11 Mart 2012 Pazar
herşeye rağmen yaşıyoruz işte
of bu nasıl bi hayat! tamam anladık. hayatta aşktan daha önemli şeyler var. zaten aşkı falan hepten siktir ettim ama bu seferde dedim hadi bi ineklik yapayım kendimi derslerime veriyim ama onu bile beceremedim. şimdi ben böyle mal mal ders çalışıyorum falan bir yandan da "kesin bu deneme sınavında mükemmel yapcam, ful çekcem, hocalar beni tebrik etcek. annemlere falan da 'bu çocuk bu zekayla burda harcanıyo' diyecekler. ama ben arkadaşlarımdan ayrılmamak için başka bir okula yada başka dersaneye gitmek istemicem" falan işte böyle ergen ergen hayaller, bi umutlanma filan. ama ne oldu? deneme sonuçlar bi geldi pir geldi. hepsini 'a' yapsaymışım daha iyi olurmuş gibi bi şey oldu. ben de baktım umut yok. puanımla hava atmicam gittim eve anneme anlattım söyledim sonuçlarımı. allahtan babam evde değildi. başladım ağlamaya. ama nasıl yırtıyorum kendimi."ben çok çalışmıştım! neden böyle oldu! ben malmıyım?" falan diye tepiniyorum. annem de acıdı bana. " ben senin çalıştığını biliyorum" gibisinden şeyler söyledi. sonra da moralim bozuk diye kaptım bilgisayarı. prensesler gibi takılıyorum facede :D aslında o ders çalışıyorum dediğim de tam olarak çalışmak değildi. test kitabının arasına dergi veya kitap gibi şeyler koyarak ders çalışıyor görünümü veriyor, hem de öyle kafama göre takılıyordum.
bir de bu aralar hayattan gerçekten keyif almaya başladım. her şeyi dilediğim gibi yapmaya çalışıyorum. anı yaşamak gibi bir şey işte. her zaman neşeli, mutlu ve dinç olmak istiyorum. zaten içim kıpır kıpır. ve biraz da çatlak olduğumdan bu hiç de zor olmuyor. hem derslerime çalışıyorum hem arkadaşlarımla takılıyorum, ailemle de.... neyse oralara gelmeyelim aile hayatım pek parlak değil. sürekli kardeşimle kavga ediyoruz. niyeyse annem de bu kafasına çok takıyor. vay ne biçim çocuklar yetiştirmiş vay ne biçim kelimeler kullanıyormuşuz. falan filan. bu kavgalarımızı o kadar çok gözünde büyütüyor ki resmen psikopatlık derecesine getiriyor. ama o böyle söylenirken biz kardeşimle çoktan ateşkes ilan etmiş oluyoruz. babama gelince o zaten bu tür şeyler ve annemle benim isteklerimizden sıkılıp evden kaçacak delik arıyor resmen. bizim apartman aile apartmanı zaten en altta babanemler oturuyo onların bir üstünde amcamlar, amcamların üstünde biz, bizim karşımızda da halamlar. babam da çıkıp babannemlere filan gidiyo işte. adam aslında bir yerde haklı. işten eve gelir gelmez kapıda başlıyorum "baba bunu aldın mı? harçlığımı neden bırakmadın? baba şuraya gitmek istiyorum. baba ben piyano istiyorum!" sonra hep beraber mutfağa geçiyoruz. ben mola verip, yemek yerken annem başlıyor. "yeni halı alcam. kardeşimle alışverişe gideceğiz, para bırak. annemlere gideceğiz. evde hiç domates kalmamış" biz isteklerimizi sıralarken de ezik kardeşim hep susuyor. zaten her erkek gibi tek ihtiyacı top ve -kanında ineklik olduğundan dolayı- kalem olan garibim boynu bükükler gibi babamın bizimle cebelleşmesini izliyor. neyse yeaa aile çok sıkıcı bir konu.
geçen gün okul çıkışında Şekerpancarı'mla beraber eve doğru gidiyoruz. tabi bir izdiham. sabahçılar çıkıyor, öğlenciler geliyor falan. biz öyle avare avare yürürken arkadan bir çocuk geldi ve Şekerpancarı'na "Abla arkadan frikik veriyorsun" dedi. anam beni aldı bir gülme krizi. hemen kenara geçtik ben baktım bunun eteğine. eteğin arkası katlanmış o kadar komik duruyor ki. Allah tan montu uzundu geri zekalının yoksa durum vahim yani. neyse işte ben düzelttim bunun eteğini falan ikimiz de güle güle gittik eve.
cuma günü de okulda kepli fotoğraf çekilecekti. Anam millet bir süslenmiş. dersin ki düğün var. zaten bizim sınıfın inek takımı bile çatlak. hem çalışkan, hem de kopmalıklar. onlar da bir güzel olmuşlar falan. böyle saçlarını açmışlar, fondöten falan sürmüşler. ben de çok abartmak istemedim açıkçası. gittim halamlara. şimdi benim halamın 20 yaşında çok iyi benim arkadaşımmışgibi olan bi kızı var ve ben onu çok seviyorum acaba ismini ne koysam... hımmss o psikoloji okuyo o zaman onun adı Psikoabla olsun o.o. işte gittim ben Psikoablamın yanına benim saçlarımı düzleştirdik. oldukça hoş ve sade oldum. ertesi gün de okulda her teneffüs tuvaleti ziyaret edip saçımızı başımızı düzelttik. ilk teneffüs gittiğimizde 'd' sınıfından Aysular falan da oradaydı.aysu tuvaletin kalabalığından sıyrılarak yanımıza geldi. "bugün tuvaletler dolup taşacak. kızlara gelen çıkma teklifi sayısı artacak. kızların dökülen saçlarını toplamaya yetişemeyen hizmetliler isyan çıkaracak." dedi. Aysu'nun bu lafları hepimizi güldürmeye fazlasıyla yetmişti. böylece saçımızı düzeltip neşe içinde tuvaletten çıktık. böyle her ders bir heyecan 'belki bu ders gelirler' falan diye içimizde bir kıpırtı. en sonunda beklediğimiz an geldi ve en sevmediğimiz hocanın dersinde bizi fotoğraf çekimi için çağırdılar. toplam altı tane kep vardı. hepimiz sırayla dönüşümlü olarak giyip fotoğraf çekildik. kep benim kafaya hemen oturdu. zaten saçlarım normalde kabarık. ben çekildim sonra bir başkasına verdim. ama Şekerpancarı bir türlü takamadı o kepi. tel tokalarla da tutturduk, kıskaçlı tokaları da denedik yok. olmuyor. en sonunda fotoğrafçı aldı kepi bir taktı. kep bunun alnına geldi. mal gibi oldu. Şekerpancarı da fotoğraf çektirdikten sonra da üzüldü zaten. e tabi ben olsam ben de üzülürdüm. sonuçta hayatında bir kere ilkokuldan mezun olacaksın. neyse sonra sınıfça fotoğraf çekildik falan öyle geçip gitti. akşam da psikoablamlara gitmek için hazırlık yapıyordum ki dersaneden kankam, pofidiğim aylin aradı. onunla konuştuk falan. biz buna Şekerpancarı, Mırıl, ben süpriz doğum günü hazırlamıştık. yaklaşık bir hafta önce falan. bu da çok duygulanmış falan. bunun bi arkadaşı var ismi Pelin midir nedir. aylin'in en zor zamanlarında onun yanında olmuş. ben onun hayatına girene kadar bu pelin onun en iyi arkadaşıymış. aylin de her gün bunu arıyor falan. ama kızı bir görsen resmen aylin'in duygularıyla falan oynuyor. işte aylin önceden tuzla da oturuyormuş sonra annesiyle babası ayrılınca annesi ve kardeşiyle buraya gelmişler. pelinle de tuzladan arkadaşlarmış. aradakı mesafe uzak. o pelin çoktan yeni arkadaş bulmuştur, konuşma onunla diyorum bu beni dinlemiyor. alışkanlık haline getirmiş kız ne yapsın. en sonunda dediklerimi düşünmüş, doğru olduğuna karar vermiş "Sen benim bir kaç aylık arkadaşımsın. Pelinse benim yıllardır arkadaşım. sen bana sürpriz doğum günü hazırlıyorsun ama o beni aramıyor bile. seni çok seviyorum" falan dedi. lan bir sevindim bir mutlu oldum anlatamam.insanları özellikler yakın arkadaşlarını mutlu etmek çok güzel bir duygu. telefonu kapatıp Psikoablamlara gittim. benden bir yaş büyük olan kuzeni Sena da onun yanında gelmişti. Halam ameliyat olduğundan dolayı o gece hastahane de Sena'nın annesi kalacaktı. Sena da çağla ablamla beraber gelmişti. neyse işte biz üçümüz geçtik içeri oturup 'adını feriha koydum' u izledik. zaten Çağatay'a hastayım. yok böyle bişi yani. çok taş! hele o Emir rolü de ona bir yakışıyor Allah'ım yarabbim yerim yaaa.
izledik falan hep beraber diziyi. sonunda mal cansu Emir ile Feriha'yı zehirledi. üçümüz birden küfür ettik. hele o güssüm yok mu? Allaaah. o ne? gitti hande olcam diye saçını boyattı. o da ayrı bir amele zaten. senin cürümün ne yavrum Hande olmaya çalışıyorsun. of gerizekalı.
. İnanın bana Hayat Çatlakken Daha Keyifli. ;)
9 Mart 2012 Cuma
Eden bulurmuş demişti. kendi etti kendi buldu
Biricik, Canımcık, Şekercik, kankam Karadutum Mırıl... önceki yazılarımda bahsedemediğim için ondan özür diliyorum.. oysa hayatımın yarısı onunla ve Pancar'la geçiyor. aslına bakarsanız Pancar'ın tripleri, Mırıl'nın atarları falan derken çok fena arada kalıyorum. hatta geçen gün saçma sapan emir ve feriha yüzünden küstüler! emir feriha'ya tokat atıyomuş, Mırıl "iyi oldu iyi oldu" demiş. Pancar'da onu sınıftan kovmuş, sonra Pancar da Mırıl'nın kalemi kalmış, onu götürmeye gidip, ondan özür dileyecekmiş. Mırıl ona sırtını dönmüş, Pancar da kalemi fırlatmış, gitmiş. sonra Mırıl daha çok kırılmış falan filan... yani, ne kadar çocukça şeylerden dolayı küstüklerini anlamışsınızdır..
Ayrıca.. Bu aralar oldukça neşeli hissediyorum kendimi. derslerimi düzeltmeye çalışıyorum, yedi gün yirmi dört saat arkadaşlarımla eğleniyorum ve hatta odamı bile topluyorum! bu gerçekten de benim için büyük bir adım!
geçen hafta dersanede Ponpon'u gördüm. geçen yılki hali geldi gözümün önüne. o neşesi, popülerliği, tatlılığı sanki Badem ile birlikte onu terk etmişti. yüzü çökmüştü. suratında umursamaz ve yorgun bir ifade vardı. kollarına devamlı faça atıyor, ulu orta yerde Badem'i düşünerek ağlıyordu. iyice salmıştı kendini. onu böyle görmek beni gerçekten çok üzmüştü. arkadaşımdı o benim sonuçta. her ne kadar bana ihanet edip, kalbimi kırmış olsa da kardeşimdi. onu izleyerek bunları düşünüyor ve onun adına üzülüyordum ki birden bire aklıma geçen yıl onun bana söylediği söz geldi. ağlıyordum. Badem benden nefret ettiğini söylediği için ağlıyordum. "intihar etmek istiyorum" demiştim. yeren bir taş alıp bileklerimi çizecektim. ama taşa uzandığım anda Ponpon elimi tutmuştu ve gözlerimin içine bakarak bütün samimiyetiyle "yapma" demişti. "o bir gün sana yaptıklarının bedelini ödeyecek. unutma kardeşim. eden bulurmuş." onun bu sözleri, masum bakışları beni ikna etmişti. ben de taşı elimden atıp ona sarılıp ağlamıştım. o bana o kadar güzel destek olmuştu ki o zor zamanlarımda. ama meğersem her şeyin bir bedeli varmış. o gözünü bile kırpmadan benim sevdiğime gönül verdi ve onunla çıktı. beni gerçekten çok üzdü. ve şimdi ise kendi söylediği sözün kurbanı olmuş durumda. Badem.'in tehlikeli olduğunu, onun bana yaptıklarını biliyordu. ama ne olursa olsun içten içe üzülüyorum ona. e sonuçta gönül bu ota da konar boka da. mal Badem. hem ikimizin de kalbini kırdı hem de aramıza girdi. biz de hala onu adamdan sayıyoruz. hatta geçen gün okul çıkışında bunu gördüm. yanında da bizim sınıftan bi çocuk vardı. işte bunlar bi grup oluşturmuşlar gitar filan çalıyolar. Badem'in yanındaki arkadaşım da bu grupta. o gün de pastanenin birinde bunlar çıkıp çalcaklardı. arkadaşımın yanına bunu görünce dedim gideyim bunların yanına arkadaşıma "bu gün pastaneye çıkıyomuşsunuz yia" falan diye sohbet kurayım.onu takmayayım falan. tam hızlandım. bunlara yetişeyim diye koşuyorum. hobaaa geçen yılki ezeli rakibim tarhana kafa ve ayak takımı. lan bunlar geçen yıl mezun oldular hala hayatıma sıçıyorlar. zaten Ponpon'u da Badem'i de bunlar popi yapmışlardı. sonra Ponpon ile küstüler falan. neyse tabi bunlar var diye ben tırıs tırıs evimin yolunu tuttum. gidemedim de yanlarına. bir taraftan kasılıyorum. yanlarından geçerken bir taraftan da demek ki hayırlı değilmiş diyorum falan. işte öyle mal gibi evime gittim falan hüsranla. evde üstümü değiştiriyorum bir yandan da kendi kendime konuşuyorum. . aman neyse yaaa. salla gitsin. bundan sonra takmicam ben de zaten. ergen ergen yaşayıp gitcem.
6 Mart 2012 Salı
Merhabaaa
söze nasıl başlayacağımı bilmiyorum. kendimi anlatmaya nasıl başlayacağımı da bilmiyordum. zaten benim için her zaman zor olan şey şu "başlangıç" bölümüdür. hatta hayatım boyunca bile çoğu şeyde başarılı olamamamın nedeni doğru başlamamak ya da başlayamamak olabilir. neyse neyse en iyisi geçelim bunları. ilk olarak adım melinga falan değil. o bir rumuz. arkadaşlarıma çok bağlı biriyim. belki çok küçük olduğumu düşüneceksiniz ama 8. sınıftayım çoğu düşüncemin yetişkinlerin düşüncelerinden daha olgunca olduğunu düşünüyorum. bu arada 'olgunluk' benim için sadece ve sadece bazı düşüncelerde geçerlidir. aslında oldukça çatlak ya da çılgın biriyim. artık siz nasıl adlandırıyorsanız... buraya hem kendi hayatımı yazmayı yani günlük olarak tutmayı hem de aklımda bazı hikayeler var. onları yazmayı planlıyorum. çikolata ya bayılırım. o benim her şeyimdir. kendimi bu kadar anlatmanın yeterli olacağını düşünüyorum. zaten ben buraya yazmaya devam ettikçe siz de beni daha iyi tanıyacaksınız. şimdi gelelim geçmişime. anlatmam gereken en önemli yere... hayatımın dönüm noktasına...
yaklaşık 2 yıl önce... nisan aylarıydı. sbs sınavına çok az kalmıştı. her gün dersaneye gidiyor sabahtan akşama kadar test çözüyorduk. daha doğrusu başkaları çözüyordu. biz sallıyorduk. öğle tatillerinde ise dersaneden kaçıp bizim evin önündeki fırında limonata falan içiyorduk ben, ŞekerPancarı ve ponpon. o zamanlar ponpon benim en iyi arkadaşımdı. ona herşeyi anlatırdım.
her şey yine üçümüz o pastanede otururken başladı. biz üçümüz limonata içiyorduk ve kıkırdıyorduk. ve sonra hemen çaprazımızdaki masaya o geldi arkadaşıyla. uzun boylu. basketbolcu. kumral. kahverengi gözlü. Badem...
ilk kez o zaman göz göze gelmiştim onunla. ilk kez kalbime işlemişti bir insanın bakışları. ona orada aşık oluvermiştim. oysa ponpon onun burnu kaf dağında bir salak olduğundan yanaydı. kız olmama rağmen onun peşinden gerçekten çok koştum. iki yıl boyunca kalbim sadece onun için çarpmıştı. ama bazı olaylar çoğu şeyi değiştirdi. onunla hiç çıkmadık sadece uzaktan izledim ben onu. o değilde, sarılıp ağladığım, hayallerimi bile anlattığım, minik, omuzlarına göz yaşlarımı döktüğüm canım arkadaşım ponponun ihanetini tatmak çok koymuştu bana. aramızı yapmak için badem ile konuşuyordu. ama badem bana teklif etmek yerine ona teklif etmişti. hem de aramız iyiyken. badem ponpona "melinga aslında güzel ama çok utangaç. okullar açılınca onunla daha iyi tanışıp çıkmak istiyorum" demişti. işte ponpon un bana bunları söylediği gün benim için hayatımın en güzel günüydü. ben de o sevinç haliyle belki de hayatımın en büyük hatasını yaparak facebook da engelini kaldırıp hemen arkadaşlık isteği yolladım. hatta ilk ben ona mesaj attım. salaklık işte. ama hemen her şey olsun istiyordum. hemen konuşmaya başlayalım, arkadaş olalım ve sonra da çıkalım....
o gün akşam feyse girip badem ile konuşmaya başladım. benimle o kadar güzel konuşuyordu ki sanki karşımdaydı ve gözlerimin içine bakarak -hiç olamayan- ikimizin şarkısını söylüyordu. kalbim bir an olsun yavaşlamadan hızla çarpıyordu. o günden sonra neredeyse her gün konuşmaya başladık. ama ben yine bir hata yapıp ona hep ponpon dan bahsediyordum. öyle böyle derken okullar açıldı. tabi biz hala feysden konuşuyorduk ama okulda ne selam veriyoruz birbirimize ne de bir tebessüm ediyor, el sallıyorduk. işte bir gün yine okuldan geldim badem ile konuşuyoruz. bana "ponpon sende online mi?" dedi. ben de "hayır" dedim o da benden ponponu aramamı istedi. badem ona bir şey söylemiş. o da yanlış anlayıp badem'e trip atmış ve feysden çıkmış. tabi ben hemen benim hakkımda bir şey söylediğini düşünerek telefon sarıldım. telefona ponponun annesi çıktı ve evde olmadığını söyledi. bunu badem e söyleyip bilgisayarı kapattım ve heyecan içinde akşamı bekledim. akşam olunca da annemin telefonunu alıp onu aradım. heyecan ve stres içinde badem'in ona ne söylediğini sordum. durdu ve "melingaaaa" dedi üzgün bir sesle. "badem bana çıkma teklifi etti!"
hayat durmuştu. dünya sanki artık dönmüyor gibiydi. orada öylece kalakalmıştım. yere oturdum. telefon kulağımda ağlamaya başladım. telefonun diğer ucundan sesimi duyan ponpon "ağlama" falan demeye çalışıyordu. bense ona hiç bir şey demeden telefonu kapattım ve bağıra bağıra ağlamaya başladım. annem evde değildi. kardeşim yanıma geldi ve ne olduğunu sordu. kapıyı üstüne kapatıp yatağıma uzandım ve kafamı yastığa gömüp öyle ağladım. neden ben değildim de oydu? neden bir türlü olmuyordu? neden o de beni sevmiyordu? hepsinin cevabını ararken kendimi kaybetmiştim soruların arasında.
bunu öğrendikten sonra ilk feyse girdiğim zaman badem e masaj attım ve onunla kavga ettik. ne yapacağımı, nasıl davranacağımı kestiremiyordum. uzun bir süre feyse girmekten korktum. çünkü girersem irademe sahip olamayıp onunla konuşurdum. ne kadar inkar etmesem de onu hala seviyordum.
aradan bir ay geçince ponpon badem in teklifini kabul etti. ben de o zamanlar 'unuttum' 'unuttum' diye dolaşıyordum. tabi ki öyle bir şey yoktu. işte onların çıktıklarını öğrendiğim gün dersanede onu gördüm ve sarılıp mutluluklar diledim. değişmişti ve hayatımın en berbat anını yaşatmıştı bana. küçücüktü, çocuksuydu bir zamanlar ama beni üzmüştü işte. o hep kardeşim dediğim minik kızın hiç büyüyeceğini düşünmediğimi fark etmiştim. ama onu dersanede görünce aslında çok büyüdüğünü düşündüm ve hatta olgunlaştığını.o yıl çok zor geçmişti benim için. bademle hiç konuşmuyorduk, birbirimizin yüzüne bile bakmıyorduk. o yıl en iyi arkadaşım ŞekerPancarı olmuştu. ŞekerPancarı badem ile aynı kulüpteydi. ona beni anlatıyordu hep. sonra da konuştuklarını doğrudan bana aktarıyordu. bir defa badem ŞekerPancarı nın fenerbahçe li bilekliğini alıp oynamaya başlamış. Pancar da onun elleri değdi diye peçeteye sarıp bana getirmişti. ben de onu aynen o şekilde yastığımın altına koymuştum. böylece yanımda olduğunu düşünüp kendimi kandırıyordum işte. diğer taraftan sınıfta bir grubumuz vardı. ismet, ozan, BörtüBörlemez, ŞekerPancarı ve ben. 7. sınıfın ilk dönemi çok iyi arkadaştık. gerçekten kardeştik. ikinci dönem çıkma olayları falan oldu. tabi ben bunlara hiç karışmadım. öyle böyle grubumuz dağıldı gitti. o yıl bayağı boşladım derslerimi. aklım hep badem deydi. bu yüzden sınavım kötü geçti ve bir önceki yıldan neredeyse 50 puan düşük aldım.
şu an ise 8. sınıftayım ve kendimi derslerime verdim. badem i sevmiyorum artık. onu tamamen unuttum. ama biliyorum geçmişe dair beni çok üzen hatıralarım var. ve birazcık deşilirse açılacak yaralar . çünkü biliyorum ki kalbimde hala onun sıcak külleri var. ama onu düşünmediğim için sorun yok. bu yıl zaten son. seneye ayrı okullarda olacağız ve onun yüzünü bile görmeyeceğim. ben böyle mutluyum. hayatımdan memnunum. arkadaşlarımı, yaşamımı seviyorum. ve de yeni bir aşk istemiyorum.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
