23 Kasım 2013 Cumartesi

"Ve Süpermen, Beni Bütün Kötülüklerden Koruyacağına Söz Verdi"

Artık benlesin. Hep benle kalacaksın.

Sımsıkı sarılmıştı bana. Kalbinin atışlarını sağ tarafımda hissediyordum. Beni hiç bırakmayacağına  fazlasıyla inanıyordum. Biran geri çekildi ve burnumun üzerine minik tatlı bir öpücük kondurdu. O öpücük içimdeki bütün buzları eritmiş sıcacık yapmıştı kalbimi. Belli belirsiz bir tebessüm belirdi dudaklarımda. Onu seviyordum. Bütün kalbimle, hücrelerimin sayısı kadar çok seviyordum. Ve ilk defa bu kadar doğru bir karar vermiş olduğumu düşünüyordum. Ellerimi avucuna almış, parmaklarıma öpücükler kondurduğunu izlerken bizi bu noktaya getiren, böyle olmamızı sağlayan herkese teşekkür ettim kendimce. Kim bilebilirdi ki o kadar pişmanlığın arasından bu kadar doğru ve güzel bir şey çıkacağını?
Ellerimi bıraktı ve tekrar sarıldı bana. Boynuna eğilip muhteşem kokusunu içime çektim. Aşkımız, güvenimiz, sadakatimiz ve birbirimize karşı beslediğimiz bütün duygular karşılıklı ve aynıydı. Bir ara buna kendim bile inanamaz olmuştum. Ama hiç olmadığı kadar gerçek ve güzeldi yaşadıklarımız.
Karamel'e karşı duyduğum bütün kızgınlık yok oldu. En başta o olmasaydı belki de hiç tanışamayacaktık. Ve sonra MS.True. Ona ikimiz de sonsuz minnettarız. Onun sayesinde oldu her şey. O tanıştırdı bizi. O yol gösterdi, yardım etti.
Belki de her şey bizi birbirimizin karşısına çıkarmak için küçük birer oyundu. Belki de şu ana kadar yaşadığımız her şeyin birbirimize ulaşmamız için bir faydası olmuştu. Bunu ikimiz de bilemeyiz tabi. Birbirimiz hakkında en iyi bildiğimiz şey birbirimiz için en doğrusu olduğumuz.
"Kalbin çok hızlı atıyor" diye fısıldadım kulağına. Geri çekilip gözlerimin içine baktı. O süper kahraman omuzlarındaydı ellerim.
"Seni sevdiğimden işte" dedi. Seni çok sevdiğimden.
Ağladığımda, güldüğümde, sinirlendiğimde, iyi kötü her anımda, her günümde yanımda olan Süpermen artık gönlümün tek sahibi olmuştu. Dışarıdan nasıl gözüktüğü umurumda değil. Belki saçmaladığımı düşüneceksiniz. Ya da yaptığımın yanlış olduğunu. Herkes istediğini söyleyebilir. Ben onu severken bunların hiç birini düşünmedim ve söylenenleri de asla umursamayacağım. Hayatımda ilk defa insanların saçma ön yargılarını umursamayarak kendim için bir şey yaptım. Ve bundan asla pişman olmayacağım. Eğer onu sevmem hataysa, bu hatam hayatım boyunca yapabileceğim en doğru ve en güzel hatadır.
Onu çok seviyorum. Ve o da beni seviyor. Birbirimize güveniyoruz. Birbirimizi tamamlıyoruz. Her türlü yanımda olabileceğine inandığım tek erkek. Ve umarım Allah bizi hiç ayırmaz, biz hep birbirimizin yanında oluruz.
Onunla Kurulur Dünyada Cennet.....




30 Ekim 2013 Çarşamba

Alıştım Bile. Hem Elimdekilerle Mutluyum Ben. (Perfect Birthday)

Yaşananlardan sonra ilgiye ve sevgiye öyle çok ihtiyacım vardı ki kendi yalnızlığımın içinde resmen kaybolmuştum. Doğum günüm yeniden doğuşum oldu diyebilirim. Bana değer veren, beni seven herkesin sıcaklığıyla ve gösterdiği sevgiyle son zamanlarda geçirdiğim en güzel günlerdi.
Günlerdi diyorum çünkü doğum günümü sadece bir gün kutlamadım. İlk önce Ms.TRUE, Süpermen ve ben buluşup kutladık. Sonraki gün Fidanlar'daydım-halamlar oluyor- Halam evde değildi. Psikolog aday adayı olan kuzenimle sabaha kadar oturup bir şeyler izledik abur cubur yedik. Bir sonraki gün tenis kulübünde arkadaşlarım pizzayla sürpriz doğum günü yaptılar. Sonra da Candace'lerle Mırılla falan kutladık işte. O hafta çok eğlenceli geçti.
Pazartesi günü yarım gündü dolayısıyla okula gidesimiz hiç gelmiyordu. Mırılla gittik durağa bir kaç dakika bekledikten sonra okulu kırmaya karar verdik. Karşıya geçip alışveriş merkezine giden otobüsü bekleyecektik ki Mırılın Kırmızı Gömlekli'si geldi. (Çocuk Mersin'den gelmiş ve buraları hiç bilmiyor. Futbolcu. Mırıl bundan hoşlanıyor çocuk da Mırıldan hoşlanıyor ama sürekli kavga ediyorlar. Ayrıca çocuk şuan Bety ile konuşuyor. Bety'i biz sıkıştırdık tehtid ettik falan oraya sonra geleceğim.)
Bizim bu çocuğa önceden Gebze'yi dolaştırma sözümüz vardı. Mırıl buna güzel bir şekilde bizimle Gebze'ye gelmesini söyledi. Çocuk bir saniye bile kafasını telefondan kaldırmadan "Sağol maçım var" dedi. Tabi Mırıl fena halde ayar oldu.
Çocuk gittikten sonra biz de otobüse binmek için karşıya geçiyorduk ki Mırıl buna küfür etmeye başladı. O sırada yoldan geçen arabanın içindeki adamın biri bu akıllının küfürlerni duydu. Araba biraz ilerledikten sonra adam arabanın kapısını açtı başladı buna saydırmaya. "Arabadan inersem senin ağzını burnunu kırarım" falan dedi. Tabi biz yusuf yusuf. Ama bizimki hala anlamıyo sesli sesli sövüyo millete. Geri zekalının yüzünden o gün bir şey olacağına emindim ama Allah'tan ucuz atlatıp tek parça halinde gidip geldik.
Sabahın köründe gittiğimizden alışveriş merkezini biraz biz açtık gibi oldu. Girer girmez anında Mango'ya koşup çantayla kazak aldım. Sonra diğer mağazaları gezdik. Koton, polo, ltb, lofti sa sa sa samır taym samır taym sednıs... derken acıkıp yemek yemek için burgera çıktık. Normalde hep King Chicken yerim. Bu sefer az ufak şeyler atıştırayım diye Wupper Junior aldım(Süpermenin menüsü!) Almaz olaydım. Bu beni bir zehirledi.
Yemeğin ortasında tuvalete koştum ve yediğim her şeyi kustum.
Annemin ahı mı tuttu ne olduysa Mırıl da ben de bir fena olduk atladık otobüse evin yolunu tuttuk. Giderken 'iti an çomağı hazırla' hesabı Süpermen bindi otobüse iki durak sonra. Sohbet falan derken eve geldim. Hazırlanıp sahile indim. First Lady ve İron ikilisinin yanına. Tesadüfen yine Süpermenle karşılaştık işe bak arkadaş bu ara nereye gitsem karşıma çıkıyor bu çocuk. Ama az deli değil. Şebek nasıl güldürüyor beni.
İşte sahilde bu İron ve Lady her zamanki gibi tartıştıar bunları barıştırayım falan derken ben de güme gittim herkes evlerine dağıldı bende Tuğba'nın doğum gününe katıldım. Pastayı falan kestikten sonra aramızda para toplayıp sigara aldık. Herkese üç tane düştü. Ben içmediğim için götürüp Süpermen'e verdim. Sonra da oradan eve geçtim.
Sınav haftası öncesi son tatil günlerim de böyle geçti. Şimdi çok yoğu bir tempo beni bekliyor. Sürekli ders çalışacağım ezber yapacağım falan filan. Bu arada Karamel olayı tamamen bitti. Ona mesaj attım ve beni takmadı. Hal böyle olunca ben de bir sürü bir şeyler yardırdım buna artık umurumda değilsin gibisinden falan. Gerçi yine takmadı ama olsun en azından içimde kalmadı.
Artık içimde ona karşı ne bir sevgi, ne bir kırgınlık, ne bir nefret var. Sanki bir rüya görmüşüm de uyanmışım gibi geliyor. Ve o rüyayı gün ilerledikçe unutuyorum. Her şeyin hayırlısı diyorum artık. Bu ara çok atarlı çok kıskancım. Karamelden değil yalnızlık hissinden kaynaklanıyor. Şöyle bütün gün ilgi gösterip her dakika hiç bıkmadan mesaj atacak, eğlenceli, yakışıklı bir arkadaş olsa fena olmazdı hani. Neyse yeter bu kadar sınav haftasından sonra görüşmek üzere. Şimdiden sınavlarınızda başarılar diliyorum.....

5 Ekim 2013 Cumartesi

Ateş, Mum ve Kelebek

Bunu aç ve dinlerken okumaya başla...
Can't you hear my heart beat so 
Kalp atışımın sesini duyabiliyor musun?
I can't let you go. 
Gitmene izin veremem. 
Want you in my life. 
Hayatımda istiyorum seni.

Her şey, herkes öylesine değişik geliyor ki artık neredeyse kendimi bile tanımayacak duruma gelmiştim. Geçen yılki halime dönmek için yaklaşık bir buçuk aydır çabalıyorum. Ama Karamel yokken bu gerçekten çok zor oluyor.
Her gün yeni bir şeyle karşılaşıyorum. Her gün farklı şeylerle sınanıyorum. Gittikçe daha çok yanıyorum, yandıkça daha çok yaklaşıyorum ona. Tıpkı bir kelebek gibi.
Edebiyat dersinde öğretmenin anlattıklarından çıkardığım tek şey olayın kendimle ne kadar bağdaştığı olmuştu.
"Kelebek ateşin büyüsüne kapılır ve mumun etrafında dönmeye başlar."
Karamelle bizim hikayemiz de aynen böyle başlamıştı. Ben onun büyüsüne kapılmış ve ona aşık olmuştum. Hayatımın her yerine onu koymuş, onun hayaliyle uyuyup onun hayaliyle uyanmıştım.
"Giderek muma yaklaşır kelebek, yaklaştıkça yanar kanatları."
Onunla konuşmam, ona gülümsemem ve ona yaklaşma çabalarımın iyiye gideceğini sanıyordum. Ona ulaşabileceğimi düşünüyordum. Olanlar beni mutlu ediyordu. Bile bile, göre göre kendimi yakıyordum.
"Canı yanar kelebeğin. Ama o bunu umursamaz. Ateşe ulaşma aşkı vardır içinde. Acıyı hissetmez bile."
Canımı yakmaya başladığı anda uzaklaşmalıydım ondan. Ama o o kadar harika, o kadar iyi bir insandı ki ondan bir türlü kopamadım. Ne olacağını boş verip ona daha çok yanaştım.
"Ve en sonunda tamamen yanar kanatları, Kül olur kelebek. Ölür, düşer mumun dibine. Bir günlük hayatını aşkın ateşi uğrunda heba eder..."
Bütün umutlarım bitip, çaresiz kaldığımda bu hikayede sanırım ölmüş sayılıyorum artık. Çünkü bundan ötesinde ben yokum. Karamelden uzaktayken bu hikayeye kattığım hiç bir şey yok. Sadece küllerimden doğmayı bekliyorum.
Ama tuhaftır ki o gittiğinde aramızdaki bağın gücünü hissetmeye başladım. Biliyorum, o da özlüyor beni. Çünkü benim kadar bakışlarıyla içini ısıtacak birisi yok. Onun arkasında olacak, her haliyle kabullenecek birisi yok.
O da biliyor ki biz bir bakışta bile çok şeyler yaşardık. Birbirimize destek olurduk. Yüzlerimizden okurduk kelimeleri. Kalabalık yerlerde sadece ikimiz olurduk birden bire. Gözlerimiz birbirine değdiğinde bütün dünya yalan olurdu. İşte bu yüzden kantinde oturduğumuz o gün yıllardır konuşuyoruz, yıllardır birbirimizi tanıyoruz gibi hissetmiştik. Çok özel şeyler yaşamıştık biz. Bütün anılardan farklı, herkesten uzak, kimsenin anlayamayacağı kadar yakın.
Din dersinde hoca "Allah her duayı kabul eder." demişti. "Eğer duanız şimdi kabul olmamışsa mutlaka bir gün daha güzel, daha muhteşem bir şekilde kabul olacaktır."
Bu kelimeleri duyar duymaz aklıma sen geldin Karamel. Nasıl gittiğin geldi. İşte o an, o kelimeleri duyduğum an anladım ki bu bir son değil. Sen benim en büyük duamsın. Ve biliyorum Allah o duayı mutlaka bir gün kabul edecek. Bizi, hiç tahmin etmeyeceğimiz bir yerde, hiç anlayamayacağımız bir şekilde, çok tuhaf bir yerde karşılaştıracak. Ve o zaman sayfasını kıvırıp bir kenara koyduğumuz bu kitabı okumaya kaldığımız yerden devam edeceğiz. Şimdi yapmam gereken tek şey o kitabı zamanı gelene kadar rafa kaldırmak. Çünkü şimdilik okumam gereken başka kitaplar var.

Benden size gelsin. Kalbinizin sesini dinleyin arkdşlr.ss
Bunlarıda Okuyup Yorum ve Oy bırakırsanız :*


23 Eylül 2013 Pazartesi

Yalnızlık Hiç Olmadığı Kadar Ürpertiyor Artık

Birilerine ihtiyacım olduğunun farkındayım. Ama sanki yalnızken daha çok kafa dinliyorum. Aslına bakarsanız bu ara kafam çok karışık ve her ikisine de ihtiyacım var. Hem yalnız kalıp bazı kararlar vermeye hem de birilerine içime dökmeye.
Şimdi bunu aç ve dinlerken okumaya devam et..
"Vurmuyor yüzüne eskisi gibi sanki.. Güneşin ısıtmıyor içini"
Karamelden sonra onun yokluğuna alışmak çok zor oldu. Ve hala onun yokluğuna alışmaya çalışıyorum. Okulda hep takıldığı yerlere bakıyorum. O yok. Ve eminim ki onu bir daha göremeyeceğim. Bunu nasıl kabulleneceğim hakkında hiç bir fikrim yok.
"Gelmiyor içinden uzatmak ellerini, ellerin tutamıyor bir kalbi.."
Piyano kursundan çıkmıştım ve mutlu bir şekilde tenis doğru yürüyordum. Hayatıma dair açtığım yeni sayfada -aslında ben aldığım yeni defter diyorum- harika bir gündü bugün. Karamel'i düşünmüyordum. Piyanonun verdiği huzur kafamdan onu silmeye yetmişti.
"Bir kağıt, bir kalem, bir yanmış, bir sönmüş, bir bitmiş sigara.. Hayatın bu."
İyi olduğuma emindim. Mutluydum. Gülümsüyordum. Bütün gün boyunca harika bir alışveriş yapmış, kafamı dağıtmıştım. Elimdekiler çok ağırdı. Poşet elimi kesip canımı acıtsa da umursamıyordum. Tam manasıyla neşem yerindeydi. Derken yolun karşısında el ele tutuşup gülüşerek yürüyen bir çift gördüm. Mutlu bir çift.
"Sökülmüş, atılmış, kırılmış, dökülmüş, hep paramparça. Yolun sonu bu."
Onlardan kafamı çevirdiğimde gözüm biraz yukarıda bir tabelaya çarptı. Bordo renkli üzerinde beyaz yazıları olan küçük bir dükkanın tabelası. Ve o tabelanın üzerinde Karamelin adı yazıyordu.
"Yalnızlık..."
Elimdeki poşetlerin birisi yırtıldı ve içindeki defterler yere döküldü. O defterleri yerden toplamak için eğildiğimde kolumun altına sıkıştırdığım çantam ve diğer defterler de yere düştü.
"Saklandığın o küçük delikte buluyor seni,
 Yalnızlık.."
Elimden her şey düşünce birden ben de yere diz çöktüm. Kafamı kaldırıp baktığımda direk karşımda Karamel'in adı. Arkamı biraz dönüp baktığımda mutlu bir çift. Ve dönüp kendime baktığımda önümde bir yığın defter ve bana yardım edecek kimse yok.
"Saklandığın o küçük evinde buluyor seni..
Yalnızlık.."
Birden BayanCehennemSurat ve Karamel geldi gözümün önüne. Onlar mutlulardı. Bense yalnız. Şu defterlerimi toplamama yardım edecek birisi bile yoktu. Ve bulutlar benimle birlikte ağlıyor, teker teker defterlerimin üzerine düşüyorlardı.
"Öldürüyor seni. Öldürüyor beni"
Ve artık geçirdiğim bütün bu günün kendimi avutmak için olduğunu anlamıştım. Yine onu unutamamıştım. Yokluğu yine canımı yakıyordu. O benden çok uzaklarda belki beni bir kere bile hatırlamamışken ben her sabah onun adını sayıklayarak uyanıyordum. Onun gülümseyişini hatırlayarak tebessüm ediyordum. Ve şimdi de bu kadar yalnız, bu kadar kimsesizdim. Sokağın ortasında dakikalarca ağladım. Yoldan gelen geçen insanlar beni umursamazken onları ne umursayacak, ne de ayağa kalkacak gücüm vardı. Yenilmiştim. Bir kere daha yenilmiştim işte.

Yağmur... Vur yüzüme hadi, vur yüzüme.
Hayır, İstemem bir başkasını, Yalnız da ayağa kalkabilirim








21 Eylül 2013 Cumartesi

Şimdi Senden Vazgeçmeli

Sanırım ben kendimi kandırmaktan asla vazgeçmeyeceğim. Kendimi hiç dinlemeyeceğim, susturacağım. Başkalarını dert ederken aslında hep kendi kendime sırtımı döneceğim. Yine kendi düşüncelerimi, kendi kendime görmezden geleceğim...
Dün gece Mrs.True'yu aramadan önce gerçekten unuttum sanıyordum. Değişmiştim çünkü. Her şeye gülüyordum bir kere. İki de bir küfür ediyordum. Erkeklerden tiksinmeye başlamıştım hatta. Tabi bunu kimseye belli etmedim. Bir kaç kişiye bakıyormuş gibi yapıyordum. 
Ama sonra fark ettim ki ben çok büyük bir telaş içindeyim. Kendimi derslerle, kurslarla meşgul ediyordum. Gülüp eğlenerek hatta Karamelle dalga geçerek acımı bastırıyormuşum. Mrs True "Kendini kandırma" dedi. "Şu an sen onu atlatmadın. Üzülmen gerekiyor. Bu kadar çabuk atlatman imkansız"
İşte o konuşmadan sonra telefonu kapatıp anılarıma koştum. Hani okulda hep görüp de görmezden geldiğim anılarıma.
Okulun ilk günü bir kaç kere ağladım. Candice'a anlatacak oldum izin vermedi. Kime anlatmak istesem "Sil, unut artık" dediler. Kimse beni dinlemezken o şeyle kendi başıma boğuşamayacağımı biliyordum. Unutmaktan başka çarem olmadığını da biliyordum. Ve ben de kendimi kandırdım.
Onu, o hep başında ellerini ısıttığı, yaslandığı kalorifer peteğinin orada görür gibi oldum. Sonra onunla gözlerimizin buluştuğu her noktada. Bana ilk "Günaydın" dediği yerde. Otobüs beklediği durakta. Grubuyla takıldığı o kantin masasında...
 Maç izlerken arkadaşlarıyla birlikte yaptıkları tezahüratları duydum. Okulun sessiz koridorlarında baş başa kalıp da birbirimize selam vermediğimiz zamanları hatırladım. 
Nöbetçi masasının orada gülüşü geldi gözümün önüne. Cüzdanımdan küçüklük fotoğraflarını çıkarıp gülerken parıldayan gözlerine baktım. Neredesin be Karamelim. Nereye gittin böyle?
Ve sonra en can alıcı şeyi hatırladım. Sessizce dolan gözlerimi silerken kantinde buldum kendimi. Gidip oturduğumuz masaya oturdum. Başımı cama yasladım. Onu canlandırdım gözümde. Aklıma ilk gelen şey diş telleri oldu. Nasıl da severdim o diş tellerini. Saçının her teline aşıktım. Şimdi yoktu o işte. Ondan kalan tek şey hatırladığım bir kaç hatıraydı. Ve küçüklük fotoğrafları.
Bana ne kadar masum gözüktüğümü söylediğini hatırlarken kulaklarımı kapadığımı hatırlıyorum. Ağlamamak için dişlerimi sıkmıştım hatta. Sonra dayanamadım kalktım o masadan. Arkadaşlarını gördüm. "Onlar burada ama Karamel yok." dedim kendi kendime.
Yokluğu canımı öylesine acıtıyordu ki ne yapacağımı nereye kaçacağımı bilememiştim. Birilerine sarılıp ağlamak istedim, susturdular. Birilerine anlatmak istedim. Yine susturdular. Ve ben de sustum. Onu zihnimden silmeye çalıştım görmezden gelmeye... Unuttum sandım. Oysa daha kabullenememiştim bile.
Karamel, çok özlüyorum seni. Çıksan gelsen öyle güzel olur ki. Seni sadece son bir kez daha görmek için neleri feda ederdim.. Nereye gittin, neden gittin bilmiyorum ama yokluğunu hatırlamak bile üşütüyor beni. Sanki git gide dibe batıyorum. Ve kendimi çok çaresiz hissediyorum.
Koydum Sevinçlerimi Önüme, Baktım Hepsi KARAMEL. Ben kalpten sorunlu, Aşka sorumluydum. Anldım Herşey SENSİN.





19 Eylül 2013 Perşembe

Günün Kahramanı: Kendini Feda Eden Çocuk; Kıreyzi Nurullah

Karamelin yokluğunu tamamen siktir edince okul gerçekten harika bir yer haline geldi. Tm sınıfının seçkin bir öğrencisi olarak karşınızdayım. Yine kurtulamadınız benden canlarım.
Sıra arkadaşım, çillerine kurban olduğum Candice ile iğrenç şakaların dibine vurup gülmekten yarılıyoruz. Gülmekten içim dışıma çıkıyor artık. Ayrıca geçen yılın aksine artık bir inek öğrenciyim. Ön sıralarda oturmalar, iki de bir parmak kaldırmalar ilk günden ders çalışmalar falan. Bazen durup kendime "Sen hayırdır olum" diyorum.
Okulların açılmasıyla How İ Met Your Mother izlemeye ara vermek zorunda kaldım. Bu acımı da sizinle paylaşmadan geçemeyeceğim arkadaşlar.
Bu yılki planım hem kendime zaman ayırmak hem de derslerime çalışmak. Tabii bunun yanında bol bol yakışıklı çocuk kesiyorum. Hatta o kadar çok kesiyorum ki etraf kan gölüne döndü. Tamam tamam kapatın sayfayı bi daha okumayın beni amk. Ben olsam böyle iğrenç espri yapan birinin bloğunu okumazdım. Şu espriye ben bile başka yerlerimle güldüm. İntihar etmekte çok haklısınız.
Bu yazımda çok saçmaladığımın farkındayım. Az önce kakaolu nesquik içtim bildiğiniz üzere bende fena kafa yapıyor. Bir de yalnızlığın vermiş olduğu götümsü durum da üzerine gelince hal böyle oluyor arkdşlr.
Okulda aşırı eğleniyoruz. Ayrıca Mırıl da artık bizim okulda. Candice, Momsen, Laci ve diğerleriyle fena halde kafaları uyuşmuş durumda. Tabi bu durum beni de çok mutlu ediyor.
Geçen yıl sınıfımızda sadece 9 kızdık. Ama bu yıl öyle değil. Sınıfta 20 den fazla kız var. Ve bazıları gerçekten çok gereksiz insanlar.
Tm sınıfı sadece 1 tane açıldığı için sınıfımız en başta 34 kişiydi. Daha sonra bunlardan 3'ü sayısala geçti. Kaldık 31 kişi.
Ama sınıfların 30 dan fazla olmaması gerekiyormuş. E-Okul kabul etmiyormuş falan falan diye bugün 2. ders bizim müdür yardımcısı geldi sınıfa "Buradan 1 kişinin sayısala geçmesi gerekiyor. Gönüllü var mı?" dedi.
Tmciler olarak fizik kimya biyolojiden oldukça korkuyoruz. Tabi kimse gönüllü olmadı. Hoca yarım saat boyunca bekledi.Kimse istemiyor. En sonunda "Gönüllü olmazsa içinizden birisini kurayla seçicem" dedi.
Sınıfta bir korku havası esmeye başladı. Herkes birbirini ikna etmeye çalışıyor hocaya itiraz ediyor falan.
O sırada arka sıralardan bir ses geldi. Kıreyzi Nurullah.
"Hocam ben geçeceğim!"
Herkes susmuş ona bakıyordu. O sırada adeta fondan "Aaaaaa Ahhaaaaaaa haaaaaaa aaaaaaa a" diye bir ses yükselmişti. Çocuk sıraların arasından bir kahraman edasıyla hocanın yanına doğru yürürken bizim salaklar alkışlamaya başladı -buna ben de dahilim- İşte sınıf koptu bağıranlar ıslık çalanlar derken çocuk hocaın yanına gitti. Hoca ona tip tip bakıp "Evladım hayırdır geç otur yerine teneffüste gelirsin" deyince çocuğun göt tavandan 89765436589 kilometre hızla yere düştü. Bütün hava gitti. Ezik ezik yerine oturdu. Tabi bütün sınıf susuyor herkes çok ciddi ama ben yarılıyorum sırada. O çocuğun havası sonra birden ezik düşüp mahsun mahsun sırasına gidip oturması fgsdfsdcfvgbh. Neyse arkadaşlar yani anlayacağınız okulu o kadar gözünüzde büyütmeyin. Belki biraz fazla Poyanna'ya bağlıyorum ama o kadar da kötü sayılmaz. Hatta okulu sevmek bile mümkündür bence.
            B| Dinleyin bu şarkıyı gençler
   Varsa Şekliniz Buralara Bekleriz Arkdşlr.s


14 Eylül 2013 Cumartesi

Mariya Şarapovanızı Taktim Edeyim; Ben

Tenis kursuna başlayalı 1 gün oldu ama gördüğünüz üzere anında havaya girdim. Ama bunun sorumlusu ben değilim valla.
Her şey Süpermen'in tenise başladığımı söyledikten sonra bana "Mariya Şarapovam olursun artık izlemeye geliriz " demesiyle başladı.
Kursa bir gittim 2 ders saatinde 6 derslik eğitim vermişler çok hızlı öğreniyomuşum -Övünmek gibi olsun arkdşlr.s- İşte orada da hoca bana yeni bir Şarapova geliyor falan dedi. Ben tabi bir havalandım bir havalandım anlatamam. Artık hiç birinizi tanımam yani.
O değil de bir de sanki çok bir şey anlıyormuşum gibi Hülya Avşar'ın tenis oynayışına sövdüm. Ayrıca topları hep havaya atıyorum. Yaklaşık 3 tane top acı bir şekilde kayıplara karıştı benim yüzümden.
İlk gittiğimde sahaya bir girdim. Etrafta taş çocuklar falan Barney Stinson'ın "Dad is home" havasındayım. Kimseye bakmıyorum sahada maç yapıyolar takmıyorum sahanın ortasından geçiyorum..
Derken kafama top geldi.
Küfür ettim atarlı tavırlara girdim sahayı terk ettim falan. İşte sonra yalvardılar "Yapma Melinga sensiz olmaz" diye. Ben de dayanamadım geri döndüm işte.
Tamamen sallıyorum. Kafama top geldi kısmına kadar hepsi doğru ama kafama top falan gelmedi.
Bugün 2. dersime gittim. Yarın yine gidicem. Çok eğlenceli geçiyo. Koşu bandında at gibi koşturuyolar. Sağ kolum hala çok fena ağrıyor bir de bacaklarım..
İlk günden 3-4 tane arkadaş edinmiştim. Bu gün antremana başlamadan önce koşu bandında yürürken geçen sefer tanıştığım kızlardan biri geldi. Onların takımdan biri benden hoşlanıyormuş bana ayarlasana falan demiş.
Kahretsin ya. Cazibeme dayanamıyor kimde. Bir bakış attım gönlünü yaktım çocuğun. SDFGHJK :D
Şaka bir yana çocuğu ilk gördüğümde gerçekten beğendim ama kıza gidip istemiyorum dedim. Ve bunun 2 sebebi var.
1-Çocuk esmer ve ben sarışın severim.
2-Sanırım artık aşka inanmıyorum.
O kadar yoruldum yıprandım ki artık birine güvenmem çok zor. Hal böyleyken beni 1 kere görüp hoşlanan birisiyle asla çıkmam. Yani eğer bana ayarlamayı düşündüğünüz bir arkadaşınız varsa önce erkek gibi çıksın karşıma sevgisini kanıtlasın. Ve bir de güvenimi kazansın. Gerçi artık gerçekten aşka inanmıyorum ama her neyse.. Trabzonsporun maçı var duş alıp maç izleyeceğim...

Artık bana Melinga yerine Şarapova diyebilirsiniz.-Ehehehee- :P

 Ruh halim

11 Eylül 2013 Çarşamba

Siyah da Bir Renktir. Pembe de.

                                                         OKUSANIZA AMK
Her son yeni bir başlangıçtır sözü ne kadar klişeyse o kadar da doğru gerçekten. Sanırım buna ihtiyacım vardı. sırtımdaki bir yükten kurtulmuş gibiyim. Kendimi çok iyi hissediyorum.
Okulların açılmasına sadece bir kaç gün kaldı ve gerçekten artık okulların açılmasını istiyorum. Mırıl da bu yıl bizim okulda olacak. Ayrıca arkadaşlarımı gerçekten özledim.
Bu yıl kendime daha çok zaman ayırmayı düşünüyorum. Tenis kursum yarın başlıyor. Ve bunu kendime hatırlatmak bile mutlu ediyor beni.
Bugün bütün gün İstanbul'daydım. Mükemmel bir şekilde kafamı dağıttım. Alışveriş, kıyafetler, turistler, deniz..
Bu yaz için en kayda değer günlerden birisini yaşadım bugün. Yeni hayatımın ilk günüydü bugün.
Bazen yeni bir sayfa açmak olarak nitelendirirler bunu. Ama ben bu sefer yeni bir defter aldım. Eski aşklarım, kırgınlıklarım, yorgunluklarım hepsi rafa kaldırıldı artık. Yazmaya yeni başladığım bu defterle artık yeni aşklara, yeni arkadaşlara açtım kendimi. Ama bu sefer bir kararım var ve o karardan oldukça eminim. Yeni aşkı ben bulmayacağım. Bu sefer o gelip beni bulacak. Bulmazsa da yoluma devam edeceğim ya da yoluma yalnız devam edeceğim. Şu dünya üzerinde binlerce aç, yoksul, evsiz insan varken yalnızım diye ağlamak saçmalıktan başka bir şey değil bence. Ayrıca yalnız da değilim. Arkadaşlarım ailem var.
Biraz düşününce hayatın mükemmel yönlerini görebilirsiniz. Herkesin acıları vardır. Herkesin kırgınlıkları vardır. Herkesin herkesten sakladığı bir sırrı, bir yalnızlığı vardır. Bunlar olmak zorunda. Hayat bunlarla güzel. Önemli olan onları hoş karşılamak. Eğer onları hoş karşılaşırsanız hayatınızın renklerinden biri olurlar. Şimdi sizi üzen insanları atın bir kenara ve sizi mutlu edenlerle birlikte olun. Ve aşkı aramayın. Arayarak bulunmaz aşk. Bırakın aşk sizi bulsun.

Kanatlarım yok ama uçabilirim. Çılgınlar gibi yine koşabilirim. Suçu işleyip sonra kaçabilirim. Belki Gözlerine tekrar bakabilirim. BEN VARIM EĞER İSTERSEN?
                                   
           Arkada beyaz şapkalı gözlüklü olan;Laci. Onun yanında gri şapkalı;Candice. Önde şapkasız gözlüksüz ezik-kanka so sori- MRS.Momsen. Onun yanındaki gözlüklü hasır şapkalı çılgın; Beeeeeen




8 Eylül 2013 Pazar

How İ Met Your FATHER


Uzun zamandır olanlardan kaçtığım için buraya pek bir şey yazmıyordum. Ama sanırım artık yüzleşmenin ve yeni bir sayfa açmanın tam zamanı..
Her aşk güzeldir ve her güzel şeyin bir sonu vardır. Ben genelde güzel olan kısmını pek yaşamam. Benim aşklarımda hep bitişler ön planda olur. Bu sefer de öyle oldu. Karamel her aklıma uğradığında kalbime bir bıçak saplasa da sanırım onu unutmanın tam vakti.
Çok şey oldu. "Bunu da yaparsa unuturum onu, silerim" dediğim her şeyi yaptı. Ama ben onu bir türlü silemedim. Zihnimde yeniden canlandırdım onu. Aşkını hep taze tuttum. 
Oysa şimdi hayat onu benden her ne kadar eskidiğini bilseniz de çöpe bir türlü atamadığınız ayakkabılarınız gibi çekip alıyor. Ve yine de biliyorum.. Bu herkes için en iyisi oldu.
Olayı başından anlatmak gerekirse her şey Süpermen'in beni o sabah aramasıyla başladı. Karamel ile konuşup bana iyi haberler getirmesini dört gözle bekliyordum. Buna rağmen içten içe hep kötü düşünüyor, kendimi hazırlıyordum. Kötü haberi duymadan onu unutturmuştum kendime.
"CehennemSuratı seviyor yani?" diye sorduğumda "Onu sevmeseydi korumazdı galiba dediğini hatırlıyorum"
Onu sevmeseydi korumazdı..
Derin bir nefes alırken buna ne kadar da ihtiyacım olduğunu fark ettim. Birinin beni Sevmesi ve Koruması..
Son derece iyi hissediyordum ama. Kendimi buna alıştırmıştım nasıl olsa değil mi? 
Bir kaç kelime daha sarf ettikten sonra Süpermen sanırım o an duymaya en ihtiyacım olan şeyleri söyledi. "Ben senin hep arkandayım"
Telefonu kapatır kapatmaz paniğe kapıldım. Kendimi o kadar çok yalnız hissediyordum ki kendi kendime durup güvenilir bütün arkadaşlarımı hatırlattım. Mırıl, Pancar, TRUE, Süpermen, Momsen, Candice, BonJovi, Laci, Özge, İsmail, Kaleci, Fenasi, Iron, Metalci ve diğerleri..
Bu olayın üzerinden yaklaşık iki hafta geçtikten sonra tamamen toparlanmış kendime gelmiştim. O kadar mutluydum ki Mırıl ile beraber alışverişe çıktığımız gün bütün gün boyunca neşemin kimsenin bozamayacağına emindim.
Ama öyle olmamıştı.
Şu filmlerdeki, dizilerdeki kötü bir haber alınca bardağı elinden düşürme olayları bana hep sallamasyon gelirdi. Tam anlamıyla yaşayınca anladım ne kadar gerçek olduğunu. O kötü haber öyle bir hiç beklemediğiniz anda beklemediğiniz bir şekilde geliyor ki eliniz ayağınız tutmaz oluyor ve birden dünya duruyor.
O gün Mırıl ile harika zaman geçirdikten sonra eve gelip bilgisayarın başına oturmuştum. Masanın üzerindeki bardağı elime alıp mutfağa götürmek üzere sandalyeden kalkmıştım ki Mrs.Momsen'den bir mesaj geldi. olduğum yerde telefonu elime alıp mesaja baktım. 
"Karamel okuldan gidiyormuş"
Dünyam başıma yıkıldı cümlesinin tam olarak anlamı buydu sanırım. Birden ellerime öyle bir uyuşukluk geldi ki elimdeki bardak kayıp halının üzerine düştü. Birden gözlerim dolmaya başladı. Hemen Süpermen'e mesaj atıp doğru mu diye sordum. Ama mesajı atarken hıçkıra hıçkıra ağlıyor ve ayakkabılarımı giyiyordum. Hızla merdivenlerden indim ve koşa koşa Mırıllara gittim. Öğrendiğim şeyi anlatınca Mırıl da ağlamaya başladı. Gözlerimdeki yaşlar yanağımdan sicim gibi akarken hissettiğim tek şey onun yokluğunun verdiği acı olmuştu.
Mırıllardan çıkıp halamlara gittim. Çağla Ablama anlattım. Sonra da oradan eve döndüm. İşin aslı şu ki Vatos da Karamel de okuldan gidiyor. Karamel Manisa'ya gidiyormuş. Orada tek kalacakmış. Akşam Süpermen'i arayıp hepsini sordum. Ona sonsuz teşekkür ediyorum. Yine " Ben hep senin arkandayım, ağlama sakın, üzülme" gibisinden şeyler söyledi. Ve gerçek manasıyla içimi rahatlattı.
Sonra True'yu aradım. Karamel'i aramamı söyledi. Odamın içinde dört döndüm. Ve iyice düşündüm. Kendime hiç şans vermediğimi fark ettim. Hiç kendi kararlarıma güvenmediğimi, kendime güvenmediğimi. Aslında ihtiyacım olan sevgi başkalarında değildi. Kendi içimdeydi. Kendime daha çok vakit ayırmalı, kendimi sevmeli ve güvenmeliydim. 
Son kez kendime bir soru sordum. "Melinga. Ne yapmak istiyorsun?"
Kendime bunu sormamla Karamel'i aramam bir olmuştu. Sesini duymak sandığım kadar etkilememişti beni açıkcası. Ve onunla konuşurken bir şey fark etmiştim. O doğru insan değildi. Telefonu kapatır kapatmaz bitmişti her şey. Ben onun hep evleniceğim adam olduğunu düşünmüştüm. Çocuklarımın babası, ömrümün geri kalanı demiştim. Ama gerçekten o bunların hiç biri değildi. Her şey bir yana sandığım gibi saf, güvenilir de değildi. O benim hiç bir şeyimdi. Hayallerimi yıkan adamdı o. Çekip giden adamdı. Kimseye güvenilmemesi gerektiğinin bir ıspatıydı bana.  O BayanCehennemSurat'ındı. Evet. Yenilmiştim. Ve maç burada bitmişti. Belki 1-0 belki 10-0. Farketmez malubiyet sonuçta. Her türlü acıtır. Bir şeyler kaybettirir. Ama biliyor musunuz? Bazen malubiyet en iyisidir.
Kısacası Karamel hikayesine de noktayı koydum. Sanırım Ted Mosby de olsa böyle yazardı. Kim bilir belki de kendi hayatımın How İ Met Your FATHER ını çekiyorumdur

                                      Hak ettiğin içine sinsin sen altın kalpli bir adamsın
                                                         Sen gidiyorsun
                                           Büyütülmüş SUDAN UCUZ değerler
                                                           Kurtar beni
                                            Biz çok sevmişik keşke erimeseydik



                                                                


                                              Ben Yazıyorum Okumalısın...

15 Ağustos 2013 Perşembe

Bir Fotoğraf En Başına Kadar Götürdü Beni.. Daha Çok Bağlandığımı Hissediyorum

İyice büyümüş gibi hissediyorum kendimi. Fikirlerim, kararlarım bakış açım daha bir olgunlaşıyor sanki. Yine de içimde bir çocukluk hissi var ve o hep orada kalacak.
Benden hiç beklenmeyecek bir şekilde çok doğru kararlar alıyordum.
Karamel hakkında mesela..
Bayramda hiç bir şey yapmadım ve Mırıl'da Ankara'da olduğu için yalnızlıktan ve işsizlikten sürekli düşünmeye başlamıştım. Karamel'i, Badem'i, kendimi, CehennemSurat'ı, Ponpon'u.. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşündüm. Her şeyi. En başta Badem'den kesinlikle nefret ediyorum ama onun beni sevdiğini anladım. Zaten Ponpon da Saygın da bir kaç kere ima etmişlerdi ama ben anlamamazlıktan gelmiştim. Yaptığı her şeyin beni kıskandırmaya dair olduğunu gördüm. Ponpon'a bile bu yüzen teklif etmişti. Her şeyin, her yaptığının, her söylediğinin altında bu vardı ama ben bu kadar yıl o şeyi hiç fark edememiştim. Ya da önemsememiştim. "Markete gidiyorum camdan bana bakıp el sallar mısın bana?" dediğini hatırlıyorum. Camdan bakmamıştım bile. Pancar'a "Melinga hala beni seviyor mu?" diye binlerce kez sorması ayrı bir şey zaten. Ki aslında o her şeyi Ponpon'a söyledikleriyle belli etmişti. "Melinga ne kadar da güzel olmuş. Onunla daha iyi tanışmak istiyorum. Okullar açılınca aramızda bir şeyler olabilir"
Ama olmamıştı. İyi ki de olmamıştı. Her ne olursa olsun onun gibi bir insan hayatımı ancak maf ederdi. Beni sevse bile..
Karamel çok başka benim için. Yeri o kadar ayrı ki. Bakıyorum da her şey çok ince bir çizgide gidiyor. Sanki şu ana kadar yaşadığım çoğu şey onu bulmam için olmuş gibi. Bütün yollar ona çıkıyor. Onu öylesine seviyorum ki..
Düşüne düşüne artık kafayı yemek üzereydim. Kararlarım sürekli değişiyordu. Kendime, Karamel'e fena şekilde tiriplenmeye başlamıştım. Her şeye sanırım tam olarak Süpermen ile konuşurken karar vermiştim.
"Karamel CehennemSurat'ı seviyor dimi? Hem de çok seviyor"
Şu cümleleri benim kurduğuma hala inanamıyorum. Ben vazgeçmeyecektim güya. Savaşacaktım. Ve bu sefer zafer benim olacaktı.
"Galiba yenilgiyi kabulleniyorum."
Böyle olmamalıydı ben kendime verdiğim sözlerin hiç birini tutamıyordum.
"Eğer Karamel onu gerçekten seviyorsa bırak, hiç benden söz etme bile ona."
Ne zaman bu hale gelmiştim? Ne zaman bu kararı alabilecek kadar büyümüş, olgunlaşmıştım. Eğer böyle olacaksa büyümek istemiyordum. Karamel'i yine çok sevmek, benimsemek istiyordum. Ama olmuyordu. Onun o kızla sevgili olduğunu düşünmek bile yetiyordu. İçimde ona olan kızgınlık çok büyümüştü. Bir kaç umudum varken ben o umutları elimin tersiyle ittim ve "Yeter artık. Pes ediyorum. Ne olacaksa olsun. Çok yoruldum. Çok." dedim.
Hem Badem'den kalma bazı kırıklıklarım vardı hem de bu olaylar benim çok duygularımla oynamış, beni germişti. İşte o yüzden sonuna yaklaştığımı hissetmeye başlıyordum. Her şey bitmiş gibiydi. Hevesim kaçmıştı. Karamel'e dair hiç bir şey görmek, duymak istemiyordum. Diğer yandan konuşmaya ihtiyacım vardı.
Bu yüzden de Süpermen ve MRS.TRUE ile buluştuk.
Süpermen bana Karamel'in küçüklük fotoğraflarını getirmişti. Fotoğrafları heyecanla elime alıp baktım.
Sapsarı saçları, kahve gözleri, minik burnu, minik kırmızı dudakları.. O kadar tatlı ve masumdu ki. Böyle bi yaratığa nasıl kızar insan? Fotoğrafa bakmaya doyamadım. Yolda yürürken, Cafe de otururken, Mırıl'a olayları anlatırken sürekli baktım o fotoğraflara. Hala daha bakıyorum. Öylesine tatlı ki. İnsan severken öldürür. Yani böyle çocuğum olsa bir an yanımdan ayırmam. Okula bile onunla giderim. Zaten Karameller de 5 kardeşler. Annesine şimdi hak veriyorum. Böyle olucaksa 5 tane de olsun 10 tane de. Can kurban buna. Oy Yarabbim öyle de şirin bakmış ki. Yanaklarını ısır böyle mıncıkla sıkı sıkı sarıl hiç bırakma kucağından. Hiç gitmesin.
İşte bir fotoğraf bütün düşüncelerimi tekrar değiştirmişti. Vazgeçmiyorum lan. Elin şişko, tek kaş CehennemSuratına bırakmam minik civcivimi. Hem kuzeni Süpermen de benim tarafımda. Ayrıca o yamuk burun Vatoz bile sevmiyor o kızı. Yakında Karamel de onlarla aynı fikirde olacak. Onu da ele geçireceğim. Yapıcam olacak. Hissedebiliyorum... Ni hahahahaa



11 Ağustos 2013 Pazar

Neden Bazen Bu kadar Salak Oluyorum Ki?

Bazen o kadar gerizekalı duygulara kapılıyorum ki Badem gibi birisi bile gözümde dünyanın en iyi insanına dönüşüyor. Belki de gerçekten iyi bir çocuk. O konuda bir şey diyemem ama herkesin nefret ettiği birisi vardır ve ben gerçekten ondan nefret ediyorum
Asıl olay şu ki; ben onu başından beri iyi hatırlamak istemiştim. Her şey bir yerde bitecekse bile güzel bitsin demiştim. Ve bizim sonumuz gerçekten güzeldi. O dans paha biçilemezdi. Ama yine de onu yeniden gördüğümde bu gelmemişti aklıma.
Elinde çay tepsisi, mavi gömleği ve bordo rengi önlüğüyle pastahanenin kapısından çıkıp dışarıdaki masada oturan müşterilerin masasına çayları bıraktı.
Tam geri dönecekken kafasını kaldırdı ve çakmak çakmak Badem gözleriyle bana baktı. Sonra hızla içeri girdi.
Garsonluk yapıyordu. Onu gördüğümde en son onun için verdiğim kararların hiç biri gelmedi aklıma. Gözlerine bakarken gözlerimde intikam ateşinin yandığını hissediyordum. O ateş sadece kendi kendine yanıp yanıp söndü zaten. Yaktığı tek şey bendim.
O iyi biri değildi. Güvenilir değildi. Bana binlerce özür borcu vardı. Ve o borcu asla ödemeyecekti. Aklımdan geçen tek şey buydu. Beni ezip geçmişti.
Gurur.. Hep aşkı ondan üstün tutmuştum. Kaybeden ben olmuştum.
Aşk mı gurur mu derseler eğer gururu seçin. Karşıdaki mutlaka siz bir şey yapmadığınız için gururunu ayaklar altına serecektir. Eğer gururu seçerseniz mutlu olursunuz. Başkaları sizin peşinizden koşar. Ama aşkı seçerseniz o sizi yerden yere vurur.
Gurur kendinizi, aşk ise karşıdakini seçtiğinizi gösterir. Siz siz olun kendinizi düşünün. Çünkü mutlaka bir gün etrafınızdaki herkes gidecek ve siz kendinizle baş başa kalacaksınız.

Sen Anca Bunu Hakediyorsun Sevgili Kro.. Allah Belanı Versin Badem :*

8 Ağustos 2013 Perşembe

VATOZ (!)

Ondan şu ana kadar hiç bir yazımda bahsetmedim ama o gerçekten önemli biri. Genellikle hayallerimin içine sıçsa da ona olan nefretimi bu satırlarda dökeceğim. Evet ondan nefret ediyorum. Onu öldürmek istiyorum. Hayatımda gördüğüm en öldürülesice insan. Karamel'in arkadaşı "VATOZ"
Ona bu ismi vermek için hiç kafamı yormadım. Çünkü Karamel'in her an her saniye yanında bititşiğinde olduğu için ona tıpkı bir "VATOZ" gibi yapıştığı için şanına yakışır bi lakap bu. Cidden çocuğa okulda da kendi adıyla hitap etmiyoruz. "Vatoz" diyoruz.
Bu çocuktan bu kadar nefret etmemin nedeni benim gerizekalı Karamel'imin saflığını kullanıp onu doldurması. Benim hakkımda bile doldurmuş çocuğu salak. Ayrıca o hayatımda gördüğüm en fesat, en terbiyesiz insan. Aklı fikri şeyinde yemin ediyorum. Hem Karamel ile benim aramda sürekli engel oluyor. Tam diyorum bugün Karamel e gülümseyeceğim. Fırsatı da yakalıyorum. Karamel merdivenlerden inip köşeyi dönüyor ve yalnız bir şekilde bana doğru yürüyor. Tam suratımda bir gülümseme belirecekken arkasında yamuk burnu, piçimsi gülümsemesi ve taciz edermişcesine bakan kem gözleriyle Vatoz Bey!
Bu çocuğa uyuz oluyorum onu cidden boğup öldürmek istiyorum. Mırıl ise onun hakkında böyle düşünmüyor. Onun fikirlerini beğeniyor ve iyi bir çocuk olduğunu söylüyor. Hiç de öyle değil!
1. VATOZ VAKKASI
Sessiz sakin ve yine mallıklarla dolu bir okul günüydü. Okulun spor salonunda oturmuş futsal maçını izliyorduk. Candice, Gam, Özge, İkko, Bety ve ben...
Hemen önümüzde Karamel oturuyordu ve maçta VATOZ da oynuyordu. Karamel söylediğimiz her şeyi duyabileceği için onun bilmesini istediğim şeyler hakkında konuşuyor gülüyordum. Çakallık başa bela işte..
Arada bir maça bakıyor içimden Vatoz'a beddua ediyordum. O sırada VATOZ'a çelme taktılar ve çocuk resmen yuvarlandı. Hepimiz birden gülmeye başladık. Gam ve İkko'ya intikam almışcasına şeytani bir gülümsemeyle baktım ve üçümüz birden şeytani bir kahkaha attık. Candice'nin ise ne Karamel'in orda olduğundan ne de benim maçı izlediğimden haberi yoktu. Vatoz'un düştüğünü görünce heyecanla ayağa kalktı ve bana dönerek kahkahalar içinde  "Melinga' VATOZ düştü amk. Puhahahaha nasıl düştü ama. Lan lan şişt Melinga. Duyuyor musun olum Vatoz diyorum? Vatoz düştü lan! Lan ne biçim düştü gördün mü nihahha."
DUYUYORUM AMINA KOYİM CANDİCE DUYUYORUM. KARAMEL HEMEN ÖNÜMÜZDE OTURUYOR DÖNÜP TİP TİP BAKTI ÇOCUK SESSİZLİĞİMİ KORUMAYA ÇALIŞIYORUM AMA SUSMUYORUSUN AMK. HER ŞEYİN İÇİNE SIÇTIN AMK. KARAMEL GÖTÜYLE GÜLMÜŞTÜR YEMİN EDİYORUM. BİTTİM BEN.
Bunun üzerine bir hışımla çıktım gittim ordan. O kadar sinirlenmiştim ki sinirden ağladım. Sonra gidip Candice'ye kızıp bağardım. Küçük çocuklar gibiydi zaten. Korkmuş üzülmüştü ayrıca. Özür diledi. Defalarca kez özür diledi. Şuan bile o halini düşününce o kadar çok vicdan azabı çekiyorum ki. Yemişim Karamel'i Vatoz'u. Hiç biri ondan önemli değil. Özür dilerim CANDİCE.

5 Ağustos 2013 Pazartesi

İyi Dostlar Heryerdedir

Ramazan ayını o kadar çok seviyorum ki yılın geri kalan bütün ayları Ramazan olsa yine de bıkmam. Sahura kadar oturup bilgisayarda arkadaşlarla sohbet etmeler, dizi izlemeler. Akşam üstü uyanıp orucun yarısından fazlasını uykuya tutturmalar. Arkadaşlara iftara gitmeler. Pide kuyruğunda kaynak yapmalar. "Oruçluyum ben yea" diyerek bütün işlerden sıvışmalar. Bence gerçekten çok güzel ve çok özel bir ay. Küçüklüğümden beri iftara dakikalar varken mutfak balkonuna çıkar, semtimizin manzarası eşliğinde fırından gelen pide kokularını içime çekerim. Öyle huzur verici ve rahatlatıcı geliyor ki ramazan, sanki yılın bütün yorgunluğunu yaz tatilinin o ayında atıyorum üstümden.
Diğer yandan içimdeki Karamel'e dair olan şüpheleri ve huzursuzlukları da attım. Süpermen'le konuşmak ve sonra da ağlayıp rahatlamak gerçekten iyi gelmişti. Eski Melinga olabildim sonunda yani. Yine her zamanki gibi neşeli, saçma sapan şeyleri kafasına takmayan, gülmeyi seven, çılgın, bazen çocuk gibi olan Melinga oldum. Şimdiyse sarsıcı bir alışverişe çıkmak için bayramın geçmesini bekliyorum...
Yazının buradan sonrası sanırım epey saçma olacak. Çünkü burdan itibaren MetalciPasta'yla yaptığımız, uydurduğumuz şeylerden bahsetmeyi düşünüyorum.
İlk olarak biz bu şebekle Tumblr'dan tanıştık. Tumblr insanı cool dur. Zeki ve üşengeçtir ya işte biz biraz daha bunların coolsuz ve çatlak olanlarıyız.
Bu manyağı nasıl bulduğumu hatırlamıyorum ama her halde sarhoşmuşum. Yani orası benim için sisli puslu bilmiyorum. Beynimin içinden almışlar gibi.
İşte biz bununla tanıştık kaynaştık. Zaten o benden 1 yaş küçük. Tam sbs'ye gireceği zamanlarda arkadaş olmuştuk. Bana numarasını falan vermişti Whatsapp'tan konuşmaya başladık falan gittikçe daha da yakın olduk birbirimize. Aslında benim bunu yazarak vermek istediğim mesaj sanal ortamlardan da iyi arkadaş edinebiliniyor. Gerçi karşınızdakinin size zarar verip vermeyeceğini anlamak için insanları iyi tanımanız gerekiyor. Ve eğer karşınızdaki erkekse ona kolay kolay güvenip numaranızı vermeyin derim.
Her neyse işte MetalciPasta sapık ya da mafya falan değil. Yani böbreğimi çalmak istediğini düşünmüyorum. Kısacası ona güveniyorum. Çok kısa sürede okuldan arkadaşlarım kadar yakın olduk. Ayrıca blogumu severek isteyerek okuyor. Mutluysam o da mutlu. Üzgünsem "Döverim o Civciv'i" diyor.
Arkadaşlığımızı seviyorum. Benim için uydurduğu Melinga Günü'nü seviyorum. MetalciPasta'nın kendisini de çok seviyorum. Umarım bu kısa sürmez ve bir gün onunla buluşup vakit bir yerde bir şeyler içer, saçmalarız..

Mutluluk mu?

Mutluluk dediğiniz, her yerde, herkese olmayışından bahsettiğiniz bu şey nedir ki? Bu şeyi bulmak bu kadar mı zor yani?
Güneşe dokununca mı mutlu olursunuz siz? Ya da yıldızlara sarılınca? Dediğinize göre işte bu kadar zormuş mutlu olmak...
Yalnızım diyorsunuz, çoğu sefil, aç insandan daha iyi bir haldesiniz. Karnınız doyuyor, sıcak bir yuvanız var dimi? O halde hadi anlatın bana. 
Cidden, yalnızlık ve mutluluk kelimelerinden ne anlıyorsunuz?
İlla bir sevgiliniz, bir sürü arkadaşınız ve güzel bir yüzünüz mü olmalı mutlu olmak için? Öncelikle şunu söylemeliyim ki bütün yüzler güzeldir. Hem unutmayın ki bir aileniz var. Bu yetmez mi? Kiminizin parçalanmış, kiminizin hiç görmediği, kiminizin de hep yanında olduğu bir ailesi var. Ama var. Herkesin bir anne babası vardır çünkü. Onlar yanınızda olmasa bile hissedersiniz varlıklarını. Hüzünlerinize ve sevinçlerinize ortak olduklarını...
İnsanoğlu bencildir. Sizi üzerler emin olun. Hiç bir sevgi sonsuz değildir. Mutlaka birisi önce gider. Giden siz olsanız bile yalnız kalırsınız gittiğiniz yerde.
Şimdi açın pencerelerinizi odanızın içine dolsun mutluluk. Siz onu hiç fark etmeseniz de güneş ışığı her sabah başınızın ucunda uyanmanızı bekler.
Sabahları erken kalkın mesela. Güneşi erken karşılayın. Günü uzun yaşayın. Üşenmeyin yaşamaya. Üşenirseniz bulamazsınız mutluluğu.
Eğer yine de çok ısrar ediyorsanız "Dediğim olmadan mutlu olmam ben" diye, çıkın dışarı ve elinizi güneşe uzatın. Siz ona dokunamazsınız belki ama o sizin elinizi okşayabilir bu şekilde.
Ya da gece yatın çimlerin üzerine, açın kollarınızı yıldızları bekleyin. Siz onlara ulaşamasanız da yıldızlar gecenin karanlığında bulutların ardından sessizce kucaklar sizi.
Unutmayın. Her zor problemi çözmek için basit bir yol vardır..
Bırakın yalnız olun, yalnız kalın. Yalnız yaşayın, yalnız ölün. Emin olun çoğu zaman bu daha iyidir. Ancak yalnızken tanıyabilirsiniz kendinizi. Ancak yalnızken üzemez kimse sizi. Yalnızken tam anlamıyla dinlene bilirsiniz. Yalnızken kendinizi dinleyebilirsiniz. Ve biliyor musunuz? Asıl yalnızken mutlu olabilirsiniz...

2 Ağustos 2013 Cuma

Bunu belki de en iyi ben bilirim...

Her ne olursa olsun yalnızlık çok koyuyo insana. Onun yanında olmak, ona sarılmak, kokusunu içine çekmek, onu doya doya öpmek varken ondan uzak olmak çok zor ve acı. Kabullenemiyor insan işte. Aylardır içime attıklarım bu gün şu dakikalarda açığa çıktı resmen. O kadar dolmuşum ki şunları yazarken bile kendimi zor tutuyorum.
Bu gün bloğumun linkini ilk kez Karamel'in kuzeni Süpermen'e attım. Blogumu gördükten sonra o da bir şeyler yazmak adına blog açtı. İlk yazdığı şeyi okudum. Konu ayrılıktan falan açıldı. Ne kadar zor olduğunu konuşuyorduk. "Ayrılık çok zor" dedim "Evet ayrılırken çok koyuyo " dedi. "Üzüldüm senin adına ama birde hiç elde edememek var"
"Ve bunu belki de en iyi ben bilirim"
Bunu belki de en iyi ben bilirim...
İşte bu cümleyi yazdıktan sonra birden ağlamaya başladım. Kendimi o kadar güçsüz ve aciz hissediyordum ki yaptığım her şey, kurduğum bütün hayaller boşa gitmiş gibiydi. Karamel hakkında salakça umutlanmalarım, kendimi BayanCehennem'den daha güzel ve iyi olduğuma ikna etme çabalarım acizlikten başka bir şey değildi sanki.
"Bir şey farkettim." dedim Süpermen'e. "Eğer Karamel benden hoşlansaydı gelip söylerdi."
Süpermen "Hayır o çok utangaç asla böyle şeyleri söyleyemez" dese de ikna olamadım.
Onun şuan BayanCehennem'le çıkması bile yetiyordu.
Karamel... Onu çok seviyorum. Kendimden bile çok. O kadar çok güveniyorum ki ona başkasıyla çıkması buna engel değil. Şu ana kadar kimsede görmediğim kadar güzel bir yüreği var. Onun sadece geçmişin hüsran dolu sayfalarında adı geçsin istemiyorum. O benim geleceğim olsun işte. Hayal kuralım beraber mesela, saçma sapan şeyler yapalım. Hiç paramız olmasın ama beraber olalım. Mutlu olalım...
Şu an bunları yazıyorum, düşünüyorum ama elimden hiç bir şey gelmiyor. Yapabileceğim hiç bir şey yok artık. BayanCehennem'den öndeyim diyorum. Ama değilim Ondan güzel yada iyi olmam bir şeyi değiştirmez. Önemli olan Karamel'in onu sevmesi. İşte bu diğer her şeyi siler atar.
Karamel de Badem gibi olsun istemiyorum. Artık kaybetmek istemiyorum. Ama ne yapacağım hakkında hiç bir fikrim yok.



Ve Tam İhtiyacınız Olduğu Anda "Süpermen" Çıkıp Gelir


Öylesine derin bir depresyonun, hayal kırıklığının içindeymişim ki kendi hislerimi göremez olmuşum. Unuttum sandığım şey Civciv değil, Bademmiş. Açık konuşmak gerekirse Ponpon olayı ve onu o kadar süre beklememe rağmen Badem'in gelmemesi beni o kadar incitmiş ki hala içimde o zamandan kalma hevesler var. Biliyorum onları, yaptıklarını asla unutamayacağım. Belki de ikisini de affedemeyeceğim. Ama şuan önemli olan bunlar değil. Onları düşünmeyeceğim. Önümde düşünmem gereken uzun bir hayat var. O hayata yoğunlaşmak yerine onları düşünerek vakit kaybedemem. Ve şuan düşünmem gereken insan onlar değil. Civciv. Yani yeni rumuzuyla Karamel.
Mrs.TRUE'nun sözleri her gün her saniye kulaklarımda çınlamıştı. Artık bunları düşünmek istemediğim için Karamel'i de düşünmeyi bırakmıştım. Ki aslında tam olarak bırakmak, unutmak değil. Sanki kitapta onun olduğu sayfanın kenarını katlayıp bir süreliğine okumayı bırakmış gibiydim. Tuhaf hissediyordum tabii. Konduramıyordum. Sonra bu duyguya alışınca da unuttum sanmıştım. Bugün anladım ki bu unutmak değilmiş. Ve bugün kitabın o sayfasını tekrar açıp kaldığım yerden okumaya devam ettim. Daha büyük bir istek, daha büyük bir heyecanla hem de.
Bugün namı değer o Büyük Buluşmalardan birisi yaşandı. Mrs.TRUE beni Karamel'in kuzeniyle tanıştırdı. Öylesine iyi bir çocuk ki resmen beni içinde bulunduğum bilinmezlikten kurtardı. Bu yüzden ona Süpermen diyeceğim...
Sabah bitkin bir şekilde kalkıp bilgisayarın başına geçtim. Salak salak Facebook'ta, Tumblr'da, Twitter'da dolaşırken Face'den bir mesaj geldi 'Klik!'
Hemen Face'in olduğu sayfayı açtım. Mrs.TRUE mesaj atmıştı. "Kanka Süpermen le bugün buluşuyoruz!!"
Mesajı okuyunca beynimden vurulmuş gibi oldum. Bir kaç kelime bir şeyler saçmalayıp ayağa kalktım. Hazırlanmaya başladım. Saçlarımı yıkadım. Mırıl'ı aradım, haber verdim. O da koşa koşa bize geldi. Beraber ne giyeceğime falan karar verdik. Saçımı makyajımı hallettik. Ve oturup Mrs.TRUE'yu beklemeye başladık.
O da saat 4 civarı aşağıya inmem için mesaj attı. Hemen evin anahtarını alıp ve ayakkabılarımı giyip aşağıya indim. Mırıl eve biz de Süpermen le buluşmak üzere yürümeye başladık. XXXX lisesine kadar yürüyüp Süpermen gelene kadar bekledik. O gelince de sahilde bir kafeye gidip oturduk. Başlarda sürekli susuyordum. Bir şeyler sormaya korkuyordum. Elim ayağım titriyordu. Öylesine heyecanlıydım ki. Ya Süpermen bana Karamel hakkında kötü bir şey söylerse? Ya kendimi tutamayıp ağlarsam? Korkusu vardı içimde. İşte bu yüzden sustum.
Biraz zaman geçtikten sonra Mrs.TRUE  bana döndü. "İşte burada. İstediğini sorabilirsin" dedi. Dönüp ona ve Süpermen'e baktım. "Sen anlat işte" dedim. "Onu tanıyan sensin.."
"Bak ben seni üzmek istemem gerçekten" dedi. Bunu duyunca içimi garip hisler kaplamıştı nerdeyse ağlayacaktım. Neden böyle demişti ki şimdi? Çok mu kötü şeyler anlatacaktı bana?
Dikkatlice onu dinlemeye başladım. BayanCehennemSurat'tan bahsetti. Önceden bu kızla Süpermen çıkıyomuş. Karamel ondan hoşlandığı için ayrılmış. Sonra kızla Karamel çıkmaya başlamışlar. "Kız tam bir orospu" dedi. "Zaten bence Karamel artık onu hiç sevmiyor"
Bana üzülmeni istemiyorum demişti ama bu haber oldukça iyiydi. Sevinmiştim. Tebessüm ettim.
Sonra ben anlatmaya başladım. Her şeyi. Baştan sona. Anlattım. Bazı yerleri geçiştirdim tabi. Sanırım bi kaç kelime daha etseydim hüngür hüngür ağlayacaktım ama zafer benim! Gözlerim dolmadı bile.
Yaklaşık 2 saat falan oturduk. Güzeldi. Güzel şeyler öğrenmiştim çünkü. Bir ara benim telefonum çaldı ve masadan kalkmak zorunda kaldım. O sırada Süpermen Mrs.TRUE'ya "Melinga CehennemSurat'a bin basar. Gerçekten güzel kız" demiş. Bunları duyunca aklıma ilk gelen şey Trabzon Spor maçında attığımız goller olmuştu. Sanırım şimdi ben 3-2 öndeydim. Bir sonraki gol içinse ne yapacağımı çok iyi biliyordum. Umutluzluk saçmalıklarını bir kenara bırakıp ona doğum gününde mesaj atacaktım. Onur'a da olduğu gibi bu fikrimden Süpermen'e  de bahsettim. Ona kalsa hemen bugün mesaj atmalıydım. "Onu önemse" dedi. "Mutlaka ciddiye al." Karamel'i bu kadar iyi tanıyan birinin bana taktik vermesi hem hoşuma gitmişti hem de bazı şeyleri kafamda oturtmama, karar vermeme yardımcı olmuştu.
Akşam üstü eve döner dönmez Mırıl'a koştum, herşeyi anlattım. O da benimle aynı fikirdeydi. Ayrıca benden daha heyecanlıydı. Allah'ım böyle bir arkadaşa sahip olduğum için gerçekten çok şanslıyım.
Mırıllardan çıkıp eve gittim. Akşam yemeğinden sonra bilgisayarın başına oturdum. Karamel dondurduğu Facebook hesabını açmış, hatta şuan çevrimiçiydi. Kalbim yerinden çıkacak gibi atmaya başladı. Süpermen'e bunu sormak için adeta can atıyordum. Bir yandan da yanında o yeşil noktadan olan ismini izliyordum. Her şey beynimin içinde hızlıca ilerliyor ve yer ediyordu. Hemen fırsat bu fırsat dedim ve fotoğraflarına bakmak üzere isminin üzerine tıkladım. Ama maalesef çok geç kalmıştım. Ben profiline girene kadar çoktan çıkmış, hatta hesabını dondurmuştu. Salak salak ekrana bakarken Süpermen mesaj attı. Ve sahura kadar devam eden konuşmamıza başlamış olduk. Bana tumblr şifresini verdi. Bloğunu düzenledim. Dinlediği şarkıları, Karamel ile olan fotoğraflarını attı. Onun alışkanlıklarından, huylarından bahsetti. Küçükken nasıl olduğunu anlattı. O anlattıkça kendimi Karamel'e daha yakın hissediyor, daha da mutlu oluyordum. Artık Karamel'in kuzeni benim Süpermen'im ve bir numaralı ajanım..

31 Temmuz 2013 Çarşamba

Yanlızlık Da Güzeldir Aslında

Ne olursa olsun en sonunda bir şekilde dönüp dolaşıp Badem'e döndüğümü fark ettim. Her kim karşıma çıkarsa çıksın bir şekilde bitip gidiyor ve ben her seferinde Badem'i yeniden düşünmeye başlıyorum. Karşımdakilere beslediğim duygular ne kadar yoğun olursa olsun hiç bir zaman onun gibi olmuyor. O benim ilk aşkımdı ve hayatıma her ne kadar erkek girerse girsin onun yeri gerçekten çok ayrı. İçimde ona karşı beslediğim aşkın küçük kıvılcımları ve külleri hiç gitmiycek oradan biliyorum. Ve hep dönüp baktığımda aynı sıcaklığı hissedeceğim..
Bunun yanında Badem ile ilgili daha farklı şeyler de fark ettim. Ben onun hep kendine beğenmiş, kötü kalpli birisi olduğunu düşünürdüm. Ama o özünde hiç böyle bi insan değil. Sadece ben onu böyle gördüm. Önceden kendimi beğenmediğim, kendimle savaştığım için hep içimde bir yerlerde onun beni beğenmeyeceği hissi vardı. Ve ben bu yüzden hep onunla savaştım. Hatırlıyorum da.. Eğer ona daha iyi davransaymışım belki durum şimdikinden çok daha farklı olurmuş. Ya da başkaları aracılığıyla söylediğim duygularımı kendi ağzımla söyleseydim..
Her şey bir yana Karamel'i ciddi ciddi unutmaya başladım. Aslında bu beni gerçekten üzüyor çünkü herşey bir anda oldu bir anda kalbimden buharlanıp uçtu sanki.
Hayatımda kimse yok yalnızlık hissiyle boğuşuyorum. Hatta yalnızlıktan ağlıyorum. Hayatıma giren son erkek sanki Karamel miş gibi. O kadar büyük bi umutsuzluk var ki içimde. Tumblr'da sürekli öpüşen yiyişen sarılan çiftler. Sokakta el ele dolaşan çiftler. Televizyonda romantizme boğulmuş çifler. Her yerde, her şeyde, her konuda, her şarkıda. Çiftler, çiftler, çiftler ve ÇİFTLER!
Geberin artık ben tekim !
Şu son iki gündür oldukça ekşınlı ve yalnız geçiyor. Pazartesi günü Mırıl'a iftara gittik. Üçümüz oturup eskilerden bahsettik. Konuştuk, ağladık.. ŞekerPancar'ı da sevgilisinden ayrılmıştı zaten. Ama yine de her zamanki gibi duygusal konuşmayı ve ağlamayı başlatan ben oldum. "Siz çok güzeldiniz" demiştim ŞekerPancarı'na. Ve gözlerim dolmaya başlamıştı. Aslında ağladığım şey tam olarak onlar değildi. Yalnız oluşuma ağlıyordum. Hep yalnız kalacağıma. Kimse Alperen'in ŞekerPancarı'nın gözlerine baktığı gibi benim gözlerime bakmayacaktı. Kimse beni öyle koruyup kollamayacaktı. Yalnızlık hissi öylesine gelip oturmuştu ki içime. Onunla nasıl baş edeceğimi bilmiyordum. Her zaman yaptığım gibi takmayarak geçiştirmeye çalıştım önce. Şimdiyse ağlayarak ondan kurtulmaya çalışıyordum. Ne kadar ağlarsam ağlayayım bir türlü bitmiyordu. İçimde öyle yer etmişti ki hep orda kalacak gibiydi.
Hepimiz hüngür hüngür ağlarken Mırıl birden bir heyecanla "mesaj at lan" dedi. Bunun üzerine hep beraber düşündük ve ŞekerPancar'ı Alperen'e mesaj attı. Bir kaç kelime konuştuktan sonra çocuk bunu çağardı. Okulun oradaki parkta buluşalım dedi. Biz de kabul ettik. Mırıl kalktı hazırlandı üstünü giyindi. ŞekerPancar'ı saçını başını yaptı süslendi. Yalnız saat gecenin 11'i. Ve ŞekerPancarı'nın annesiyle benim annem bizi teravide sanıyor. Gidip Mırıl'ın annesinden de Pancar'ların bahçesinde oturacağız diye izin aldık. Tatlıları tek lokmada ağzımıza atıp evden çıktık. Pancar önde biz arkada koşmaya başladık. Koşa koşa okulun parkının üstündeki yolda geldik ve beklemeye başladık. Yaklaşık 15 dakika içinde Onur ve Alperen yanımıza geldiler.
İkisi yalnız konuşmak için önden yürümeye başladılar. Onur, Mırıl ve ben de taşların üstüne oturup konuşmaya başladık.
"Biliyor musun?" diye fısıldadım Onur'a. "Karamel'i unuttum artık."
Şaşırmıştı biraz. Durup baktı. Sonra sırıttı. Şaşırılmayacak gibi değildi. Onu öyle çok seviyordum ki birden bire unutabilmeme ben de şaşırmıştım.
"Ama kesinlikle doğum gününde ona mesaj atacağım"
"Kesinlikle atmalısın. Doğum günleri önemlidir."
"Evet. Hem de çok"
Böyle dalıp gitmişken Alperen'in kuzeninin sigara içerken Mırıl'ı kestiğini fark ettim. Lacivert düşük bel pantolonu ve parmak arası iğrenç terlikleriyle Mırıl'ın kafasındaki apaçi, kıro, keko özelliklerini fazlasıyla tamamlıyordu.
O tipi, Mırıl'a bakışları ve Mırıl'ın yüzündeki iğrenen ifade üçlüsü yüzünden gülmeme engel olamamıştım. Onur tam ne olduğunu soracakken Alperen ve ŞekerPancar'ı geldiler. Tabi ki de barışmışlardı. İç çekip onlara baktım. Mutlulardı. Çok mutlu.. Ben de mutluydum. Yalnız ama mutlu. Kalabalığın içinde yalnız ama yine de çok mutlu. Belki bir sevgilim olsa yine de yalnız hissedecektim. Hiç sevgilim olmadı nasıl hissedeceğimi bilemiyorum o yüzden. Ama bildiğim tek bir şey var o da sevilmek istediğim. Koşulsuz ve sonsuz sevilmek, benimsenmek ve birisine güvenebilmek. Ve bu onca olaydan sonra sanırım oldukça zor olacak...


NOT: Tumblr'da bloğumu okuyan ve burda ondan hiç bahsetmediğim için kırılan anonim arkadaşım, Özür dilerim. Lütfen anonimlikten çık

27 Temmuz 2013 Cumartesi

Bininci Kez Kalbimin Kırıklıklarını Topluyorum..

Anlamıyorum. Hem de hiç anlayamıyorum. Civciv herkesten farklıydı. Masumdu, iyi kalpliydi. Başkaydı o. O telefon konuşması... Sadece bir telefon konuşması onun hakkında düşündüğüm her şeyi gözden geçirmeme sebep oldu. Badem gibi değil diyordum. Ondan sonra başka birini istemiyordum. Kendimi ondan başkasıyla düşünemiyordum. Hatta Françisko'yla bile.
Her şey TRUE ile konuştuktan sonra olmuştu. Onun aslında bir melek olmadığını öğrendim. Sandığım kadar saf, masum.. Aslında en başından beri altında böyle bir şeyin olabileceğini hissedebiliyordum. Ama ne kendime söyletiyor ne de başka birinin söylemesine izin veriyordum. Gerçeklerden uzak, onun nasıl çocuksu bir masumiyete sahip olduğunu izlediğimi sanarak kendimi kandırıyordum. Ta ki o telefon konuşmasına kadar.. Gerçekler bütün acımasızlığıyla yüzüme vurulurken ona 'Dur' demeye imkanım olmamıştı. Birden bire şak diye söyledi.
"O Bir Şeytan.. O saf, masum, suçsuz gözüken bir şeytan"
Bütün hayallerim, umutlarım ve onun adına olan her şey birden uçup gitmişti. Her şey zihnimde darmadağın olmuştu. Söylediklerimin farkında değildim çoğunlukla. Hala kulaklarımda onun hakkında söylediği şey yankılanıyordu. Şeytan..
Ve sonra yine aynı şeyi yaptım. Çaresiz, umutsuz ve küçük düştüğüm anlarda kendimi ezdirmemek, özgüvenimi yitirmemek için yaptığım şeyi. Zaten bunu en başından beri biliyormuş ve önlem alıyormuş gibi davrandım. "Unutmak kolay" dediğimi hatırlıyorum. "Ona asla mesaj atmayacağım. Doğum gününde bile yazmayacağım"
Her ne kadar inkar etsem de kabullenmek çok zor oldu. Kendimi her türlü şeye hazırladığımı sanıyordum. Beni istememesine, duygularımla oynamasına, gözümün önünde başka kızlara sarılıp onları öpmesine, başka biriyle evlenmesine ve hatta benden nefret etmesine bile alıştırmıştım kendimi. Ama bu.. Bu o kadar farklı bir şeydi ki... Bu sefer tam anlamıyla çalışmadığım yerden çıkmıştı. Günlerce bunu düşündüm. Kimseye söyleyemedim. Kimsenin onun hakkında kötü bir şey söylemesini istemiyordum. Adeta kendimle savaştım günlerce. Herkes hata yapabilir dedim. Belki de bazı şeyleri yanlış anlamışımdır. Belki de .True bazı şeyleri yanlış anlamıştır. Civciv'in kuzeni bir anlık öfkeyle olayları öyle bir anlatmıştır ki .True da ondan nefret etmiştir. Ya da Civciv her şeyi içine atmış en sonunda dayanamayıp kuzenine patlamıştır..
Bunlardan hiç biri doğru değildi ama hepsini en ince ayrıntısına kadar düşünüp teker teker hepsinin gerçek olabileceğine inandırmıştım kendimi. En sonunda bu sabah kalktığımda kendimle yüzleştim ve gerçekleri kabul ettim. Bunun ne kadar zor olduğunu anlatmam mümkün değil. Sevdiğim, aşık olduğum çocuk sandığım insan değildi ve bu düşünce kalbimi delip geçiyordu. Ve biliyor musunuz hala da öyle. Bir anda bütün hayatımı değiştirdi. Hayatımın her yerine onu koymaya başladım. Tuttuğu takımı tuttum. Memleketine gidip kendi memleketimmiş gibi sevdim. Onun arkadaşlarını tanımaya çalıştım. Hemşerilerimi kardeşim gibi gördüm bağrıma bastım. Onun dinlediği müzikleri dinledim. Hatta o eski sevgilisine döndüğünde bile saygı gösterdim. Oysa o benim olduğunu sandığım insan bile değildi. O bambaşka birisiydi ve ben bunu görememiştim... Ve hala da görmek istemiyordum. Gerçekler..
Gerçekler gerçekten canımı acıtmıştı...

23 Temmuz 2013 Salı

Geçmişi Silmenin Bir Yolu Yok

Arkadaşlarımı o kadar çok özlemişim ki burada anlatmaya çalışsam beceremem. Eve döner dönmez hemen Mırıl'a koştum ve yolculuk hakkında uzun uzun konuştuk. Ertesi gün İkkolata ile alışveriş merkezlerine aktık. Önce babam ve kardeşimle beraber gidip uzun zamandır iple çektiğim piyano kursuna yazıldım. Sonra kursun önünde İkko'yu bekledik. O gelince de babamlar eve, biz de çarşıya gittik. Saatlerce gezdik, kahkahalarla güldük, eğlendik, kıyafet denedik. Koca kafalı tutturmuş"Fiziğimi beğenmiyorum" diye. Oysa farkında değil sadece kendi kendine kompleks yapıyor. Şişko olduğunu düşündüğü için bol şeyler giyiyor ve bu tür kıyafetler de onu gerçekten kilolu gösteriyor. Ah koca kafalı İKKO! Bu konuda başımızı şişirmekten vazgeç artık. Sandığın kadar kilolu değilsin!
Karnımız acıkınca çıktık Burger King de birer menü yedik. Ve tabii ki Ranch Sos eşliğinde. O güzelim sosun içine patatesi batırıp King Chicken hamburger eşliğinde mideye indirip ardından bir yudum şeftalili ice-tea içmek... İşte bunlar hep oruç başıma vurduğundan oluyo bak cidden. Eğer sen de oruçluysan okuma ki biliyorum çoktan okudun. Neyse ya sıkma canını iftara az kaldı...
Yemek de yedikten sonra biraz daha gezip İkko'nun annesiyle buluştuk. Sanırım ona yeni piyano öğretmenim demeliyim. Bana bir müzik defteri hediye etti. Şakalaştık, güldük. Sonra İkko'nun annesi yemek yemeye biz de çarşı da biraz daha gezmeye gittik. İkko'nun kurs saati geldiğinde biz de ikiye ayrıldık. O kursa gitti ben de artık burnumda tüten Kekoliçe'nin yanına..
Ananemler Bolu da iken onların apartmanına girmek tuhaf hissettirmişti. Ama apartmana girerken teyzemin arabasını gördüğümü hatırladım ve ananemin dairesinin kapısını çaldım. Teyzem ve kuzenlerim ananemin çiçeklerini sulamaya gelmişler. Kapıda beni görür görmez esir alarak soru yağmuruna tuttular. Yukarı kattan da Kekoliçe sesleniyor, "Melinga, hey burdayım. Geliyor musun?" gibisinden şeyler söylüyordu. Bir şekilde kuzenlerimin ve teyzemin soru yağmurundan sıyrılarak yukarı çıktım. Kekoliçe'yle sarıldık öpüştük. Gerçekten hepsini de çok özlemişim. Ve sonra içeri geçip yaklaşık 1 saat boyunca lafladık. Konu tabiiki 'Civciv' ve 'Karadeniz' turuydu. Yani konuşmanın ilgi odağı sanırım bendim. He he. İlgi odağı. Sanırım bu kelimeyi sevdim.
Her neyse. Yaklaşık bir saat sonra ordan ayrılıp İkko'yla tekrar buluştum. Annesinin yanına gittik ve eve döndük. 
Eve dönünce de üstümü değiştirip Mırıl ile beraber Pancarı'ın evine gittik. Üçümüz oturup uzun uzun sohbet ettik. Üçümüz de farkındaydık. Bir şeyler eskisi gibi gitmiyordu. Bir şeyler yarımdı. Artık üçümüzün arasındaki bağ eskisi gibi kuvvetli değildi. Sanki yıllar sonra bir araya gelmiş eski dostlar gibiydik. Birbirimiz hakkında anılarımızı anlatıyor, gülüyorduk. Ama yine de bir şey farkettim. Birbirimizi herkesten çok daha iyi tanıyorduk. Hatta ailemizden bile. Sanırım yıllar, asırlar geçse bile birbirimizin neye gülüp neye ağlayacağımızı her zaman iyi bileceğiz..

Daha Da Vazgeçmem CehennemSurat

Yaklaşık 1 aylık bir tatilden sonra eve dönmek kesinlikle paha biçilemez. Evet gezmek güzeldi ve çok eğlendim. Babamın ve annemin memleketlerine gittik. Uzun zamandır görmediğim akrabaları gördüm. Tabii her zamanki gibi aynı saçmalıklar dolanıyordu. En başında "Beni hatırladın mı?" sorusu ardından "Maşallah ne kadar büyümüşsün" yağcılığı sonra okulum ve derslerim hakkında bilgi alma çabaları... Yani o değil de sana ne? Derslerim kötüyse torpil filan mı yaptırcan? Benim yerime sınavlara sen mi giricen? Amk orda annem babam babaannem dedem filan var git onlarla sohbet kur beni napcan sen? Beni niye esir alıp kendinden soğutuyosun? Yani böyle yapınca hatırlayasım varsa bile hatırlamak gelmiyo içimden açıkcası. Bir de annemin sanki sirk maymunu eğitmiş de onun marifetlerini gösterip gururlanıyormuş gibi "Hadi bi çay koy" demesi yok mu... Ordan hunharca kaçmamak için zor tuttum kendimi.
 Misafirler çekilmiyo yeminle arkadaş. Herkes evinde otursun daha iyi.
Annem ve babamın memleket ziyareti dışında epey iyi bir Karadeniz turu yaptık. Turun çoğu Trabzon'da geçti. Civcivimin memleketinde.. Hani bunlara her yer Trabzon ya. İşte orda bana da herkes Civciv'di. Babam ve kardeşim Trabzon'lu olmasak da koyu birer Trabzon Spor taraftarı. İşte bu yüzden hazır oraya gitmişken maça girelim dedik. Ts Clup tan kendime bir şeyler aldım. Yemekten sonra da maça gittik. Neredeyse 2 saat boyunca onun takımı için tezahürat yaptım. Onun tuttuğu takımı desteklemek, onun gezdiği yerlerde gezmek, gördüğü şeyleri görmek ve hatta belki konuştuğu insanlarla konuşmak... Bu düşünceler istemsizce mutlu olmama neden oluyordu. Kendimi ona daha yakın hissediyordum. İçimi sıcacık duygular kaplıyordu.
İlk 2 golü Trabzon atmıştı. Fakat 2 gol de karşı takımın atmasıyla durum berabere oldu. Bu durumlarda genelde hep umutsuzluğa kapılırdım ya da "yenileceğiz, bu maçı almanın imkanı yok" derdim ve böylece tuhaf bir şekilde maçı alacağımızı düşünürdüm. Bu sefer öyle yapmamaya karar vermiştim. Yumruğumu sıktım ve derin bi nefes aldım. "Bu maçı alacağız" diye geçirdim içimden. Bir anda çok büyük bir içtenlikle buna inanmaya başlamıştım. Çoşkuyla maçı izliyordum. O sırada aklıma bir şey daha geldi ve içimden şöyle dedim "Karşı takım BayanCehennemSurat Trabzon Spor ben ve maç da Civciv... Bakalım hangimiz yenecek.."
Ve biliyor musunuz aynen şöyle oldu: 4-2 YENDİK!
Evet BayanCehennemSurat. Belki de şuan sen öndesin. Ya da durum berabere.. Fark etmez. Bu maçı alıcam canım. Haberin olsun. Öptüm.

17 Temmuz 2013 Çarşamba

Hiç Birşey Mükemmel Sayılmaz

Geçmişteki hataların, hayal kırıklıklarının hala zaman zaman peşimi bırakmadığını farkettim. Affettiğimi söyleyip affedemediğim insanlarla defalarca yüzleştiğimi sanıp aslında onlara da kendime de doğruları söyleyemediğimi... Söz konusu 'affetmek' olunca hala aklıma gelen ilk kişi Ponpondu. Onu affedemediğimi hatta ne kadar denesem de affedemeyeceğimi başından beri biliyordum. Ama bu sefer onunla yüzleşmeye çalışmayacaktım. Onu affetmek zorunda değildim. Eğer o bunu düşünmemiş ve bana bir özrü çok görmüşse benim yapabileceğim bir şey yoktu. Benim artık yeni bir hayatım vardı ve bu hayatımı da Ponpon'un saçmalıklarını düşünerek harcayamazdım.
Öte yandan Civciv hakkında tamamen hissiz ve kayıtsız hissediyordum. Benden kilometrelerce uzakta belki de oldukça mutluydu. Bense onu kendiliğinden affetmiş, yeni hayatımı 'mükemmelleştirmekle' meşguldüm. Mutluydum. Pişman ya da hatalı hissetmiyordum. Hayatım tam da olması gerektiği gibi gidiyordu. Ve yeni hayatımı onu düşünerek, onun için üzülerek de geçirmeyecektim.
'yeni hayatımı mükemmelleştirmek...'

Piyano, Tenis, Resim, İngilizce ve Yüzme kurslarına yazılmayı düşünüyordum.. Bütün bunları özenle seçmiştim. Tabi ki kafamı dağıtmak ve birşeyler yapıp bir kaç yetenek kazandıkça mutlu olmak için.
Piyano çalmayı küçüklüğümden beri ideal kiloda güzel bir kız olduktan sonraki en büyük hayallerimden biri olarak belirlemiştim.
7. Sınıftan sonra fazlasıyla kilo vermiştim ve gerçekten değişmiş, güzelleşmiştim. Mükemmel dostlar da edindiğime göre mutlu olmamak için hiç bir nedenim yoktu.

Ha bir de küçükken saçlarım kabarık, kısa ve çirkindi. Neredeyse etrafımdaki bütün erkeklerin saçlarımla dalga geçtiğini daha dün gibi hatırlıyorum. Oysa şimdi en başta kuzenim olmak üzere neredeyse hepsi saçlarıma hastaydı. Çevremdeki insanların iltifatlarının verdiği gurur bir yana hala bazı küçüklüğümden kalma özgüven sorunlarım vardı. Mesela küçükken sınıf içinde bir metin okurken ya da topluluk içinde bir şey okurken heyecandan kekelerdim. Bazı sınıf arkadaşlarım benle dalga geçerdi. Hala bazen gözümün önüne bu sahneler geliyor ve heyecanlanıp kekeliyorum.

Ben bu insanlara 8 yıl katlanmıştım. Tam 8 yıl boyunca onların benle alay etmelerine, beni küçük düşürmelerine izin vermiştim. Onlar benim hayallerimi, heveslerimi yıkmışlardı ve bütün hayatımı etkileyecek sorunlara yol açmışlardı.
Bütün bunlara rağmen mezun olurken onlardan ayrılacağım için salak gibi, en çok ben ağlamıştım.
Herneyse... Bütün bunlar gerçekten geride kalmıştı ve ben artık bambaşka biriydim. Adaletsizlikten nefret ediyor ve artık asla başkalarının beni üzmesine izin vermiyordum. Hatta adilikten, eşitsizlikten, hilelerden o kadar çok nefret ediyordum ki bunlarla savaşmayı meslek edinip Avukat olmaya karar vermiştim. Hukuk biliyorsunuz ki birazcık g*t isteyen bir bölüm. Bense pek sıkıya gelebilen birisi değilim. Neyse artık orası Allah Kerim. Sınava daha 3 yıl var sonuçta....

3 yıl demişken şaka maka lise 1 bitti. Çömezlikten çıktık. Gerçi ben hiç çömez olmamıştım. Çoğu arkadaşım, hatta hoşlandığım çocuk bile 10. Sınıflardandı. Yine de zaman çok çabuk geçmişti. Şu 'alan seçme' saçmalığı yüzünden sınıfımız bölünmüş, Candice ve ben eşit ağırlığa, İkkolata, Gam, İsmail abi, Öz, Amerikalı ve diğerleri sayısala gitmişti...
Konunun nerden nereye geldiğini görüyorsunuz.. Bu sefer gerçekten tamamen akışına bıraktım. İster saçmaladığımı düşünün, isten iyi yaptığımı. Sanırım artık böyle olacak. Her şeyi akışına bırakacağım. Ama diğer yandan istediğim şeylerden emin olur vazgeçmeyeceğim. 'Vazgeçtiğin an vazgeçilmez olursun' saçmalıklarına inanmayın. 'Kazandığın tek savaş vazgeçmediğin savaştır' sözüne inanın. Çünkü vazgeçerseniz belki vazgeçilmez olursunuz ama bu pek de bir işe yaramaz..

15 Temmuz 2013 Pazartesi

Dost Hayatın Merkezidir


Hayatta çoğu zaman 'Aşk' tan, 'Sevgiliden' daha önemli şeyler vardır. Ama biz inatla bir türlü bunları göremeyiz. Çok zengin olup, istediği herşeyi elde edebilen insanların çoğu bile hayatlarından memnun değilken, bazen fakir, hiç bir şeyi olmayan bir adam mutlu olabiliyorsa eğer bu mutlu olmanın paradan geçmediğini kanıtlar. Önemli olan ne kadar çok şeye sahip olduğun değildir. Önemli olan sahip olduğun şeyleri görebilmektir. Hayatında olan insanların, varlıkların kıymetini bilmektir. Kısacası bardağın boş tarafına değil dolu tarafına bakmaktır.
Civciv eski sevgilisine döndükten sonra sürekli bunları düşünmeye başlamıştım. Onu ve Badem'i nasıl da hayatımın merkezine koyup tamamen onlara odaklandığımı... Oysa fark etmem gereken çok şey çok insan varmış. O benim bütün umutlarımı yıktığında hayatımdaki diğer insanların değerini gerçekten anlamaya başladım.
Mesela böyle zamanlarda insanın hep sıkı bir dosta ihtiyacı vardır. Benim bu tür bir sürü dostum var.


Benim her türlü nazımı, tribimi çeken ve en kötü anlarımda yanımda olan Karadut'um Mırıl, Pancar, Gam, İkkolata, Öz, Candice İsmail abi, Kekoliçe, TRUE ve Tumblr arkadaşlarım MetalciPasta var artık hayatımın merkezinde. Mırıl, Mrs.TRUE, Mrs.BonJovi ve Pancar hariç diğerleriyle bu yıl arkadaş olmuştum ama onlar yine de benim için bir taneler. Şu ana kadar hiç bir blog yazımda onlardan bahsetmediğim için çok çok özür diliyorum ama hayatımın çoğu onlar. Özellikle bu son 'Civciv' olayından sonra onların bendeki yeri daha da büyüdü. En başta şunu söylemek isterim ki ŞekerPancarımın artık bi sevgilisi olduğu için bizimle pek ilgilenemez oldu. Yine de şuanki hayatımda onun çok yeri var.
ŞekerPancarı'nın bizden uzaklaşmasıyla Karadutum Mırıl ile daha çok yakınlaşmaya başladık. Birtanem bana her türlü heyecanımda, sevincimde ve üzüntüm de yardımcı oldu. Her türlü duyguma ortak oldu. Onunla geçirdiğim anları hiç bir şeye değişeceğimi sanmıyorum...
True ise yaklaşık 3 yıldır arkadaşım ama sanki bütün ömrüm boyunda yanımda olmuş gibi. Onun yeri de çok ayrı. Çok yakın arkadaşlarımdan yediğim darbelerden sonra güvendiğim insanlar arasında. Ayrıca Civciv'in kuzeniyle arkadaş olduğu için bana gerçekten çok yardım etti. Her daim yanımda olduğu için gerçekten çok şanslıyım.
Ve çocukluk arkadaşım Kekoliçe. Onunla burda adı geçen herkesten daha uzun süredir arkadaşız. Benim için çok değerli. Beraber yaptığımız salaklıkları bizden başka birisinin öğrenmemesi gerçekten çok büyük emek istedi..
Ve sonra sınıftaki grubumuz.. Candice, Gam, İkkolata, Öz, Kerim, Kalecimiz Gamsız ve İsmail abi.


Bir ara bunların içinde Bety ve Amerikalı vardı fakat son olaylardan sonra aramız onlarla biraz açıldı. Her neyse.
Sınıftaki grubumu çok seviyorum kesinlikle ait olduğum yer. Sınıfdaki esprilerimiz, favori mekan Nostaljideki kahkahalarımız, saçma sapan kavgalarımız ve sonunda dayanamayıp birbirimizle barışmalarımız... Hepsi bir ayrı harika.
Eğer onlar olmasaydı Civciv yüzünden girdiğim depresyondan, ağlama krizlerinden nasıl çıkardım bilmiyorum.
Hepsi de yeni hayatımın bir parçası. Onların kıymetini artık daha iyi anlıyorum. Gerçekten 'arkadaşlık' parayla satın alına bilecek bir şey değil. O yüzden siz siz olun, arkadaşlarınızın ve ailenizi hiç bir şeye değişmeyin, onları hep hayatınızın merkezinde tutun. Çünkü bazen kaybettiğin bir şeyi geri kazanmanız gerçekten çok zor oluyor....


*Blog yazılarım için bulduğu fotoğraflardan ve yardımlarından dolayı Karadut'um Mırıl'a çok teşekkür ediyorum, Öpücüklerimi gönderiyorum..