Usulca piyanonun tuşlarına dokunan parmaklarımı izliyor, kendimi çalmakta olduğum Bach'ın Minuet in B Minor şarkısının kollarına bırakıyordum. Şarkının duygusallığına kapılmıştım ki birden kapı açıldı.
"Melinga, gidelim mi?"
Ellerimi piyanonun tuşlarından çekerken başımı salladım sessizce.
Ayağa kalkıp piyanonun üzerine bıraktığım uçak biletimi ve pasaportumu aldım.
"England-London Heathrow Airport"
İngiltere yaz okulu. Çoban ve bir kaç arkadaşımızla birlikte yaklaşık bir aylık mükemmel bir tatil. Ama beni pek heveslendirmiyor gibi.
Derin bir iç çekip kabanımı giydim. Tam odadan çıkmaya
yelteniyordum ki, bir şey, bir güç beni pencereden aşağıya bakmaya zorladı.
Elimi ilk tuttuğu, bana ilk sarıldığı yere.
Tam o sırada kokusunu duydum ve gözlerimi kapattım.
Hayatımda ilk defa bu kadar hissiz olabilmiştim. Ne bir acı,
ne bir özlem, hiç bir şey. Adeta duygularım alınmış gibiydi. İşte o kadar çok
yorulmuş ve bıkmıştım. Benden ayrılırken onun da söylediği gibi. Artık hiç bir
şeye inancım kalmamıştı.
"Beni hiç bırakma olur mu?"
Gözlerimi açıp sırıttım sonra. Başımı sağa sola salladım ve
ışığı kapatıp odadan çıktım.
Aşağıya inip Anna Teyze'yle birlikte arabaya bindik. Anna
teyze piyano öğretmenim oluyor. Ayrıca Laci'nin annesi. İsminden de
anlayacağınız üzere rus. Çok şirin bir Türkçesi var. Sarışın çok hoş bir bayan.
Arabada giderken bir an ona dönüp cebimden pasaportumu ve
uçak biletimi çıkardım.
"Laci de gelse fena olmaz aslında"
"Ona henüz izin vermedim canım duruma göre bakacağız...
Sahi ne zaman gidiyorsun?"
"Temmuzda"
Bir an durdum ve düşündüm. Daha aylar vardı önümde. Acaba o
zamana kadar neler olacaktı? Zaman neler gösterecekti bana?
Artık akışına bırakarak yaşadığım için hayat daha bir
sürprizlerle dolu geliyordu bana. Bilirsiniz.. Eski Melinga böyle miydi? İlla
her şeyi planlayacak, o plana bütün hayatını uyduracak. Sanki planlarım
tutuyormuş gibi kafamda sürekli kurar dururdum. Ama hayat kendi bildiğini
okuyor. Bana, bize düşen tek şey anı yaşamak, uyum sağlamak oluyor.
Şimdi gidip yarıyıl tatilinin tadını çıkarmayı düşünüyordum.
O kadar çok yapmak istediğim şey var ki. En başta Karadutum Mırıl ile sarsıcı
bir alışverişe çıkmalıyım, Sonra CookieBoob ile buluşmalıyım. Kesinlikle bir
gece True'yu bizde kalması için çağırmalıyım. Lol ile buluşmalıyım. Tenis
Kulübünden Watermeloon ve MösyöBaklava ile bowlinge gitme sözüm de var tabii.
Laci, İsmail Abi, Candace, Momsen, Ersen yani İkoliberlar grubu olarak
sinemaya/iskender keyfi yapmayı planlıyoruz. Anneannemlerin orada da kuzenler
ve Ms.BONJOVİ de beni bekler.
Ayrıca resim, ahşap boyama, piyano, tenis kursu derken bu
tatili de ders çalışmadan, dinlenemeden yer bitiririm. Tatil benim değil mi?
Sonuna kadar harcayacağım. Siz de hiç bir şeyi takmayın kafanıza. Hayat güzel
gezin, tozun. Bir derdiniz olursa her zaman buradayım biliyorsunuz.
Yorumlarınızı ve mesajlarınızı bekliyorum. Güzel dualarım ve iyi dileklerim
sizinle :*