15 Ağustos 2013 Perşembe

Bir Fotoğraf En Başına Kadar Götürdü Beni.. Daha Çok Bağlandığımı Hissediyorum

İyice büyümüş gibi hissediyorum kendimi. Fikirlerim, kararlarım bakış açım daha bir olgunlaşıyor sanki. Yine de içimde bir çocukluk hissi var ve o hep orada kalacak.
Benden hiç beklenmeyecek bir şekilde çok doğru kararlar alıyordum.
Karamel hakkında mesela..
Bayramda hiç bir şey yapmadım ve Mırıl'da Ankara'da olduğu için yalnızlıktan ve işsizlikten sürekli düşünmeye başlamıştım. Karamel'i, Badem'i, kendimi, CehennemSurat'ı, Ponpon'u.. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşündüm. Her şeyi. En başta Badem'den kesinlikle nefret ediyorum ama onun beni sevdiğini anladım. Zaten Ponpon da Saygın da bir kaç kere ima etmişlerdi ama ben anlamamazlıktan gelmiştim. Yaptığı her şeyin beni kıskandırmaya dair olduğunu gördüm. Ponpon'a bile bu yüzen teklif etmişti. Her şeyin, her yaptığının, her söylediğinin altında bu vardı ama ben bu kadar yıl o şeyi hiç fark edememiştim. Ya da önemsememiştim. "Markete gidiyorum camdan bana bakıp el sallar mısın bana?" dediğini hatırlıyorum. Camdan bakmamıştım bile. Pancar'a "Melinga hala beni seviyor mu?" diye binlerce kez sorması ayrı bir şey zaten. Ki aslında o her şeyi Ponpon'a söyledikleriyle belli etmişti. "Melinga ne kadar da güzel olmuş. Onunla daha iyi tanışmak istiyorum. Okullar açılınca aramızda bir şeyler olabilir"
Ama olmamıştı. İyi ki de olmamıştı. Her ne olursa olsun onun gibi bir insan hayatımı ancak maf ederdi. Beni sevse bile..
Karamel çok başka benim için. Yeri o kadar ayrı ki. Bakıyorum da her şey çok ince bir çizgide gidiyor. Sanki şu ana kadar yaşadığım çoğu şey onu bulmam için olmuş gibi. Bütün yollar ona çıkıyor. Onu öylesine seviyorum ki..
Düşüne düşüne artık kafayı yemek üzereydim. Kararlarım sürekli değişiyordu. Kendime, Karamel'e fena şekilde tiriplenmeye başlamıştım. Her şeye sanırım tam olarak Süpermen ile konuşurken karar vermiştim.
"Karamel CehennemSurat'ı seviyor dimi? Hem de çok seviyor"
Şu cümleleri benim kurduğuma hala inanamıyorum. Ben vazgeçmeyecektim güya. Savaşacaktım. Ve bu sefer zafer benim olacaktı.
"Galiba yenilgiyi kabulleniyorum."
Böyle olmamalıydı ben kendime verdiğim sözlerin hiç birini tutamıyordum.
"Eğer Karamel onu gerçekten seviyorsa bırak, hiç benden söz etme bile ona."
Ne zaman bu hale gelmiştim? Ne zaman bu kararı alabilecek kadar büyümüş, olgunlaşmıştım. Eğer böyle olacaksa büyümek istemiyordum. Karamel'i yine çok sevmek, benimsemek istiyordum. Ama olmuyordu. Onun o kızla sevgili olduğunu düşünmek bile yetiyordu. İçimde ona olan kızgınlık çok büyümüştü. Bir kaç umudum varken ben o umutları elimin tersiyle ittim ve "Yeter artık. Pes ediyorum. Ne olacaksa olsun. Çok yoruldum. Çok." dedim.
Hem Badem'den kalma bazı kırıklıklarım vardı hem de bu olaylar benim çok duygularımla oynamış, beni germişti. İşte o yüzden sonuna yaklaştığımı hissetmeye başlıyordum. Her şey bitmiş gibiydi. Hevesim kaçmıştı. Karamel'e dair hiç bir şey görmek, duymak istemiyordum. Diğer yandan konuşmaya ihtiyacım vardı.
Bu yüzden de Süpermen ve MRS.TRUE ile buluştuk.
Süpermen bana Karamel'in küçüklük fotoğraflarını getirmişti. Fotoğrafları heyecanla elime alıp baktım.
Sapsarı saçları, kahve gözleri, minik burnu, minik kırmızı dudakları.. O kadar tatlı ve masumdu ki. Böyle bi yaratığa nasıl kızar insan? Fotoğrafa bakmaya doyamadım. Yolda yürürken, Cafe de otururken, Mırıl'a olayları anlatırken sürekli baktım o fotoğraflara. Hala daha bakıyorum. Öylesine tatlı ki. İnsan severken öldürür. Yani böyle çocuğum olsa bir an yanımdan ayırmam. Okula bile onunla giderim. Zaten Karameller de 5 kardeşler. Annesine şimdi hak veriyorum. Böyle olucaksa 5 tane de olsun 10 tane de. Can kurban buna. Oy Yarabbim öyle de şirin bakmış ki. Yanaklarını ısır böyle mıncıkla sıkı sıkı sarıl hiç bırakma kucağından. Hiç gitmesin.
İşte bir fotoğraf bütün düşüncelerimi tekrar değiştirmişti. Vazgeçmiyorum lan. Elin şişko, tek kaş CehennemSuratına bırakmam minik civcivimi. Hem kuzeni Süpermen de benim tarafımda. Ayrıca o yamuk burun Vatoz bile sevmiyor o kızı. Yakında Karamel de onlarla aynı fikirde olacak. Onu da ele geçireceğim. Yapıcam olacak. Hissedebiliyorum... Ni hahahahaa



11 Ağustos 2013 Pazar

Neden Bazen Bu kadar Salak Oluyorum Ki?

Bazen o kadar gerizekalı duygulara kapılıyorum ki Badem gibi birisi bile gözümde dünyanın en iyi insanına dönüşüyor. Belki de gerçekten iyi bir çocuk. O konuda bir şey diyemem ama herkesin nefret ettiği birisi vardır ve ben gerçekten ondan nefret ediyorum
Asıl olay şu ki; ben onu başından beri iyi hatırlamak istemiştim. Her şey bir yerde bitecekse bile güzel bitsin demiştim. Ve bizim sonumuz gerçekten güzeldi. O dans paha biçilemezdi. Ama yine de onu yeniden gördüğümde bu gelmemişti aklıma.
Elinde çay tepsisi, mavi gömleği ve bordo rengi önlüğüyle pastahanenin kapısından çıkıp dışarıdaki masada oturan müşterilerin masasına çayları bıraktı.
Tam geri dönecekken kafasını kaldırdı ve çakmak çakmak Badem gözleriyle bana baktı. Sonra hızla içeri girdi.
Garsonluk yapıyordu. Onu gördüğümde en son onun için verdiğim kararların hiç biri gelmedi aklıma. Gözlerine bakarken gözlerimde intikam ateşinin yandığını hissediyordum. O ateş sadece kendi kendine yanıp yanıp söndü zaten. Yaktığı tek şey bendim.
O iyi biri değildi. Güvenilir değildi. Bana binlerce özür borcu vardı. Ve o borcu asla ödemeyecekti. Aklımdan geçen tek şey buydu. Beni ezip geçmişti.
Gurur.. Hep aşkı ondan üstün tutmuştum. Kaybeden ben olmuştum.
Aşk mı gurur mu derseler eğer gururu seçin. Karşıdaki mutlaka siz bir şey yapmadığınız için gururunu ayaklar altına serecektir. Eğer gururu seçerseniz mutlu olursunuz. Başkaları sizin peşinizden koşar. Ama aşkı seçerseniz o sizi yerden yere vurur.
Gurur kendinizi, aşk ise karşıdakini seçtiğinizi gösterir. Siz siz olun kendinizi düşünün. Çünkü mutlaka bir gün etrafınızdaki herkes gidecek ve siz kendinizle baş başa kalacaksınız.

Sen Anca Bunu Hakediyorsun Sevgili Kro.. Allah Belanı Versin Badem :*

8 Ağustos 2013 Perşembe

VATOZ (!)

Ondan şu ana kadar hiç bir yazımda bahsetmedim ama o gerçekten önemli biri. Genellikle hayallerimin içine sıçsa da ona olan nefretimi bu satırlarda dökeceğim. Evet ondan nefret ediyorum. Onu öldürmek istiyorum. Hayatımda gördüğüm en öldürülesice insan. Karamel'in arkadaşı "VATOZ"
Ona bu ismi vermek için hiç kafamı yormadım. Çünkü Karamel'in her an her saniye yanında bititşiğinde olduğu için ona tıpkı bir "VATOZ" gibi yapıştığı için şanına yakışır bi lakap bu. Cidden çocuğa okulda da kendi adıyla hitap etmiyoruz. "Vatoz" diyoruz.
Bu çocuktan bu kadar nefret etmemin nedeni benim gerizekalı Karamel'imin saflığını kullanıp onu doldurması. Benim hakkımda bile doldurmuş çocuğu salak. Ayrıca o hayatımda gördüğüm en fesat, en terbiyesiz insan. Aklı fikri şeyinde yemin ediyorum. Hem Karamel ile benim aramda sürekli engel oluyor. Tam diyorum bugün Karamel e gülümseyeceğim. Fırsatı da yakalıyorum. Karamel merdivenlerden inip köşeyi dönüyor ve yalnız bir şekilde bana doğru yürüyor. Tam suratımda bir gülümseme belirecekken arkasında yamuk burnu, piçimsi gülümsemesi ve taciz edermişcesine bakan kem gözleriyle Vatoz Bey!
Bu çocuğa uyuz oluyorum onu cidden boğup öldürmek istiyorum. Mırıl ise onun hakkında böyle düşünmüyor. Onun fikirlerini beğeniyor ve iyi bir çocuk olduğunu söylüyor. Hiç de öyle değil!
1. VATOZ VAKKASI
Sessiz sakin ve yine mallıklarla dolu bir okul günüydü. Okulun spor salonunda oturmuş futsal maçını izliyorduk. Candice, Gam, Özge, İkko, Bety ve ben...
Hemen önümüzde Karamel oturuyordu ve maçta VATOZ da oynuyordu. Karamel söylediğimiz her şeyi duyabileceği için onun bilmesini istediğim şeyler hakkında konuşuyor gülüyordum. Çakallık başa bela işte..
Arada bir maça bakıyor içimden Vatoz'a beddua ediyordum. O sırada VATOZ'a çelme taktılar ve çocuk resmen yuvarlandı. Hepimiz birden gülmeye başladık. Gam ve İkko'ya intikam almışcasına şeytani bir gülümsemeyle baktım ve üçümüz birden şeytani bir kahkaha attık. Candice'nin ise ne Karamel'in orda olduğundan ne de benim maçı izlediğimden haberi yoktu. Vatoz'un düştüğünü görünce heyecanla ayağa kalktı ve bana dönerek kahkahalar içinde  "Melinga' VATOZ düştü amk. Puhahahaha nasıl düştü ama. Lan lan şişt Melinga. Duyuyor musun olum Vatoz diyorum? Vatoz düştü lan! Lan ne biçim düştü gördün mü nihahha."
DUYUYORUM AMINA KOYİM CANDİCE DUYUYORUM. KARAMEL HEMEN ÖNÜMÜZDE OTURUYOR DÖNÜP TİP TİP BAKTI ÇOCUK SESSİZLİĞİMİ KORUMAYA ÇALIŞIYORUM AMA SUSMUYORUSUN AMK. HER ŞEYİN İÇİNE SIÇTIN AMK. KARAMEL GÖTÜYLE GÜLMÜŞTÜR YEMİN EDİYORUM. BİTTİM BEN.
Bunun üzerine bir hışımla çıktım gittim ordan. O kadar sinirlenmiştim ki sinirden ağladım. Sonra gidip Candice'ye kızıp bağardım. Küçük çocuklar gibiydi zaten. Korkmuş üzülmüştü ayrıca. Özür diledi. Defalarca kez özür diledi. Şuan bile o halini düşününce o kadar çok vicdan azabı çekiyorum ki. Yemişim Karamel'i Vatoz'u. Hiç biri ondan önemli değil. Özür dilerim CANDİCE.

5 Ağustos 2013 Pazartesi

İyi Dostlar Heryerdedir

Ramazan ayını o kadar çok seviyorum ki yılın geri kalan bütün ayları Ramazan olsa yine de bıkmam. Sahura kadar oturup bilgisayarda arkadaşlarla sohbet etmeler, dizi izlemeler. Akşam üstü uyanıp orucun yarısından fazlasını uykuya tutturmalar. Arkadaşlara iftara gitmeler. Pide kuyruğunda kaynak yapmalar. "Oruçluyum ben yea" diyerek bütün işlerden sıvışmalar. Bence gerçekten çok güzel ve çok özel bir ay. Küçüklüğümden beri iftara dakikalar varken mutfak balkonuna çıkar, semtimizin manzarası eşliğinde fırından gelen pide kokularını içime çekerim. Öyle huzur verici ve rahatlatıcı geliyor ki ramazan, sanki yılın bütün yorgunluğunu yaz tatilinin o ayında atıyorum üstümden.
Diğer yandan içimdeki Karamel'e dair olan şüpheleri ve huzursuzlukları da attım. Süpermen'le konuşmak ve sonra da ağlayıp rahatlamak gerçekten iyi gelmişti. Eski Melinga olabildim sonunda yani. Yine her zamanki gibi neşeli, saçma sapan şeyleri kafasına takmayan, gülmeyi seven, çılgın, bazen çocuk gibi olan Melinga oldum. Şimdiyse sarsıcı bir alışverişe çıkmak için bayramın geçmesini bekliyorum...
Yazının buradan sonrası sanırım epey saçma olacak. Çünkü burdan itibaren MetalciPasta'yla yaptığımız, uydurduğumuz şeylerden bahsetmeyi düşünüyorum.
İlk olarak biz bu şebekle Tumblr'dan tanıştık. Tumblr insanı cool dur. Zeki ve üşengeçtir ya işte biz biraz daha bunların coolsuz ve çatlak olanlarıyız.
Bu manyağı nasıl bulduğumu hatırlamıyorum ama her halde sarhoşmuşum. Yani orası benim için sisli puslu bilmiyorum. Beynimin içinden almışlar gibi.
İşte biz bununla tanıştık kaynaştık. Zaten o benden 1 yaş küçük. Tam sbs'ye gireceği zamanlarda arkadaş olmuştuk. Bana numarasını falan vermişti Whatsapp'tan konuşmaya başladık falan gittikçe daha da yakın olduk birbirimize. Aslında benim bunu yazarak vermek istediğim mesaj sanal ortamlardan da iyi arkadaş edinebiliniyor. Gerçi karşınızdakinin size zarar verip vermeyeceğini anlamak için insanları iyi tanımanız gerekiyor. Ve eğer karşınızdaki erkekse ona kolay kolay güvenip numaranızı vermeyin derim.
Her neyse işte MetalciPasta sapık ya da mafya falan değil. Yani böbreğimi çalmak istediğini düşünmüyorum. Kısacası ona güveniyorum. Çok kısa sürede okuldan arkadaşlarım kadar yakın olduk. Ayrıca blogumu severek isteyerek okuyor. Mutluysam o da mutlu. Üzgünsem "Döverim o Civciv'i" diyor.
Arkadaşlığımızı seviyorum. Benim için uydurduğu Melinga Günü'nü seviyorum. MetalciPasta'nın kendisini de çok seviyorum. Umarım bu kısa sürmez ve bir gün onunla buluşup vakit bir yerde bir şeyler içer, saçmalarız..

Mutluluk mu?

Mutluluk dediğiniz, her yerde, herkese olmayışından bahsettiğiniz bu şey nedir ki? Bu şeyi bulmak bu kadar mı zor yani?
Güneşe dokununca mı mutlu olursunuz siz? Ya da yıldızlara sarılınca? Dediğinize göre işte bu kadar zormuş mutlu olmak...
Yalnızım diyorsunuz, çoğu sefil, aç insandan daha iyi bir haldesiniz. Karnınız doyuyor, sıcak bir yuvanız var dimi? O halde hadi anlatın bana. 
Cidden, yalnızlık ve mutluluk kelimelerinden ne anlıyorsunuz?
İlla bir sevgiliniz, bir sürü arkadaşınız ve güzel bir yüzünüz mü olmalı mutlu olmak için? Öncelikle şunu söylemeliyim ki bütün yüzler güzeldir. Hem unutmayın ki bir aileniz var. Bu yetmez mi? Kiminizin parçalanmış, kiminizin hiç görmediği, kiminizin de hep yanında olduğu bir ailesi var. Ama var. Herkesin bir anne babası vardır çünkü. Onlar yanınızda olmasa bile hissedersiniz varlıklarını. Hüzünlerinize ve sevinçlerinize ortak olduklarını...
İnsanoğlu bencildir. Sizi üzerler emin olun. Hiç bir sevgi sonsuz değildir. Mutlaka birisi önce gider. Giden siz olsanız bile yalnız kalırsınız gittiğiniz yerde.
Şimdi açın pencerelerinizi odanızın içine dolsun mutluluk. Siz onu hiç fark etmeseniz de güneş ışığı her sabah başınızın ucunda uyanmanızı bekler.
Sabahları erken kalkın mesela. Güneşi erken karşılayın. Günü uzun yaşayın. Üşenmeyin yaşamaya. Üşenirseniz bulamazsınız mutluluğu.
Eğer yine de çok ısrar ediyorsanız "Dediğim olmadan mutlu olmam ben" diye, çıkın dışarı ve elinizi güneşe uzatın. Siz ona dokunamazsınız belki ama o sizin elinizi okşayabilir bu şekilde.
Ya da gece yatın çimlerin üzerine, açın kollarınızı yıldızları bekleyin. Siz onlara ulaşamasanız da yıldızlar gecenin karanlığında bulutların ardından sessizce kucaklar sizi.
Unutmayın. Her zor problemi çözmek için basit bir yol vardır..
Bırakın yalnız olun, yalnız kalın. Yalnız yaşayın, yalnız ölün. Emin olun çoğu zaman bu daha iyidir. Ancak yalnızken tanıyabilirsiniz kendinizi. Ancak yalnızken üzemez kimse sizi. Yalnızken tam anlamıyla dinlene bilirsiniz. Yalnızken kendinizi dinleyebilirsiniz. Ve biliyor musunuz? Asıl yalnızken mutlu olabilirsiniz...

2 Ağustos 2013 Cuma

Bunu belki de en iyi ben bilirim...

Her ne olursa olsun yalnızlık çok koyuyo insana. Onun yanında olmak, ona sarılmak, kokusunu içine çekmek, onu doya doya öpmek varken ondan uzak olmak çok zor ve acı. Kabullenemiyor insan işte. Aylardır içime attıklarım bu gün şu dakikalarda açığa çıktı resmen. O kadar dolmuşum ki şunları yazarken bile kendimi zor tutuyorum.
Bu gün bloğumun linkini ilk kez Karamel'in kuzeni Süpermen'e attım. Blogumu gördükten sonra o da bir şeyler yazmak adına blog açtı. İlk yazdığı şeyi okudum. Konu ayrılıktan falan açıldı. Ne kadar zor olduğunu konuşuyorduk. "Ayrılık çok zor" dedim "Evet ayrılırken çok koyuyo " dedi. "Üzüldüm senin adına ama birde hiç elde edememek var"
"Ve bunu belki de en iyi ben bilirim"
Bunu belki de en iyi ben bilirim...
İşte bu cümleyi yazdıktan sonra birden ağlamaya başladım. Kendimi o kadar güçsüz ve aciz hissediyordum ki yaptığım her şey, kurduğum bütün hayaller boşa gitmiş gibiydi. Karamel hakkında salakça umutlanmalarım, kendimi BayanCehennem'den daha güzel ve iyi olduğuma ikna etme çabalarım acizlikten başka bir şey değildi sanki.
"Bir şey farkettim." dedim Süpermen'e. "Eğer Karamel benden hoşlansaydı gelip söylerdi."
Süpermen "Hayır o çok utangaç asla böyle şeyleri söyleyemez" dese de ikna olamadım.
Onun şuan BayanCehennem'le çıkması bile yetiyordu.
Karamel... Onu çok seviyorum. Kendimden bile çok. O kadar çok güveniyorum ki ona başkasıyla çıkması buna engel değil. Şu ana kadar kimsede görmediğim kadar güzel bir yüreği var. Onun sadece geçmişin hüsran dolu sayfalarında adı geçsin istemiyorum. O benim geleceğim olsun işte. Hayal kuralım beraber mesela, saçma sapan şeyler yapalım. Hiç paramız olmasın ama beraber olalım. Mutlu olalım...
Şu an bunları yazıyorum, düşünüyorum ama elimden hiç bir şey gelmiyor. Yapabileceğim hiç bir şey yok artık. BayanCehennem'den öndeyim diyorum. Ama değilim Ondan güzel yada iyi olmam bir şeyi değiştirmez. Önemli olan Karamel'in onu sevmesi. İşte bu diğer her şeyi siler atar.
Karamel de Badem gibi olsun istemiyorum. Artık kaybetmek istemiyorum. Ama ne yapacağım hakkında hiç bir fikrim yok.



Ve Tam İhtiyacınız Olduğu Anda "Süpermen" Çıkıp Gelir


Öylesine derin bir depresyonun, hayal kırıklığının içindeymişim ki kendi hislerimi göremez olmuşum. Unuttum sandığım şey Civciv değil, Bademmiş. Açık konuşmak gerekirse Ponpon olayı ve onu o kadar süre beklememe rağmen Badem'in gelmemesi beni o kadar incitmiş ki hala içimde o zamandan kalma hevesler var. Biliyorum onları, yaptıklarını asla unutamayacağım. Belki de ikisini de affedemeyeceğim. Ama şuan önemli olan bunlar değil. Onları düşünmeyeceğim. Önümde düşünmem gereken uzun bir hayat var. O hayata yoğunlaşmak yerine onları düşünerek vakit kaybedemem. Ve şuan düşünmem gereken insan onlar değil. Civciv. Yani yeni rumuzuyla Karamel.
Mrs.TRUE'nun sözleri her gün her saniye kulaklarımda çınlamıştı. Artık bunları düşünmek istemediğim için Karamel'i de düşünmeyi bırakmıştım. Ki aslında tam olarak bırakmak, unutmak değil. Sanki kitapta onun olduğu sayfanın kenarını katlayıp bir süreliğine okumayı bırakmış gibiydim. Tuhaf hissediyordum tabii. Konduramıyordum. Sonra bu duyguya alışınca da unuttum sanmıştım. Bugün anladım ki bu unutmak değilmiş. Ve bugün kitabın o sayfasını tekrar açıp kaldığım yerden okumaya devam ettim. Daha büyük bir istek, daha büyük bir heyecanla hem de.
Bugün namı değer o Büyük Buluşmalardan birisi yaşandı. Mrs.TRUE beni Karamel'in kuzeniyle tanıştırdı. Öylesine iyi bir çocuk ki resmen beni içinde bulunduğum bilinmezlikten kurtardı. Bu yüzden ona Süpermen diyeceğim...
Sabah bitkin bir şekilde kalkıp bilgisayarın başına geçtim. Salak salak Facebook'ta, Tumblr'da, Twitter'da dolaşırken Face'den bir mesaj geldi 'Klik!'
Hemen Face'in olduğu sayfayı açtım. Mrs.TRUE mesaj atmıştı. "Kanka Süpermen le bugün buluşuyoruz!!"
Mesajı okuyunca beynimden vurulmuş gibi oldum. Bir kaç kelime bir şeyler saçmalayıp ayağa kalktım. Hazırlanmaya başladım. Saçlarımı yıkadım. Mırıl'ı aradım, haber verdim. O da koşa koşa bize geldi. Beraber ne giyeceğime falan karar verdik. Saçımı makyajımı hallettik. Ve oturup Mrs.TRUE'yu beklemeye başladık.
O da saat 4 civarı aşağıya inmem için mesaj attı. Hemen evin anahtarını alıp ve ayakkabılarımı giyip aşağıya indim. Mırıl eve biz de Süpermen le buluşmak üzere yürümeye başladık. XXXX lisesine kadar yürüyüp Süpermen gelene kadar bekledik. O gelince de sahilde bir kafeye gidip oturduk. Başlarda sürekli susuyordum. Bir şeyler sormaya korkuyordum. Elim ayağım titriyordu. Öylesine heyecanlıydım ki. Ya Süpermen bana Karamel hakkında kötü bir şey söylerse? Ya kendimi tutamayıp ağlarsam? Korkusu vardı içimde. İşte bu yüzden sustum.
Biraz zaman geçtikten sonra Mrs.TRUE  bana döndü. "İşte burada. İstediğini sorabilirsin" dedi. Dönüp ona ve Süpermen'e baktım. "Sen anlat işte" dedim. "Onu tanıyan sensin.."
"Bak ben seni üzmek istemem gerçekten" dedi. Bunu duyunca içimi garip hisler kaplamıştı nerdeyse ağlayacaktım. Neden böyle demişti ki şimdi? Çok mu kötü şeyler anlatacaktı bana?
Dikkatlice onu dinlemeye başladım. BayanCehennemSurat'tan bahsetti. Önceden bu kızla Süpermen çıkıyomuş. Karamel ondan hoşlandığı için ayrılmış. Sonra kızla Karamel çıkmaya başlamışlar. "Kız tam bir orospu" dedi. "Zaten bence Karamel artık onu hiç sevmiyor"
Bana üzülmeni istemiyorum demişti ama bu haber oldukça iyiydi. Sevinmiştim. Tebessüm ettim.
Sonra ben anlatmaya başladım. Her şeyi. Baştan sona. Anlattım. Bazı yerleri geçiştirdim tabi. Sanırım bi kaç kelime daha etseydim hüngür hüngür ağlayacaktım ama zafer benim! Gözlerim dolmadı bile.
Yaklaşık 2 saat falan oturduk. Güzeldi. Güzel şeyler öğrenmiştim çünkü. Bir ara benim telefonum çaldı ve masadan kalkmak zorunda kaldım. O sırada Süpermen Mrs.TRUE'ya "Melinga CehennemSurat'a bin basar. Gerçekten güzel kız" demiş. Bunları duyunca aklıma ilk gelen şey Trabzon Spor maçında attığımız goller olmuştu. Sanırım şimdi ben 3-2 öndeydim. Bir sonraki gol içinse ne yapacağımı çok iyi biliyordum. Umutluzluk saçmalıklarını bir kenara bırakıp ona doğum gününde mesaj atacaktım. Onur'a da olduğu gibi bu fikrimden Süpermen'e  de bahsettim. Ona kalsa hemen bugün mesaj atmalıydım. "Onu önemse" dedi. "Mutlaka ciddiye al." Karamel'i bu kadar iyi tanıyan birinin bana taktik vermesi hem hoşuma gitmişti hem de bazı şeyleri kafamda oturtmama, karar vermeme yardımcı olmuştu.
Akşam üstü eve döner dönmez Mırıl'a koştum, herşeyi anlattım. O da benimle aynı fikirdeydi. Ayrıca benden daha heyecanlıydı. Allah'ım böyle bir arkadaşa sahip olduğum için gerçekten çok şanslıyım.
Mırıllardan çıkıp eve gittim. Akşam yemeğinden sonra bilgisayarın başına oturdum. Karamel dondurduğu Facebook hesabını açmış, hatta şuan çevrimiçiydi. Kalbim yerinden çıkacak gibi atmaya başladı. Süpermen'e bunu sormak için adeta can atıyordum. Bir yandan da yanında o yeşil noktadan olan ismini izliyordum. Her şey beynimin içinde hızlıca ilerliyor ve yer ediyordu. Hemen fırsat bu fırsat dedim ve fotoğraflarına bakmak üzere isminin üzerine tıkladım. Ama maalesef çok geç kalmıştım. Ben profiline girene kadar çoktan çıkmış, hatta hesabını dondurmuştu. Salak salak ekrana bakarken Süpermen mesaj attı. Ve sahura kadar devam eden konuşmamıza başlamış olduk. Bana tumblr şifresini verdi. Bloğunu düzenledim. Dinlediği şarkıları, Karamel ile olan fotoğraflarını attı. Onun alışkanlıklarından, huylarından bahsetti. Küçükken nasıl olduğunu anlattı. O anlattıkça kendimi Karamel'e daha yakın hissediyor, daha da mutlu oluyordum. Artık Karamel'in kuzeni benim Süpermen'im ve bir numaralı ajanım..