30 Ekim 2013 Çarşamba

Alıştım Bile. Hem Elimdekilerle Mutluyum Ben. (Perfect Birthday)

Yaşananlardan sonra ilgiye ve sevgiye öyle çok ihtiyacım vardı ki kendi yalnızlığımın içinde resmen kaybolmuştum. Doğum günüm yeniden doğuşum oldu diyebilirim. Bana değer veren, beni seven herkesin sıcaklığıyla ve gösterdiği sevgiyle son zamanlarda geçirdiğim en güzel günlerdi.
Günlerdi diyorum çünkü doğum günümü sadece bir gün kutlamadım. İlk önce Ms.TRUE, Süpermen ve ben buluşup kutladık. Sonraki gün Fidanlar'daydım-halamlar oluyor- Halam evde değildi. Psikolog aday adayı olan kuzenimle sabaha kadar oturup bir şeyler izledik abur cubur yedik. Bir sonraki gün tenis kulübünde arkadaşlarım pizzayla sürpriz doğum günü yaptılar. Sonra da Candace'lerle Mırılla falan kutladık işte. O hafta çok eğlenceli geçti.
Pazartesi günü yarım gündü dolayısıyla okula gidesimiz hiç gelmiyordu. Mırılla gittik durağa bir kaç dakika bekledikten sonra okulu kırmaya karar verdik. Karşıya geçip alışveriş merkezine giden otobüsü bekleyecektik ki Mırılın Kırmızı Gömlekli'si geldi. (Çocuk Mersin'den gelmiş ve buraları hiç bilmiyor. Futbolcu. Mırıl bundan hoşlanıyor çocuk da Mırıldan hoşlanıyor ama sürekli kavga ediyorlar. Ayrıca çocuk şuan Bety ile konuşuyor. Bety'i biz sıkıştırdık tehtid ettik falan oraya sonra geleceğim.)
Bizim bu çocuğa önceden Gebze'yi dolaştırma sözümüz vardı. Mırıl buna güzel bir şekilde bizimle Gebze'ye gelmesini söyledi. Çocuk bir saniye bile kafasını telefondan kaldırmadan "Sağol maçım var" dedi. Tabi Mırıl fena halde ayar oldu.
Çocuk gittikten sonra biz de otobüse binmek için karşıya geçiyorduk ki Mırıl buna küfür etmeye başladı. O sırada yoldan geçen arabanın içindeki adamın biri bu akıllının küfürlerni duydu. Araba biraz ilerledikten sonra adam arabanın kapısını açtı başladı buna saydırmaya. "Arabadan inersem senin ağzını burnunu kırarım" falan dedi. Tabi biz yusuf yusuf. Ama bizimki hala anlamıyo sesli sesli sövüyo millete. Geri zekalının yüzünden o gün bir şey olacağına emindim ama Allah'tan ucuz atlatıp tek parça halinde gidip geldik.
Sabahın köründe gittiğimizden alışveriş merkezini biraz biz açtık gibi oldu. Girer girmez anında Mango'ya koşup çantayla kazak aldım. Sonra diğer mağazaları gezdik. Koton, polo, ltb, lofti sa sa sa samır taym samır taym sednıs... derken acıkıp yemek yemek için burgera çıktık. Normalde hep King Chicken yerim. Bu sefer az ufak şeyler atıştırayım diye Wupper Junior aldım(Süpermenin menüsü!) Almaz olaydım. Bu beni bir zehirledi.
Yemeğin ortasında tuvalete koştum ve yediğim her şeyi kustum.
Annemin ahı mı tuttu ne olduysa Mırıl da ben de bir fena olduk atladık otobüse evin yolunu tuttuk. Giderken 'iti an çomağı hazırla' hesabı Süpermen bindi otobüse iki durak sonra. Sohbet falan derken eve geldim. Hazırlanıp sahile indim. First Lady ve İron ikilisinin yanına. Tesadüfen yine Süpermenle karşılaştık işe bak arkadaş bu ara nereye gitsem karşıma çıkıyor bu çocuk. Ama az deli değil. Şebek nasıl güldürüyor beni.
İşte sahilde bu İron ve Lady her zamanki gibi tartıştıar bunları barıştırayım falan derken ben de güme gittim herkes evlerine dağıldı bende Tuğba'nın doğum gününe katıldım. Pastayı falan kestikten sonra aramızda para toplayıp sigara aldık. Herkese üç tane düştü. Ben içmediğim için götürüp Süpermen'e verdim. Sonra da oradan eve geçtim.
Sınav haftası öncesi son tatil günlerim de böyle geçti. Şimdi çok yoğu bir tempo beni bekliyor. Sürekli ders çalışacağım ezber yapacağım falan filan. Bu arada Karamel olayı tamamen bitti. Ona mesaj attım ve beni takmadı. Hal böyle olunca ben de bir sürü bir şeyler yardırdım buna artık umurumda değilsin gibisinden falan. Gerçi yine takmadı ama olsun en azından içimde kalmadı.
Artık içimde ona karşı ne bir sevgi, ne bir kırgınlık, ne bir nefret var. Sanki bir rüya görmüşüm de uyanmışım gibi geliyor. Ve o rüyayı gün ilerledikçe unutuyorum. Her şeyin hayırlısı diyorum artık. Bu ara çok atarlı çok kıskancım. Karamelden değil yalnızlık hissinden kaynaklanıyor. Şöyle bütün gün ilgi gösterip her dakika hiç bıkmadan mesaj atacak, eğlenceli, yakışıklı bir arkadaş olsa fena olmazdı hani. Neyse yeter bu kadar sınav haftasından sonra görüşmek üzere. Şimdiden sınavlarınızda başarılar diliyorum.....

5 Ekim 2013 Cumartesi

Ateş, Mum ve Kelebek

Bunu aç ve dinlerken okumaya başla...
Can't you hear my heart beat so 
Kalp atışımın sesini duyabiliyor musun?
I can't let you go. 
Gitmene izin veremem. 
Want you in my life. 
Hayatımda istiyorum seni.

Her şey, herkes öylesine değişik geliyor ki artık neredeyse kendimi bile tanımayacak duruma gelmiştim. Geçen yılki halime dönmek için yaklaşık bir buçuk aydır çabalıyorum. Ama Karamel yokken bu gerçekten çok zor oluyor.
Her gün yeni bir şeyle karşılaşıyorum. Her gün farklı şeylerle sınanıyorum. Gittikçe daha çok yanıyorum, yandıkça daha çok yaklaşıyorum ona. Tıpkı bir kelebek gibi.
Edebiyat dersinde öğretmenin anlattıklarından çıkardığım tek şey olayın kendimle ne kadar bağdaştığı olmuştu.
"Kelebek ateşin büyüsüne kapılır ve mumun etrafında dönmeye başlar."
Karamelle bizim hikayemiz de aynen böyle başlamıştı. Ben onun büyüsüne kapılmış ve ona aşık olmuştum. Hayatımın her yerine onu koymuş, onun hayaliyle uyuyup onun hayaliyle uyanmıştım.
"Giderek muma yaklaşır kelebek, yaklaştıkça yanar kanatları."
Onunla konuşmam, ona gülümsemem ve ona yaklaşma çabalarımın iyiye gideceğini sanıyordum. Ona ulaşabileceğimi düşünüyordum. Olanlar beni mutlu ediyordu. Bile bile, göre göre kendimi yakıyordum.
"Canı yanar kelebeğin. Ama o bunu umursamaz. Ateşe ulaşma aşkı vardır içinde. Acıyı hissetmez bile."
Canımı yakmaya başladığı anda uzaklaşmalıydım ondan. Ama o o kadar harika, o kadar iyi bir insandı ki ondan bir türlü kopamadım. Ne olacağını boş verip ona daha çok yanaştım.
"Ve en sonunda tamamen yanar kanatları, Kül olur kelebek. Ölür, düşer mumun dibine. Bir günlük hayatını aşkın ateşi uğrunda heba eder..."
Bütün umutlarım bitip, çaresiz kaldığımda bu hikayede sanırım ölmüş sayılıyorum artık. Çünkü bundan ötesinde ben yokum. Karamelden uzaktayken bu hikayeye kattığım hiç bir şey yok. Sadece küllerimden doğmayı bekliyorum.
Ama tuhaftır ki o gittiğinde aramızdaki bağın gücünü hissetmeye başladım. Biliyorum, o da özlüyor beni. Çünkü benim kadar bakışlarıyla içini ısıtacak birisi yok. Onun arkasında olacak, her haliyle kabullenecek birisi yok.
O da biliyor ki biz bir bakışta bile çok şeyler yaşardık. Birbirimize destek olurduk. Yüzlerimizden okurduk kelimeleri. Kalabalık yerlerde sadece ikimiz olurduk birden bire. Gözlerimiz birbirine değdiğinde bütün dünya yalan olurdu. İşte bu yüzden kantinde oturduğumuz o gün yıllardır konuşuyoruz, yıllardır birbirimizi tanıyoruz gibi hissetmiştik. Çok özel şeyler yaşamıştık biz. Bütün anılardan farklı, herkesten uzak, kimsenin anlayamayacağı kadar yakın.
Din dersinde hoca "Allah her duayı kabul eder." demişti. "Eğer duanız şimdi kabul olmamışsa mutlaka bir gün daha güzel, daha muhteşem bir şekilde kabul olacaktır."
Bu kelimeleri duyar duymaz aklıma sen geldin Karamel. Nasıl gittiğin geldi. İşte o an, o kelimeleri duyduğum an anladım ki bu bir son değil. Sen benim en büyük duamsın. Ve biliyorum Allah o duayı mutlaka bir gün kabul edecek. Bizi, hiç tahmin etmeyeceğimiz bir yerde, hiç anlayamayacağımız bir şekilde, çok tuhaf bir yerde karşılaştıracak. Ve o zaman sayfasını kıvırıp bir kenara koyduğumuz bu kitabı okumaya kaldığımız yerden devam edeceğiz. Şimdi yapmam gereken tek şey o kitabı zamanı gelene kadar rafa kaldırmak. Çünkü şimdilik okumam gereken başka kitaplar var.

Benden size gelsin. Kalbinizin sesini dinleyin arkdşlr.ss
Bunlarıda Okuyup Yorum ve Oy bırakırsanız :*