Bunu aç ve dinlerken okumaya başla...
Can't you hear my heart beat so
Kalp atışımın sesini duyabiliyor musun?
I can't let you go.
Gitmene izin veremem.
Want you in my life.
Hayatımda istiyorum seni.
Her şey, herkes öylesine değişik geliyor ki artık neredeyse kendimi bile tanımayacak duruma gelmiştim. Geçen yılki halime dönmek için yaklaşık bir buçuk aydır çabalıyorum. Ama Karamel yokken bu gerçekten çok zor oluyor.
Her gün yeni bir şeyle karşılaşıyorum. Her gün farklı şeylerle sınanıyorum. Gittikçe daha çok yanıyorum, yandıkça daha çok yaklaşıyorum ona. Tıpkı bir kelebek gibi.
Edebiyat dersinde öğretmenin anlattıklarından çıkardığım tek şey olayın kendimle ne kadar bağdaştığı olmuştu.
"Kelebek ateşin büyüsüne kapılır ve mumun etrafında dönmeye başlar."
Karamelle bizim hikayemiz de aynen böyle başlamıştı. Ben onun büyüsüne kapılmış ve ona aşık olmuştum. Hayatımın her yerine onu koymuş, onun hayaliyle uyuyup onun hayaliyle uyanmıştım.
"Giderek muma yaklaşır kelebek, yaklaştıkça yanar kanatları."
Onunla konuşmam, ona gülümsemem ve ona yaklaşma çabalarımın iyiye gideceğini sanıyordum. Ona ulaşabileceğimi düşünüyordum. Olanlar beni mutlu ediyordu. Bile bile, göre göre kendimi yakıyordum.
"Canı yanar kelebeğin. Ama o bunu umursamaz. Ateşe ulaşma aşkı vardır içinde. Acıyı hissetmez bile."
Canımı yakmaya başladığı anda uzaklaşmalıydım ondan. Ama o o kadar harika, o kadar iyi bir insandı ki ondan bir türlü kopamadım. Ne olacağını boş verip ona daha çok yanaştım.
"Ve en sonunda tamamen yanar kanatları, Kül olur kelebek. Ölür, düşer mumun dibine. Bir günlük hayatını aşkın ateşi uğrunda heba eder..."
Bütün umutlarım bitip, çaresiz kaldığımda bu hikayede sanırım ölmüş sayılıyorum artık. Çünkü bundan ötesinde ben yokum. Karamelden uzaktayken bu hikayeye kattığım hiç bir şey yok. Sadece küllerimden doğmayı bekliyorum.
Ama tuhaftır ki o gittiğinde aramızdaki bağın gücünü hissetmeye başladım. Biliyorum, o da özlüyor beni. Çünkü benim kadar bakışlarıyla içini ısıtacak birisi yok. Onun arkasında olacak, her haliyle kabullenecek birisi yok.
O da biliyor ki biz bir bakışta bile çok şeyler yaşardık. Birbirimize destek olurduk. Yüzlerimizden okurduk kelimeleri. Kalabalık yerlerde sadece ikimiz olurduk birden bire. Gözlerimiz birbirine değdiğinde bütün dünya yalan olurdu. İşte bu yüzden kantinde oturduğumuz o gün yıllardır konuşuyoruz, yıllardır birbirimizi tanıyoruz gibi hissetmiştik. Çok özel şeyler yaşamıştık biz. Bütün anılardan farklı, herkesten uzak, kimsenin anlayamayacağı kadar yakın.
Din dersinde hoca "Allah her duayı kabul eder." demişti. "Eğer duanız şimdi kabul olmamışsa mutlaka bir gün daha güzel, daha muhteşem bir şekilde kabul olacaktır."
Bu kelimeleri duyar duymaz aklıma sen geldin Karamel. Nasıl gittiğin geldi. İşte o an, o kelimeleri duyduğum an anladım ki bu bir son değil. Sen benim en büyük duamsın. Ve biliyorum Allah o duayı mutlaka bir gün kabul edecek. Bizi, hiç tahmin etmeyeceğimiz bir yerde, hiç anlayamayacağımız bir şekilde, çok tuhaf bir yerde karşılaştıracak. Ve o zaman sayfasını kıvırıp bir kenara koyduğumuz bu kitabı okumaya kaldığımız yerden devam edeceğiz. Şimdi yapmam gereken tek şey o kitabı zamanı gelene kadar rafa kaldırmak. Çünkü şimdilik okumam gereken başka kitaplar var.
Benden size gelsin. Kalbinizin sesini dinleyin arkdşlr.ss
Bunlarıda Okuyup Yorum ve Oy bırakırsanız :*


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder