Birilerine ihtiyacım olduğunun farkındayım. Ama sanki yalnızken daha çok kafa dinliyorum. Aslına bakarsanız bu ara kafam çok karışık ve her ikisine de ihtiyacım var. Hem yalnız kalıp bazı kararlar vermeye hem de birilerine içime dökmeye.
Şimdi bunu aç ve dinlerken okumaya devam et..
"Vurmuyor yüzüne eskisi gibi sanki.. Güneşin ısıtmıyor içini"
Karamelden sonra onun yokluğuna alışmak çok zor oldu. Ve hala onun yokluğuna alışmaya çalışıyorum. Okulda hep takıldığı yerlere bakıyorum. O yok. Ve eminim ki onu bir daha göremeyeceğim. Bunu nasıl kabulleneceğim hakkında hiç bir fikrim yok.
"Gelmiyor içinden uzatmak ellerini, ellerin tutamıyor bir kalbi.."
Piyano kursundan çıkmıştım ve mutlu bir şekilde tenis doğru yürüyordum. Hayatıma dair açtığım yeni sayfada -aslında ben aldığım yeni defter diyorum- harika bir gündü bugün. Karamel'i düşünmüyordum. Piyanonun verdiği huzur kafamdan onu silmeye yetmişti.
"Bir kağıt, bir kalem, bir yanmış, bir sönmüş, bir bitmiş sigara.. Hayatın bu."
İyi olduğuma emindim. Mutluydum. Gülümsüyordum. Bütün gün boyunca harika bir alışveriş yapmış, kafamı dağıtmıştım. Elimdekiler çok ağırdı. Poşet elimi kesip canımı acıtsa da umursamıyordum. Tam manasıyla neşem yerindeydi. Derken yolun karşısında el ele tutuşup gülüşerek yürüyen bir çift gördüm. Mutlu bir çift.
"Sökülmüş, atılmış, kırılmış, dökülmüş, hep paramparça. Yolun sonu bu."
Onlardan kafamı çevirdiğimde gözüm biraz yukarıda bir tabelaya çarptı. Bordo renkli üzerinde beyaz yazıları olan küçük bir dükkanın tabelası. Ve o tabelanın üzerinde Karamelin adı yazıyordu.
"Yalnızlık..."
Elimdeki poşetlerin birisi yırtıldı ve içindeki defterler yere döküldü. O defterleri yerden toplamak için eğildiğimde kolumun altına sıkıştırdığım çantam ve diğer defterler de yere düştü.
"Saklandığın o küçük delikte buluyor seni,
Yalnızlık.."
Elimden her şey düşünce birden ben de yere diz çöktüm. Kafamı kaldırıp baktığımda direk karşımda Karamel'in adı. Arkamı biraz dönüp baktığımda mutlu bir çift. Ve dönüp kendime baktığımda önümde bir yığın defter ve bana yardım edecek kimse yok.
"Saklandığın o küçük evinde buluyor seni..
Yalnızlık.."
Birden BayanCehennemSurat ve Karamel geldi gözümün önüne. Onlar mutlulardı. Bense yalnız. Şu defterlerimi toplamama yardım edecek birisi bile yoktu. Ve bulutlar benimle birlikte ağlıyor, teker teker defterlerimin üzerine düşüyorlardı.
"Öldürüyor seni. Öldürüyor beni"
Ve artık geçirdiğim bütün bu günün kendimi avutmak için olduğunu anlamıştım. Yine onu unutamamıştım. Yokluğu yine canımı yakıyordu. O benden çok uzaklarda belki beni bir kere bile hatırlamamışken ben her sabah onun adını sayıklayarak uyanıyordum. Onun gülümseyişini hatırlayarak tebessüm ediyordum. Ve şimdi de bu kadar yalnız, bu kadar kimsesizdim. Sokağın ortasında dakikalarca ağladım. Yoldan gelen geçen insanlar beni umursamazken onları ne umursayacak, ne de ayağa kalkacak gücüm vardı. Yenilmiştim. Bir kere daha yenilmiştim işte.
Yağmur... Vur yüzüme hadi, vur yüzüme.
Hayır, İstemem bir başkasını, Yalnız da ayağa kalkabilirim
23 Eylül 2013 Pazartesi
21 Eylül 2013 Cumartesi
Şimdi Senden Vazgeçmeli
Sanırım ben kendimi kandırmaktan asla vazgeçmeyeceğim. Kendimi hiç dinlemeyeceğim, susturacağım. Başkalarını dert ederken aslında hep kendi kendime sırtımı döneceğim. Yine kendi düşüncelerimi, kendi kendime görmezden geleceğim...
Dün gece Mrs.True'yu aramadan önce gerçekten unuttum sanıyordum. Değişmiştim çünkü. Her şeye gülüyordum bir kere. İki de bir küfür ediyordum. Erkeklerden tiksinmeye başlamıştım hatta. Tabi bunu kimseye belli etmedim. Bir kaç kişiye bakıyormuş gibi yapıyordum.
Ama sonra fark ettim ki ben çok büyük bir telaş içindeyim. Kendimi derslerle, kurslarla meşgul ediyordum. Gülüp eğlenerek hatta Karamelle dalga geçerek acımı bastırıyormuşum. Mrs True "Kendini kandırma" dedi. "Şu an sen onu atlatmadın. Üzülmen gerekiyor. Bu kadar çabuk atlatman imkansız"
İşte o konuşmadan sonra telefonu kapatıp anılarıma koştum. Hani okulda hep görüp de görmezden geldiğim anılarıma.
Okulun ilk günü bir kaç kere ağladım. Candice'a anlatacak oldum izin vermedi. Kime anlatmak istesem "Sil, unut artık" dediler. Kimse beni dinlemezken o şeyle kendi başıma boğuşamayacağımı biliyordum. Unutmaktan başka çarem olmadığını da biliyordum. Ve ben de kendimi kandırdım.
Onu, o hep başında ellerini ısıttığı, yaslandığı kalorifer peteğinin orada görür gibi oldum. Sonra onunla gözlerimizin buluştuğu her noktada. Bana ilk "Günaydın" dediği yerde. Otobüs beklediği durakta. Grubuyla takıldığı o kantin masasında...
Maç izlerken arkadaşlarıyla birlikte yaptıkları tezahüratları duydum. Okulun sessiz koridorlarında baş başa kalıp da birbirimize selam vermediğimiz zamanları hatırladım.
Nöbetçi masasının orada gülüşü geldi gözümün önüne. Cüzdanımdan küçüklük fotoğraflarını çıkarıp gülerken parıldayan gözlerine baktım. Neredesin be Karamelim. Nereye gittin böyle?
Ve sonra en can alıcı şeyi hatırladım. Sessizce dolan gözlerimi silerken kantinde buldum kendimi. Gidip oturduğumuz masaya oturdum. Başımı cama yasladım. Onu canlandırdım gözümde. Aklıma ilk gelen şey diş telleri oldu. Nasıl da severdim o diş tellerini. Saçının her teline aşıktım. Şimdi yoktu o işte. Ondan kalan tek şey hatırladığım bir kaç hatıraydı. Ve küçüklük fotoğrafları.
Bana ne kadar masum gözüktüğümü söylediğini hatırlarken kulaklarımı kapadığımı hatırlıyorum. Ağlamamak için dişlerimi sıkmıştım hatta. Sonra dayanamadım kalktım o masadan. Arkadaşlarını gördüm. "Onlar burada ama Karamel yok." dedim kendi kendime.
Yokluğu canımı öylesine acıtıyordu ki ne yapacağımı nereye kaçacağımı bilememiştim. Birilerine sarılıp ağlamak istedim, susturdular. Birilerine anlatmak istedim. Yine susturdular. Ve ben de sustum. Onu zihnimden silmeye çalıştım görmezden gelmeye... Unuttum sandım. Oysa daha kabullenememiştim bile.
Karamel, çok özlüyorum seni. Çıksan gelsen öyle güzel olur ki. Seni sadece son bir kez daha görmek için neleri feda ederdim.. Nereye gittin, neden gittin bilmiyorum ama yokluğunu hatırlamak bile üşütüyor beni. Sanki git gide dibe batıyorum. Ve kendimi çok çaresiz hissediyorum.
Koydum Sevinçlerimi Önüme, Baktım Hepsi KARAMEL. Ben kalpten sorunlu, Aşka sorumluydum. Anldım Herşey SENSİN.
Ve sonra en can alıcı şeyi hatırladım. Sessizce dolan gözlerimi silerken kantinde buldum kendimi. Gidip oturduğumuz masaya oturdum. Başımı cama yasladım. Onu canlandırdım gözümde. Aklıma ilk gelen şey diş telleri oldu. Nasıl da severdim o diş tellerini. Saçının her teline aşıktım. Şimdi yoktu o işte. Ondan kalan tek şey hatırladığım bir kaç hatıraydı. Ve küçüklük fotoğrafları.
Bana ne kadar masum gözüktüğümü söylediğini hatırlarken kulaklarımı kapadığımı hatırlıyorum. Ağlamamak için dişlerimi sıkmıştım hatta. Sonra dayanamadım kalktım o masadan. Arkadaşlarını gördüm. "Onlar burada ama Karamel yok." dedim kendi kendime.
Yokluğu canımı öylesine acıtıyordu ki ne yapacağımı nereye kaçacağımı bilememiştim. Birilerine sarılıp ağlamak istedim, susturdular. Birilerine anlatmak istedim. Yine susturdular. Ve ben de sustum. Onu zihnimden silmeye çalıştım görmezden gelmeye... Unuttum sandım. Oysa daha kabullenememiştim bile.
Karamel, çok özlüyorum seni. Çıksan gelsen öyle güzel olur ki. Seni sadece son bir kez daha görmek için neleri feda ederdim.. Nereye gittin, neden gittin bilmiyorum ama yokluğunu hatırlamak bile üşütüyor beni. Sanki git gide dibe batıyorum. Ve kendimi çok çaresiz hissediyorum.
Koydum Sevinçlerimi Önüme, Baktım Hepsi KARAMEL. Ben kalpten sorunlu, Aşka sorumluydum. Anldım Herşey SENSİN.
19 Eylül 2013 Perşembe
Günün Kahramanı: Kendini Feda Eden Çocuk; Kıreyzi Nurullah
Karamelin yokluğunu tamamen siktir edince okul gerçekten harika bir yer haline geldi. Tm sınıfının seçkin bir öğrencisi olarak karşınızdayım. Yine kurtulamadınız benden canlarım.
Sıra arkadaşım, çillerine kurban olduğum Candice ile iğrenç şakaların dibine vurup gülmekten yarılıyoruz. Gülmekten içim dışıma çıkıyor artık. Ayrıca geçen yılın aksine artık bir inek öğrenciyim. Ön sıralarda oturmalar, iki de bir parmak kaldırmalar ilk günden ders çalışmalar falan. Bazen durup kendime "Sen hayırdır olum" diyorum.
Okulların açılmasıyla How İ Met Your Mother izlemeye ara vermek zorunda kaldım. Bu acımı da sizinle paylaşmadan geçemeyeceğim arkadaşlar.
Bu yılki planım hem kendime zaman ayırmak hem de derslerime çalışmak. Tabii bunun yanında bol bol yakışıklı çocuk kesiyorum. Hatta o kadar çok kesiyorum ki etraf kan gölüne döndü. Tamam tamam kapatın sayfayı bi daha okumayın beni amk. Ben olsam böyle iğrenç espri yapan birinin bloğunu okumazdım. Şu espriye ben bile başka yerlerimle güldüm. İntihar etmekte çok haklısınız.
Bu yazımda çok saçmaladığımın farkındayım. Az önce kakaolu nesquik içtim bildiğiniz üzere bende fena kafa yapıyor. Bir de yalnızlığın vermiş olduğu götümsü durum da üzerine gelince hal böyle oluyor arkdşlr.
Okulda aşırı eğleniyoruz. Ayrıca Mırıl da artık bizim okulda. Candice, Momsen, Laci ve diğerleriyle fena halde kafaları uyuşmuş durumda. Tabi bu durum beni de çok mutlu ediyor.
Geçen yıl sınıfımızda sadece 9 kızdık. Ama bu yıl öyle değil. Sınıfta 20 den fazla kız var. Ve bazıları gerçekten çok gereksiz insanlar.
Tm sınıfı sadece 1 tane açıldığı için sınıfımız en başta 34 kişiydi. Daha sonra bunlardan 3'ü sayısala geçti. Kaldık 31 kişi.
Ama sınıfların 30 dan fazla olmaması gerekiyormuş. E-Okul kabul etmiyormuş falan falan diye bugün 2. ders bizim müdür yardımcısı geldi sınıfa "Buradan 1 kişinin sayısala geçmesi gerekiyor. Gönüllü var mı?" dedi.
Tmciler olarak fizik kimya biyolojiden oldukça korkuyoruz. Tabi kimse gönüllü olmadı. Hoca yarım saat boyunca bekledi.Kimse istemiyor. En sonunda "Gönüllü olmazsa içinizden birisini kurayla seçicem" dedi.
Sınıfta bir korku havası esmeye başladı. Herkes birbirini ikna etmeye çalışıyor hocaya itiraz ediyor falan.
O sırada arka sıralardan bir ses geldi. Kıreyzi Nurullah.
"Hocam ben geçeceğim!"
Herkes susmuş ona bakıyordu. O sırada adeta fondan "Aaaaaa Ahhaaaaaaa haaaaaaa aaaaaaa a" diye bir ses yükselmişti. Çocuk sıraların arasından bir kahraman edasıyla hocanın yanına doğru yürürken bizim salaklar alkışlamaya başladı -buna ben de dahilim- İşte sınıf koptu bağıranlar ıslık çalanlar derken çocuk hocaın yanına gitti. Hoca ona tip tip bakıp "Evladım hayırdır geç otur yerine teneffüste gelirsin" deyince çocuğun göt tavandan 89765436589 kilometre hızla yere düştü. Bütün hava gitti. Ezik ezik yerine oturdu. Tabi bütün sınıf susuyor herkes çok ciddi ama ben yarılıyorum sırada. O çocuğun havası sonra birden ezik düşüp mahsun mahsun sırasına gidip oturması fgsdfsdcfvgbh. Neyse arkadaşlar yani anlayacağınız okulu o kadar gözünüzde büyütmeyin. Belki biraz fazla Poyanna'ya bağlıyorum ama o kadar da kötü sayılmaz. Hatta okulu sevmek bile mümkündür bence.
B| Dinleyin bu şarkıyı gençler
Varsa Şekliniz Buralara Bekleriz Arkdşlr.s
Sıra arkadaşım, çillerine kurban olduğum Candice ile iğrenç şakaların dibine vurup gülmekten yarılıyoruz. Gülmekten içim dışıma çıkıyor artık. Ayrıca geçen yılın aksine artık bir inek öğrenciyim. Ön sıralarda oturmalar, iki de bir parmak kaldırmalar ilk günden ders çalışmalar falan. Bazen durup kendime "Sen hayırdır olum" diyorum.
Okulların açılmasıyla How İ Met Your Mother izlemeye ara vermek zorunda kaldım. Bu acımı da sizinle paylaşmadan geçemeyeceğim arkadaşlar.
Bu yılki planım hem kendime zaman ayırmak hem de derslerime çalışmak. Tabii bunun yanında bol bol yakışıklı çocuk kesiyorum. Hatta o kadar çok kesiyorum ki etraf kan gölüne döndü. Tamam tamam kapatın sayfayı bi daha okumayın beni amk. Ben olsam böyle iğrenç espri yapan birinin bloğunu okumazdım. Şu espriye ben bile başka yerlerimle güldüm. İntihar etmekte çok haklısınız.
Bu yazımda çok saçmaladığımın farkındayım. Az önce kakaolu nesquik içtim bildiğiniz üzere bende fena kafa yapıyor. Bir de yalnızlığın vermiş olduğu götümsü durum da üzerine gelince hal böyle oluyor arkdşlr.
Okulda aşırı eğleniyoruz. Ayrıca Mırıl da artık bizim okulda. Candice, Momsen, Laci ve diğerleriyle fena halde kafaları uyuşmuş durumda. Tabi bu durum beni de çok mutlu ediyor.
Geçen yıl sınıfımızda sadece 9 kızdık. Ama bu yıl öyle değil. Sınıfta 20 den fazla kız var. Ve bazıları gerçekten çok gereksiz insanlar.
Tm sınıfı sadece 1 tane açıldığı için sınıfımız en başta 34 kişiydi. Daha sonra bunlardan 3'ü sayısala geçti. Kaldık 31 kişi.
Ama sınıfların 30 dan fazla olmaması gerekiyormuş. E-Okul kabul etmiyormuş falan falan diye bugün 2. ders bizim müdür yardımcısı geldi sınıfa "Buradan 1 kişinin sayısala geçmesi gerekiyor. Gönüllü var mı?" dedi.
Tmciler olarak fizik kimya biyolojiden oldukça korkuyoruz. Tabi kimse gönüllü olmadı. Hoca yarım saat boyunca bekledi.Kimse istemiyor. En sonunda "Gönüllü olmazsa içinizden birisini kurayla seçicem" dedi.
Sınıfta bir korku havası esmeye başladı. Herkes birbirini ikna etmeye çalışıyor hocaya itiraz ediyor falan.
O sırada arka sıralardan bir ses geldi. Kıreyzi Nurullah.
"Hocam ben geçeceğim!"
Herkes susmuş ona bakıyordu. O sırada adeta fondan "Aaaaaa Ahhaaaaaaa haaaaaaa aaaaaaa a" diye bir ses yükselmişti. Çocuk sıraların arasından bir kahraman edasıyla hocanın yanına doğru yürürken bizim salaklar alkışlamaya başladı -buna ben de dahilim- İşte sınıf koptu bağıranlar ıslık çalanlar derken çocuk hocaın yanına gitti. Hoca ona tip tip bakıp "Evladım hayırdır geç otur yerine teneffüste gelirsin" deyince çocuğun göt tavandan 89765436589 kilometre hızla yere düştü. Bütün hava gitti. Ezik ezik yerine oturdu. Tabi bütün sınıf susuyor herkes çok ciddi ama ben yarılıyorum sırada. O çocuğun havası sonra birden ezik düşüp mahsun mahsun sırasına gidip oturması fgsdfsdcfvgbh. Neyse arkadaşlar yani anlayacağınız okulu o kadar gözünüzde büyütmeyin. Belki biraz fazla Poyanna'ya bağlıyorum ama o kadar da kötü sayılmaz. Hatta okulu sevmek bile mümkündür bence.
B| Dinleyin bu şarkıyı gençler
Varsa Şekliniz Buralara Bekleriz Arkdşlr.s
14 Eylül 2013 Cumartesi
Mariya Şarapovanızı Taktim Edeyim; Ben
Tenis kursuna başlayalı 1 gün oldu ama gördüğünüz üzere anında havaya girdim. Ama bunun sorumlusu ben değilim valla.
Her şey Süpermen'in tenise başladığımı söyledikten sonra bana "Mariya Şarapovam olursun artık izlemeye geliriz " demesiyle başladı.
Kursa bir gittim 2 ders saatinde 6 derslik eğitim vermişler çok hızlı öğreniyomuşum -Övünmek gibi olsun arkdşlr.s- İşte orada da hoca bana yeni bir Şarapova geliyor falan dedi. Ben tabi bir havalandım bir havalandım anlatamam. Artık hiç birinizi tanımam yani.
O değil de bir de sanki çok bir şey anlıyormuşum gibi Hülya Avşar'ın tenis oynayışına sövdüm. Ayrıca topları hep havaya atıyorum. Yaklaşık 3 tane top acı bir şekilde kayıplara karıştı benim yüzümden.
İlk gittiğimde sahaya bir girdim. Etrafta taş çocuklar falan Barney Stinson'ın "Dad is home" havasındayım. Kimseye bakmıyorum sahada maç yapıyolar takmıyorum sahanın ortasından geçiyorum..
Derken kafama top geldi.
Küfür ettim atarlı tavırlara girdim sahayı terk ettim falan. İşte sonra yalvardılar "Yapma Melinga sensiz olmaz" diye. Ben de dayanamadım geri döndüm işte.
Tamamen sallıyorum. Kafama top geldi kısmına kadar hepsi doğru ama kafama top falan gelmedi.
Bugün 2. dersime gittim. Yarın yine gidicem. Çok eğlenceli geçiyo. Koşu bandında at gibi koşturuyolar. Sağ kolum hala çok fena ağrıyor bir de bacaklarım..
İlk günden 3-4 tane arkadaş edinmiştim. Bu gün antremana başlamadan önce koşu bandında yürürken geçen sefer tanıştığım kızlardan biri geldi. Onların takımdan biri benden hoşlanıyormuş bana ayarlasana falan demiş.
Kahretsin ya. Cazibeme dayanamıyor kimde. Bir bakış attım gönlünü yaktım çocuğun. SDFGHJK :D
Şaka bir yana çocuğu ilk gördüğümde gerçekten beğendim ama kıza gidip istemiyorum dedim. Ve bunun 2 sebebi var.
1-Çocuk esmer ve ben sarışın severim.
2-Sanırım artık aşka inanmıyorum.
O kadar yoruldum yıprandım ki artık birine güvenmem çok zor. Hal böyleyken beni 1 kere görüp hoşlanan birisiyle asla çıkmam. Yani eğer bana ayarlamayı düşündüğünüz bir arkadaşınız varsa önce erkek gibi çıksın karşıma sevgisini kanıtlasın. Ve bir de güvenimi kazansın. Gerçi artık gerçekten aşka inanmıyorum ama her neyse.. Trabzonsporun maçı var duş alıp maç izleyeceğim...
Artık bana Melinga yerine Şarapova diyebilirsiniz.-Ehehehee- :P
Ruh halim
Her şey Süpermen'in tenise başladığımı söyledikten sonra bana "Mariya Şarapovam olursun artık izlemeye geliriz " demesiyle başladı.
Kursa bir gittim 2 ders saatinde 6 derslik eğitim vermişler çok hızlı öğreniyomuşum -Övünmek gibi olsun arkdşlr.s- İşte orada da hoca bana yeni bir Şarapova geliyor falan dedi. Ben tabi bir havalandım bir havalandım anlatamam. Artık hiç birinizi tanımam yani.
O değil de bir de sanki çok bir şey anlıyormuşum gibi Hülya Avşar'ın tenis oynayışına sövdüm. Ayrıca topları hep havaya atıyorum. Yaklaşık 3 tane top acı bir şekilde kayıplara karıştı benim yüzümden.
İlk gittiğimde sahaya bir girdim. Etrafta taş çocuklar falan Barney Stinson'ın "Dad is home" havasındayım. Kimseye bakmıyorum sahada maç yapıyolar takmıyorum sahanın ortasından geçiyorum..
Derken kafama top geldi.
Küfür ettim atarlı tavırlara girdim sahayı terk ettim falan. İşte sonra yalvardılar "Yapma Melinga sensiz olmaz" diye. Ben de dayanamadım geri döndüm işte.
Tamamen sallıyorum. Kafama top geldi kısmına kadar hepsi doğru ama kafama top falan gelmedi.
Bugün 2. dersime gittim. Yarın yine gidicem. Çok eğlenceli geçiyo. Koşu bandında at gibi koşturuyolar. Sağ kolum hala çok fena ağrıyor bir de bacaklarım..
İlk günden 3-4 tane arkadaş edinmiştim. Bu gün antremana başlamadan önce koşu bandında yürürken geçen sefer tanıştığım kızlardan biri geldi. Onların takımdan biri benden hoşlanıyormuş bana ayarlasana falan demiş.
Kahretsin ya. Cazibeme dayanamıyor kimde. Bir bakış attım gönlünü yaktım çocuğun. SDFGHJK :D
Şaka bir yana çocuğu ilk gördüğümde gerçekten beğendim ama kıza gidip istemiyorum dedim. Ve bunun 2 sebebi var.
1-Çocuk esmer ve ben sarışın severim.
2-Sanırım artık aşka inanmıyorum.
O kadar yoruldum yıprandım ki artık birine güvenmem çok zor. Hal böyleyken beni 1 kere görüp hoşlanan birisiyle asla çıkmam. Yani eğer bana ayarlamayı düşündüğünüz bir arkadaşınız varsa önce erkek gibi çıksın karşıma sevgisini kanıtlasın. Ve bir de güvenimi kazansın. Gerçi artık gerçekten aşka inanmıyorum ama her neyse.. Trabzonsporun maçı var duş alıp maç izleyeceğim...
Artık bana Melinga yerine Şarapova diyebilirsiniz.-Ehehehee- :P
Ruh halim
11 Eylül 2013 Çarşamba
Siyah da Bir Renktir. Pembe de.
OKUSANIZA AMK
Her son yeni bir başlangıçtır sözü ne kadar klişeyse o kadar da doğru gerçekten. Sanırım buna ihtiyacım vardı. sırtımdaki bir yükten kurtulmuş gibiyim. Kendimi çok iyi hissediyorum.
Okulların açılmasına sadece bir kaç gün kaldı ve gerçekten artık okulların açılmasını istiyorum. Mırıl da bu yıl bizim okulda olacak. Ayrıca arkadaşlarımı gerçekten özledim.
Bu yıl kendime daha çok zaman ayırmayı düşünüyorum. Tenis kursum yarın başlıyor. Ve bunu kendime hatırlatmak bile mutlu ediyor beni.
Bugün bütün gün İstanbul'daydım. Mükemmel bir şekilde kafamı dağıttım. Alışveriş, kıyafetler, turistler, deniz..
Bu yaz için en kayda değer günlerden birisini yaşadım bugün. Yeni hayatımın ilk günüydü bugün.
Bazen yeni bir sayfa açmak olarak nitelendirirler bunu. Ama ben bu sefer yeni bir defter aldım. Eski aşklarım, kırgınlıklarım, yorgunluklarım hepsi rafa kaldırıldı artık. Yazmaya yeni başladığım bu defterle artık yeni aşklara, yeni arkadaşlara açtım kendimi. Ama bu sefer bir kararım var ve o karardan oldukça eminim. Yeni aşkı ben bulmayacağım. Bu sefer o gelip beni bulacak. Bulmazsa da yoluma devam edeceğim ya da yoluma yalnız devam edeceğim. Şu dünya üzerinde binlerce aç, yoksul, evsiz insan varken yalnızım diye ağlamak saçmalıktan başka bir şey değil bence. Ayrıca yalnız da değilim. Arkadaşlarım ailem var.
Biraz düşününce hayatın mükemmel yönlerini görebilirsiniz. Herkesin acıları vardır. Herkesin kırgınlıkları vardır. Herkesin herkesten sakladığı bir sırrı, bir yalnızlığı vardır. Bunlar olmak zorunda. Hayat bunlarla güzel. Önemli olan onları hoş karşılamak. Eğer onları hoş karşılaşırsanız hayatınızın renklerinden biri olurlar. Şimdi sizi üzen insanları atın bir kenara ve sizi mutlu edenlerle birlikte olun. Ve aşkı aramayın. Arayarak bulunmaz aşk. Bırakın aşk sizi bulsun.
Kanatlarım yok ama uçabilirim. Çılgınlar gibi yine koşabilirim. Suçu işleyip sonra kaçabilirim. Belki Gözlerine tekrar bakabilirim. BEN VARIM EĞER İSTERSEN?
Arkada beyaz şapkalı gözlüklü olan;Laci. Onun yanında gri şapkalı;Candice. Önde şapkasız gözlüksüz ezik-kanka so sori- MRS.Momsen. Onun yanındaki gözlüklü hasır şapkalı çılgın; Beeeeeen
Her son yeni bir başlangıçtır sözü ne kadar klişeyse o kadar da doğru gerçekten. Sanırım buna ihtiyacım vardı. sırtımdaki bir yükten kurtulmuş gibiyim. Kendimi çok iyi hissediyorum.
Okulların açılmasına sadece bir kaç gün kaldı ve gerçekten artık okulların açılmasını istiyorum. Mırıl da bu yıl bizim okulda olacak. Ayrıca arkadaşlarımı gerçekten özledim.
Bu yıl kendime daha çok zaman ayırmayı düşünüyorum. Tenis kursum yarın başlıyor. Ve bunu kendime hatırlatmak bile mutlu ediyor beni.
Bugün bütün gün İstanbul'daydım. Mükemmel bir şekilde kafamı dağıttım. Alışveriş, kıyafetler, turistler, deniz..
Bu yaz için en kayda değer günlerden birisini yaşadım bugün. Yeni hayatımın ilk günüydü bugün.
Bazen yeni bir sayfa açmak olarak nitelendirirler bunu. Ama ben bu sefer yeni bir defter aldım. Eski aşklarım, kırgınlıklarım, yorgunluklarım hepsi rafa kaldırıldı artık. Yazmaya yeni başladığım bu defterle artık yeni aşklara, yeni arkadaşlara açtım kendimi. Ama bu sefer bir kararım var ve o karardan oldukça eminim. Yeni aşkı ben bulmayacağım. Bu sefer o gelip beni bulacak. Bulmazsa da yoluma devam edeceğim ya da yoluma yalnız devam edeceğim. Şu dünya üzerinde binlerce aç, yoksul, evsiz insan varken yalnızım diye ağlamak saçmalıktan başka bir şey değil bence. Ayrıca yalnız da değilim. Arkadaşlarım ailem var.
Biraz düşününce hayatın mükemmel yönlerini görebilirsiniz. Herkesin acıları vardır. Herkesin kırgınlıkları vardır. Herkesin herkesten sakladığı bir sırrı, bir yalnızlığı vardır. Bunlar olmak zorunda. Hayat bunlarla güzel. Önemli olan onları hoş karşılamak. Eğer onları hoş karşılaşırsanız hayatınızın renklerinden biri olurlar. Şimdi sizi üzen insanları atın bir kenara ve sizi mutlu edenlerle birlikte olun. Ve aşkı aramayın. Arayarak bulunmaz aşk. Bırakın aşk sizi bulsun.
Kanatlarım yok ama uçabilirim. Çılgınlar gibi yine koşabilirim. Suçu işleyip sonra kaçabilirim. Belki Gözlerine tekrar bakabilirim. BEN VARIM EĞER İSTERSEN?
Arkada beyaz şapkalı gözlüklü olan;Laci. Onun yanında gri şapkalı;Candice. Önde şapkasız gözlüksüz ezik-kanka so sori- MRS.Momsen. Onun yanındaki gözlüklü hasır şapkalı çılgın; Beeeeeen
8 Eylül 2013 Pazar
How İ Met Your FATHER
Her aşk güzeldir ve her güzel şeyin bir sonu vardır. Ben genelde güzel olan kısmını pek yaşamam. Benim aşklarımda hep bitişler ön planda olur. Bu sefer de öyle oldu. Karamel her aklıma uğradığında kalbime bir bıçak saplasa da sanırım onu unutmanın tam vakti.
Çok şey oldu. "Bunu da yaparsa unuturum onu, silerim" dediğim her şeyi yaptı. Ama ben onu bir türlü silemedim. Zihnimde yeniden canlandırdım onu. Aşkını hep taze tuttum.
Oysa şimdi hayat onu benden her ne kadar eskidiğini bilseniz de çöpe bir türlü atamadığınız ayakkabılarınız gibi çekip alıyor. Ve yine de biliyorum.. Bu herkes için en iyisi oldu.
Olayı başından anlatmak gerekirse her şey Süpermen'in beni o sabah aramasıyla başladı. Karamel ile konuşup bana iyi haberler getirmesini dört gözle bekliyordum. Buna rağmen içten içe hep kötü düşünüyor, kendimi hazırlıyordum. Kötü haberi duymadan onu unutturmuştum kendime.
"CehennemSuratı seviyor yani?" diye sorduğumda "Onu sevmeseydi korumazdı galiba dediğini hatırlıyorum"
Onu sevmeseydi korumazdı..
Derin bir nefes alırken buna ne kadar da ihtiyacım olduğunu fark ettim. Birinin beni Sevmesi ve Koruması..
Son derece iyi hissediyordum ama. Kendimi buna alıştırmıştım nasıl olsa değil mi?
Bir kaç kelime daha sarf ettikten sonra Süpermen sanırım o an duymaya en ihtiyacım olan şeyleri söyledi. "Ben senin hep arkandayım"
Telefonu kapatır kapatmaz paniğe kapıldım. Kendimi o kadar çok yalnız hissediyordum ki kendi kendime durup güvenilir bütün arkadaşlarımı hatırlattım. Mırıl, Pancar, TRUE, Süpermen, Momsen, Candice, BonJovi, Laci, Özge, İsmail, Kaleci, Fenasi, Iron, Metalci ve diğerleri..
Bu olayın üzerinden yaklaşık iki hafta geçtikten sonra tamamen toparlanmış kendime gelmiştim. O kadar mutluydum ki Mırıl ile beraber alışverişe çıktığımız gün bütün gün boyunca neşemin kimsenin bozamayacağına emindim.
Ama öyle olmamıştı.
Şu filmlerdeki, dizilerdeki kötü bir haber alınca bardağı elinden düşürme olayları bana hep sallamasyon gelirdi. Tam anlamıyla yaşayınca anladım ne kadar gerçek olduğunu. O kötü haber öyle bir hiç beklemediğiniz anda beklemediğiniz bir şekilde geliyor ki eliniz ayağınız tutmaz oluyor ve birden dünya duruyor.
O gün Mırıl ile harika zaman geçirdikten sonra eve gelip bilgisayarın başına oturmuştum. Masanın üzerindeki bardağı elime alıp mutfağa götürmek üzere sandalyeden kalkmıştım ki Mrs.Momsen'den bir mesaj geldi. olduğum yerde telefonu elime alıp mesaja baktım.
"Karamel okuldan gidiyormuş"
Dünyam başıma yıkıldı cümlesinin tam olarak anlamı buydu sanırım. Birden ellerime öyle bir uyuşukluk geldi ki elimdeki bardak kayıp halının üzerine düştü. Birden gözlerim dolmaya başladı. Hemen Süpermen'e mesaj atıp doğru mu diye sordum. Ama mesajı atarken hıçkıra hıçkıra ağlıyor ve ayakkabılarımı giyiyordum. Hızla merdivenlerden indim ve koşa koşa Mırıllara gittim. Öğrendiğim şeyi anlatınca Mırıl da ağlamaya başladı. Gözlerimdeki yaşlar yanağımdan sicim gibi akarken hissettiğim tek şey onun yokluğunun verdiği acı olmuştu.
Mırıllardan çıkıp halamlara gittim. Çağla Ablama anlattım. Sonra da oradan eve döndüm. İşin aslı şu ki Vatos da Karamel de okuldan gidiyor. Karamel Manisa'ya gidiyormuş. Orada tek kalacakmış. Akşam Süpermen'i arayıp hepsini sordum. Ona sonsuz teşekkür ediyorum. Yine " Ben hep senin arkandayım, ağlama sakın, üzülme" gibisinden şeyler söyledi. Ve gerçek manasıyla içimi rahatlattı.
Sonra True'yu aradım. Karamel'i aramamı söyledi. Odamın içinde dört döndüm. Ve iyice düşündüm. Kendime hiç şans vermediğimi fark ettim. Hiç kendi kararlarıma güvenmediğimi, kendime güvenmediğimi. Aslında ihtiyacım olan sevgi başkalarında değildi. Kendi içimdeydi. Kendime daha çok vakit ayırmalı, kendimi sevmeli ve güvenmeliydim.
Son kez kendime bir soru sordum. "Melinga. Ne yapmak istiyorsun?"
Kendime bunu sormamla Karamel'i aramam bir olmuştu. Sesini duymak sandığım kadar etkilememişti beni açıkcası. Ve onunla konuşurken bir şey fark etmiştim. O doğru insan değildi. Telefonu kapatır kapatmaz bitmişti her şey. Ben onun hep evleniceğim adam olduğunu düşünmüştüm. Çocuklarımın babası, ömrümün geri kalanı demiştim. Ama gerçekten o bunların hiç biri değildi. Her şey bir yana sandığım gibi saf, güvenilir de değildi. O benim hiç bir şeyimdi. Hayallerimi yıkan adamdı o. Çekip giden adamdı. Kimseye güvenilmemesi gerektiğinin bir ıspatıydı bana. O BayanCehennemSurat'ındı. Evet. Yenilmiştim. Ve maç burada bitmişti. Belki 1-0 belki 10-0. Farketmez malubiyet sonuçta. Her türlü acıtır. Bir şeyler kaybettirir. Ama biliyor musunuz? Bazen malubiyet en iyisidir.
Kısacası Karamel hikayesine de noktayı koydum. Sanırım Ted Mosby de olsa böyle yazardı. Kim bilir belki de kendi hayatımın How İ Met Your FATHER ını çekiyorumdur
Kaydol:
Yorumlar (Atom)








