğazım düğümleniyor. Gözlerim dolmuyor ama. Eskisi gibi değilim, merak etme, iyiyim. İyi olduğum umurunda mı bilmiyorum ama iyiyim işte. Sadece bazen çok özlüyorum seni. Böyle kelimelerle anlatamayacağım kadar çok özlüyorum. Beni sevdiğin günleri düşünüyorum. Bana sarılışını, elimi tutuşunu.. Eski mesajlarımızı okuyorum mesela. Günaydın mesajlarını, küçük dünyamızda kurduğumuz hayallerimizi...
Seni çok seviyorum ama seni bekleyemiyorum. Ne gidiyorum, ne kalıyorum. Seni affedemiyorum ben kahramanım. Beni terk edişini unutamıyorum. Yaptıklarını, unutamıyorum. Bir sabah uyandığımda belki sen çoktan dönmüş olursun. Eğer bir gün o sabah gelecekse, her şey için çok geç olacak. Sen beni kaybettin Süpermen. Bende bulduğunu başkalarında arama. Onlar sana benim gibi kucak açmayacaklar, onlar seni benim gibi sevmeyecekler. Sen hayatın sana sunduğu tek mutluluk hakkını kaybettin. Sana beddua etmiyorum ama mutluluklar dilememi de bekleme. Allah kimsenin ahını kimsede bırakmaz. Ben seni Ona havale ediyorum.




26 Ocak 2014 Pazar

Tatilim Hoşgeldin

Bu da bu yazının şarkısı olsun..

Usulca piyanonun tuşlarına dokunan parmaklarımı izliyor, kendimi çalmakta olduğum Bach'ın Minuet in B Minor şarkısının kollarına bırakıyordum. Şarkının duygusallığına kapılmıştım ki birden kapı açıldı.
"Melinga, gidelim mi?"
Ellerimi piyanonun tuşlarından çekerken başımı salladım sessizce.
Ayağa kalkıp piyanonun üzerine bıraktığım uçak biletimi ve pasaportumu aldım.
"England-London Heathrow Airport"
İngiltere yaz okulu. Çoban ve bir kaç arkadaşımızla birlikte yaklaşık bir aylık mükemmel bir tatil. Ama beni pek heveslendirmiyor gibi. 
Derin bir iç çekip kabanımı giydim. Tam odadan çıkmaya yelteniyordum ki, bir şey, bir güç beni pencereden aşağıya bakmaya zorladı. Elimi ilk tuttuğu, bana ilk sarıldığı yere. 
Tam o sırada kokusunu duydum ve gözlerimi kapattım. 
Hayatımda ilk defa bu kadar hissiz olabilmiştim. Ne bir acı, ne bir özlem, hiç bir şey. Adeta duygularım alınmış gibiydi. İşte o kadar çok yorulmuş ve bıkmıştım. Benden ayrılırken onun da söylediği gibi. Artık hiç bir şeye inancım kalmamıştı.
"Beni hiç bırakma olur mu?"
Gözlerimi açıp sırıttım sonra. Başımı sağa sola salladım ve ışığı kapatıp odadan çıktım.
Aşağıya inip Anna Teyze'yle birlikte arabaya bindik. Anna teyze piyano öğretmenim oluyor. Ayrıca Laci'nin annesi. İsminden de anlayacağınız üzere rus. Çok şirin bir Türkçesi var. Sarışın çok hoş bir bayan.
Arabada giderken bir an ona dönüp cebimden pasaportumu ve uçak biletimi çıkardım.
"Laci de gelse fena olmaz aslında"
"Ona henüz izin vermedim canım duruma göre bakacağız... Sahi ne zaman gidiyorsun?"
"Temmuzda"
Bir an durdum ve düşündüm. Daha aylar vardı önümde. Acaba o zamana kadar neler olacaktı? Zaman neler gösterecekti bana? 
Artık akışına bırakarak yaşadığım için hayat daha bir sürprizlerle dolu geliyordu bana. Bilirsiniz.. Eski Melinga böyle miydi? İlla her şeyi planlayacak, o plana bütün hayatını uyduracak. Sanki planlarım tutuyormuş gibi kafamda sürekli kurar dururdum. Ama hayat kendi bildiğini okuyor. Bana, bize düşen tek şey anı yaşamak, uyum sağlamak oluyor.

Bu yazdıklarımı yaşayalı yaklaşık 2 ay oldu. O gün kendimi çok büyümüş, değişmiş gibi hissetmiştim. Ve gerçekten yeni hayatıma alışmak adıma attığım ilk adımdı. Ama yine de hiç bir şey beni heyecanlandırmıyor gibiydi. O günden bugüne bile oldukça fazla şey değişti. Artık bazı şeylerin fazlasıyla üstesinden gelmiş, eski neşemi kazanmış durumdayım. İleriye dönük bazı kararlar verdim ve arkadaş çevremi yerine oturttum. Her şeyden iyi, güzel bir şey çıkarmayı öğrendim. Her zamanki gibi dimdik duruyorum hayata karşı. Ne de olsa hayat devam ediyor.



Şimdi gidip yarıyıl tatilinin tadını çıkarmayı düşünüyordum. O kadar çok yapmak istediğim şey var ki. En başta Karadutum Mırıl ile sarsıcı bir alışverişe çıkmalıyım, Sonra CookieBoob ile buluşmalıyım. Kesinlikle bir gece True'yu bizde kalması için çağırmalıyım. Lol ile buluşmalıyım. Tenis Kulübünden Watermeloon ve MösyöBaklava ile bowlinge gitme sözüm de var tabii. Laci, İsmail Abi, Candace, Momsen, Ersen yani İkoliberlar grubu olarak sinemaya/iskender keyfi yapmayı planlıyoruz. Anneannemlerin orada da kuzenler ve Ms.BONJOVİ de beni bekler.
Ayrıca resim, ahşap boyama, piyano, tenis kursu derken bu tatili de ders çalışmadan, dinlenemeden yer bitiririm. Tatil benim değil mi? Sonuna kadar harcayacağım. Siz de hiç bir şeyi takmayın kafanıza. Hayat güzel gezin, tozun. Bir derdiniz olursa her zaman buradayım biliyorsunuz. Yorumlarınızı ve mesajlarınızı bekliyorum. Güzel dualarım ve iyi dileklerim sizinle :*


                         


24 Ocak 2014 Cuma

Birine "Kahramanım" Derken İki Kere Düşünün. Bazıları Bunu Haketmez.

Aç ve dinlerken başla okumaya.. 
Parmağımı porselen kahve fincanının etrafında dolaştırırken tebessüm ederek bir kaç anı hatırladım eskilerden. Zaman öylesine değiştirmişti ki bizi, çocukluğumuzda yaptığımız komik şeyler bir anlık da olsa içimi ürpertmeye yetiyordu.
En çok da ben değişmiştim. O kadar çok onarmıştım ki kırılan kalbimi, artık hiç bir söz, hiç bir şey beni üzemezmiş gibi geliyordu. Güçlüydüm. Ve en iyi yanı da buydu. Ama artık daha çok korkuyordum incinmekten. Yanlızlık, artık daha bir ürkütücü geliyordu.
Masadaki fondünün mumuna ve çilekle çikolatanın uyumuna takıldı bir an gözüm.
"Keşke Süpermen burada olsaydı" dedim içimden. "Keşke onunla bir kere olsun gelseydik böyle bir yere."
O sırada derinlerden bir ses kulaklarımda çınladı.
"Senden nefret ediyorum."
Gülmeye başladım. Kafamı sağa sola salladım. CookieBoob kafasını kaldırıp tebessüm ederek bana baktı.
"Neye güldün Melinga?"
"Hiç" dedim. "Aklıma komik bir anım geldi."
Elimi kahve fincanından çekip arkama yaslandım. Sekiz yılımızı beraber geçirdiğimiz, beraber gülüp, beraber ağladığımız arkadaşlarıma baktım. CookieBoob dümdüz saçlarını beline kadar uzatmıştı. Yüzüne düşen olgunluğunu saçlarının ve boyunun heybeti tamamlıyordu. Kumral kıvırcığım; Marul saçlarını yine 8. sınıftaki gibi yapmıştı. Yüzünde tek bir kusur bile görünmüyordu. Taktırdığı diş telleri onu olduğundan da masum gösteriyordu.Ve sonra Ms.İz.. Sınıfımızın ineğiydi o. Şimdi de fen lisesinde okuyordu zaten. Onun bu kadar değişeceğini tahmin etmemiştim. Saçlarının uçlarını kızıla boyatmış, ayrıca gözlüğünü de çıkartmıştı.
Son olarak ben; sizin bile en son tanıdığınız Melinga değildim. Yıllarca hevesle saçlarımı uzatıp, özenle bakmıştım onlara. En son belime kadar uzundu saçlarım. Ve ben o saçlara kıymıştım.
"Bu kadar yeterli mi?" demişti kuaför. O bile dayanamamıştı saçlarımı keserken. Ama yine kulağımda çınladı bazı sesler. "Kestirme sakın saçlarını, dikkat ettim de tam beline kadar."
Gözlerimi kapatıp "Kesin" dediğimi hatırlıyorum. "Biraz daha.. biraz daha."
En son kuaförden çıktığımda omzumun hizasındaydı saçlarım. Kendimi bütün fazlalıklardan kurtulmuş, yeni biri gibi hissetmiştim. Ama buna alışmam pek kolay olmamıştı.
Ben bile şuan bunu sizlere söylemeye çok utanıyorum. Çünkü çok büyük zorluklarla kazanmıştık birbirimizi ama evet, tahmin ettiğiniz gibi oldu. Süpermen, beni terk etti.
Son zamanlarda bazı sorunlarımız olmuştu. Ben savaşmayı tercih ettim, o gitmeyi. Süpermen diyorum ona ama küçücük sorunlarla bile baş etmeyi bilmeyip, savaşmayan, zora gelince kaçan bir erkeği artık istemiyorum. Bir zamanlar benim kötü zamanlarımda yanımda olmuş, elimden tutup kaldırmıştı. Tam kendine alıştırdıktan sonra da beni kendi karanlığıma terk edip gitmişti. Kahramanım mıydı şimdi o benim? Yoksa düşmanım mı? Nasıl yapabilmişti bunu? Nasıl bu kadar bencil olmayı başarabilmişti?
 Yaşadıklarımız çok acıttı canımı sonradan hatırlayınca. Ağladım. Güçlü olmaya çalıştım. Ama ben çabalamıştım ve "Sen güçlü bir kızsın katlanırsın" diye geçiştirilip terk edilmeyi hak etmemiştim. O sonradan sırf TRUE ona kızmasın diye çabaladığım için beni yanlış anlayıp söylediklerini de hak etmedim. Ama bu onun seçimi. Bana onun kararına ve duygularına saygı göstermek düşer. O benden şimdi nefret ediyorsa buna karışamam, engel olamam. Kendi bileceği şey. Ona hiç ama hiç beddua etmedim ama şu ana kadar bana kazık atan herkesten daha çok üzdü beni ve daha çok ahımı aldı. Yapılan hiç birşey karşılıksız kalmaz. Ben onu iyi hatırlamak için elimden geleni yaptım. Ama o ısrarla bana bütün güzel anılarımızı yakıp attırdı. Artık o benim için sadece verdiği sözleri tutamayıp, zora gelince pes edip giden ayrıca benden nefret eden eski sevgilim. Biri bana onu sorarsa aynen böyle bahsetmeyi düşünüyorum. Çünkü bir kere onu düşününce ne olduğunu gördük. O bunu anlamayan bir insan. Herkes değerini kendi biçer ve onun hak ettiği değer de bu.
Bizim kızlara o gün bütün yaşadıklarımı anlattım. Balo gecesini, Karamel'i, Süpermen'i.. Öylesine güzel bir gün geçirdik ki. Güldük, eğlendik, yanımızda olduk birbirimizin. O kadar yıl sonra eskimeyen, yıpranmayan saf ve masum arkadaşlığımızın tadını çıkardık. Çok seviyorum onları. Kötü zamanlarımda olan herkese, bütün arkadaşlarıma minnettarım. Mırıl'a, TRUE'ya, Elitro'ya, Laci'ye Candice'a Momsen'a, BonJovı'ye... Umarım onlar hep yanımda olurlar ve beni hiç bir zaman terk etmezler.
Hey Jude!
                 


23 Kasım 2013 Cumartesi

"Ve Süpermen, Beni Bütün Kötülüklerden Koruyacağına Söz Verdi"

Artık benlesin. Hep benle kalacaksın.

Sımsıkı sarılmıştı bana. Kalbinin atışlarını sağ tarafımda hissediyordum. Beni hiç bırakmayacağına  fazlasıyla inanıyordum. Biran geri çekildi ve burnumun üzerine minik tatlı bir öpücük kondurdu. O öpücük içimdeki bütün buzları eritmiş sıcacık yapmıştı kalbimi. Belli belirsiz bir tebessüm belirdi dudaklarımda. Onu seviyordum. Bütün kalbimle, hücrelerimin sayısı kadar çok seviyordum. Ve ilk defa bu kadar doğru bir karar vermiş olduğumu düşünüyordum. Ellerimi avucuna almış, parmaklarıma öpücükler kondurduğunu izlerken bizi bu noktaya getiren, böyle olmamızı sağlayan herkese teşekkür ettim kendimce. Kim bilebilirdi ki o kadar pişmanlığın arasından bu kadar doğru ve güzel bir şey çıkacağını?
Ellerimi bıraktı ve tekrar sarıldı bana. Boynuna eğilip muhteşem kokusunu içime çektim. Aşkımız, güvenimiz, sadakatimiz ve birbirimize karşı beslediğimiz bütün duygular karşılıklı ve aynıydı. Bir ara buna kendim bile inanamaz olmuştum. Ama hiç olmadığı kadar gerçek ve güzeldi yaşadıklarımız.
Karamel'e karşı duyduğum bütün kızgınlık yok oldu. En başta o olmasaydı belki de hiç tanışamayacaktık. Ve sonra MS.True. Ona ikimiz de sonsuz minnettarız. Onun sayesinde oldu her şey. O tanıştırdı bizi. O yol gösterdi, yardım etti.
Belki de her şey bizi birbirimizin karşısına çıkarmak için küçük birer oyundu. Belki de şu ana kadar yaşadığımız her şeyin birbirimize ulaşmamız için bir faydası olmuştu. Bunu ikimiz de bilemeyiz tabi. Birbirimiz hakkında en iyi bildiğimiz şey birbirimiz için en doğrusu olduğumuz.
"Kalbin çok hızlı atıyor" diye fısıldadım kulağına. Geri çekilip gözlerimin içine baktı. O süper kahraman omuzlarındaydı ellerim.
"Seni sevdiğimden işte" dedi. Seni çok sevdiğimden.
Ağladığımda, güldüğümde, sinirlendiğimde, iyi kötü her anımda, her günümde yanımda olan Süpermen artık gönlümün tek sahibi olmuştu. Dışarıdan nasıl gözüktüğü umurumda değil. Belki saçmaladığımı düşüneceksiniz. Ya da yaptığımın yanlış olduğunu. Herkes istediğini söyleyebilir. Ben onu severken bunların hiç birini düşünmedim ve söylenenleri de asla umursamayacağım. Hayatımda ilk defa insanların saçma ön yargılarını umursamayarak kendim için bir şey yaptım. Ve bundan asla pişman olmayacağım. Eğer onu sevmem hataysa, bu hatam hayatım boyunca yapabileceğim en doğru ve en güzel hatadır.
Onu çok seviyorum. Ve o da beni seviyor. Birbirimize güveniyoruz. Birbirimizi tamamlıyoruz. Her türlü yanımda olabileceğine inandığım tek erkek. Ve umarım Allah bizi hiç ayırmaz, biz hep birbirimizin yanında oluruz.
Onunla Kurulur Dünyada Cennet.....




30 Ekim 2013 Çarşamba

Alıştım Bile. Hem Elimdekilerle Mutluyum Ben. (Perfect Birthday)

Yaşananlardan sonra ilgiye ve sevgiye öyle çok ihtiyacım vardı ki kendi yalnızlığımın içinde resmen kaybolmuştum. Doğum günüm yeniden doğuşum oldu diyebilirim. Bana değer veren, beni seven herkesin sıcaklığıyla ve gösterdiği sevgiyle son zamanlarda geçirdiğim en güzel günlerdi.
Günlerdi diyorum çünkü doğum günümü sadece bir gün kutlamadım. İlk önce Ms.TRUE, Süpermen ve ben buluşup kutladık. Sonraki gün Fidanlar'daydım-halamlar oluyor- Halam evde değildi. Psikolog aday adayı olan kuzenimle sabaha kadar oturup bir şeyler izledik abur cubur yedik. Bir sonraki gün tenis kulübünde arkadaşlarım pizzayla sürpriz doğum günü yaptılar. Sonra da Candace'lerle Mırılla falan kutladık işte. O hafta çok eğlenceli geçti.
Pazartesi günü yarım gündü dolayısıyla okula gidesimiz hiç gelmiyordu. Mırılla gittik durağa bir kaç dakika bekledikten sonra okulu kırmaya karar verdik. Karşıya geçip alışveriş merkezine giden otobüsü bekleyecektik ki Mırılın Kırmızı Gömlekli'si geldi. (Çocuk Mersin'den gelmiş ve buraları hiç bilmiyor. Futbolcu. Mırıl bundan hoşlanıyor çocuk da Mırıldan hoşlanıyor ama sürekli kavga ediyorlar. Ayrıca çocuk şuan Bety ile konuşuyor. Bety'i biz sıkıştırdık tehtid ettik falan oraya sonra geleceğim.)
Bizim bu çocuğa önceden Gebze'yi dolaştırma sözümüz vardı. Mırıl buna güzel bir şekilde bizimle Gebze'ye gelmesini söyledi. Çocuk bir saniye bile kafasını telefondan kaldırmadan "Sağol maçım var" dedi. Tabi Mırıl fena halde ayar oldu.
Çocuk gittikten sonra biz de otobüse binmek için karşıya geçiyorduk ki Mırıl buna küfür etmeye başladı. O sırada yoldan geçen arabanın içindeki adamın biri bu akıllının küfürlerni duydu. Araba biraz ilerledikten sonra adam arabanın kapısını açtı başladı buna saydırmaya. "Arabadan inersem senin ağzını burnunu kırarım" falan dedi. Tabi biz yusuf yusuf. Ama bizimki hala anlamıyo sesli sesli sövüyo millete. Geri zekalının yüzünden o gün bir şey olacağına emindim ama Allah'tan ucuz atlatıp tek parça halinde gidip geldik.
Sabahın köründe gittiğimizden alışveriş merkezini biraz biz açtık gibi oldu. Girer girmez anında Mango'ya koşup çantayla kazak aldım. Sonra diğer mağazaları gezdik. Koton, polo, ltb, lofti sa sa sa samır taym samır taym sednıs... derken acıkıp yemek yemek için burgera çıktık. Normalde hep King Chicken yerim. Bu sefer az ufak şeyler atıştırayım diye Wupper Junior aldım(Süpermenin menüsü!) Almaz olaydım. Bu beni bir zehirledi.
Yemeğin ortasında tuvalete koştum ve yediğim her şeyi kustum.
Annemin ahı mı tuttu ne olduysa Mırıl da ben de bir fena olduk atladık otobüse evin yolunu tuttuk. Giderken 'iti an çomağı hazırla' hesabı Süpermen bindi otobüse iki durak sonra. Sohbet falan derken eve geldim. Hazırlanıp sahile indim. First Lady ve İron ikilisinin yanına. Tesadüfen yine Süpermenle karşılaştık işe bak arkadaş bu ara nereye gitsem karşıma çıkıyor bu çocuk. Ama az deli değil. Şebek nasıl güldürüyor beni.
İşte sahilde bu İron ve Lady her zamanki gibi tartıştıar bunları barıştırayım falan derken ben de güme gittim herkes evlerine dağıldı bende Tuğba'nın doğum gününe katıldım. Pastayı falan kestikten sonra aramızda para toplayıp sigara aldık. Herkese üç tane düştü. Ben içmediğim için götürüp Süpermen'e verdim. Sonra da oradan eve geçtim.
Sınav haftası öncesi son tatil günlerim de böyle geçti. Şimdi çok yoğu bir tempo beni bekliyor. Sürekli ders çalışacağım ezber yapacağım falan filan. Bu arada Karamel olayı tamamen bitti. Ona mesaj attım ve beni takmadı. Hal böyle olunca ben de bir sürü bir şeyler yardırdım buna artık umurumda değilsin gibisinden falan. Gerçi yine takmadı ama olsun en azından içimde kalmadı.
Artık içimde ona karşı ne bir sevgi, ne bir kırgınlık, ne bir nefret var. Sanki bir rüya görmüşüm de uyanmışım gibi geliyor. Ve o rüyayı gün ilerledikçe unutuyorum. Her şeyin hayırlısı diyorum artık. Bu ara çok atarlı çok kıskancım. Karamelden değil yalnızlık hissinden kaynaklanıyor. Şöyle bütün gün ilgi gösterip her dakika hiç bıkmadan mesaj atacak, eğlenceli, yakışıklı bir arkadaş olsa fena olmazdı hani. Neyse yeter bu kadar sınav haftasından sonra görüşmek üzere. Şimdiden sınavlarınızda başarılar diliyorum.....

5 Ekim 2013 Cumartesi

Ateş, Mum ve Kelebek

Bunu aç ve dinlerken okumaya başla...
Can't you hear my heart beat so 
Kalp atışımın sesini duyabiliyor musun?
I can't let you go. 
Gitmene izin veremem. 
Want you in my life. 
Hayatımda istiyorum seni.

Her şey, herkes öylesine değişik geliyor ki artık neredeyse kendimi bile tanımayacak duruma gelmiştim. Geçen yılki halime dönmek için yaklaşık bir buçuk aydır çabalıyorum. Ama Karamel yokken bu gerçekten çok zor oluyor.
Her gün yeni bir şeyle karşılaşıyorum. Her gün farklı şeylerle sınanıyorum. Gittikçe daha çok yanıyorum, yandıkça daha çok yaklaşıyorum ona. Tıpkı bir kelebek gibi.
Edebiyat dersinde öğretmenin anlattıklarından çıkardığım tek şey olayın kendimle ne kadar bağdaştığı olmuştu.
"Kelebek ateşin büyüsüne kapılır ve mumun etrafında dönmeye başlar."
Karamelle bizim hikayemiz de aynen böyle başlamıştı. Ben onun büyüsüne kapılmış ve ona aşık olmuştum. Hayatımın her yerine onu koymuş, onun hayaliyle uyuyup onun hayaliyle uyanmıştım.
"Giderek muma yaklaşır kelebek, yaklaştıkça yanar kanatları."
Onunla konuşmam, ona gülümsemem ve ona yaklaşma çabalarımın iyiye gideceğini sanıyordum. Ona ulaşabileceğimi düşünüyordum. Olanlar beni mutlu ediyordu. Bile bile, göre göre kendimi yakıyordum.
"Canı yanar kelebeğin. Ama o bunu umursamaz. Ateşe ulaşma aşkı vardır içinde. Acıyı hissetmez bile."
Canımı yakmaya başladığı anda uzaklaşmalıydım ondan. Ama o o kadar harika, o kadar iyi bir insandı ki ondan bir türlü kopamadım. Ne olacağını boş verip ona daha çok yanaştım.
"Ve en sonunda tamamen yanar kanatları, Kül olur kelebek. Ölür, düşer mumun dibine. Bir günlük hayatını aşkın ateşi uğrunda heba eder..."
Bütün umutlarım bitip, çaresiz kaldığımda bu hikayede sanırım ölmüş sayılıyorum artık. Çünkü bundan ötesinde ben yokum. Karamelden uzaktayken bu hikayeye kattığım hiç bir şey yok. Sadece küllerimden doğmayı bekliyorum.
Ama tuhaftır ki o gittiğinde aramızdaki bağın gücünü hissetmeye başladım. Biliyorum, o da özlüyor beni. Çünkü benim kadar bakışlarıyla içini ısıtacak birisi yok. Onun arkasında olacak, her haliyle kabullenecek birisi yok.
O da biliyor ki biz bir bakışta bile çok şeyler yaşardık. Birbirimize destek olurduk. Yüzlerimizden okurduk kelimeleri. Kalabalık yerlerde sadece ikimiz olurduk birden bire. Gözlerimiz birbirine değdiğinde bütün dünya yalan olurdu. İşte bu yüzden kantinde oturduğumuz o gün yıllardır konuşuyoruz, yıllardır birbirimizi tanıyoruz gibi hissetmiştik. Çok özel şeyler yaşamıştık biz. Bütün anılardan farklı, herkesten uzak, kimsenin anlayamayacağı kadar yakın.
Din dersinde hoca "Allah her duayı kabul eder." demişti. "Eğer duanız şimdi kabul olmamışsa mutlaka bir gün daha güzel, daha muhteşem bir şekilde kabul olacaktır."
Bu kelimeleri duyar duymaz aklıma sen geldin Karamel. Nasıl gittiğin geldi. İşte o an, o kelimeleri duyduğum an anladım ki bu bir son değil. Sen benim en büyük duamsın. Ve biliyorum Allah o duayı mutlaka bir gün kabul edecek. Bizi, hiç tahmin etmeyeceğimiz bir yerde, hiç anlayamayacağımız bir şekilde, çok tuhaf bir yerde karşılaştıracak. Ve o zaman sayfasını kıvırıp bir kenara koyduğumuz bu kitabı okumaya kaldığımız yerden devam edeceğiz. Şimdi yapmam gereken tek şey o kitabı zamanı gelene kadar rafa kaldırmak. Çünkü şimdilik okumam gereken başka kitaplar var.

Benden size gelsin. Kalbinizin sesini dinleyin arkdşlr.ss
Bunlarıda Okuyup Yorum ve Oy bırakırsanız :*