26 Ocak 2014 Pazar

Tatilim Hoşgeldin

Bu da bu yazının şarkısı olsun..

Usulca piyanonun tuşlarına dokunan parmaklarımı izliyor, kendimi çalmakta olduğum Bach'ın Minuet in B Minor şarkısının kollarına bırakıyordum. Şarkının duygusallığına kapılmıştım ki birden kapı açıldı.
"Melinga, gidelim mi?"
Ellerimi piyanonun tuşlarından çekerken başımı salladım sessizce.
Ayağa kalkıp piyanonun üzerine bıraktığım uçak biletimi ve pasaportumu aldım.
"England-London Heathrow Airport"
İngiltere yaz okulu. Çoban ve bir kaç arkadaşımızla birlikte yaklaşık bir aylık mükemmel bir tatil. Ama beni pek heveslendirmiyor gibi. 
Derin bir iç çekip kabanımı giydim. Tam odadan çıkmaya yelteniyordum ki, bir şey, bir güç beni pencereden aşağıya bakmaya zorladı. Elimi ilk tuttuğu, bana ilk sarıldığı yere. 
Tam o sırada kokusunu duydum ve gözlerimi kapattım. 
Hayatımda ilk defa bu kadar hissiz olabilmiştim. Ne bir acı, ne bir özlem, hiç bir şey. Adeta duygularım alınmış gibiydi. İşte o kadar çok yorulmuş ve bıkmıştım. Benden ayrılırken onun da söylediği gibi. Artık hiç bir şeye inancım kalmamıştı.
"Beni hiç bırakma olur mu?"
Gözlerimi açıp sırıttım sonra. Başımı sağa sola salladım ve ışığı kapatıp odadan çıktım.
Aşağıya inip Anna Teyze'yle birlikte arabaya bindik. Anna teyze piyano öğretmenim oluyor. Ayrıca Laci'nin annesi. İsminden de anlayacağınız üzere rus. Çok şirin bir Türkçesi var. Sarışın çok hoş bir bayan.
Arabada giderken bir an ona dönüp cebimden pasaportumu ve uçak biletimi çıkardım.
"Laci de gelse fena olmaz aslında"
"Ona henüz izin vermedim canım duruma göre bakacağız... Sahi ne zaman gidiyorsun?"
"Temmuzda"
Bir an durdum ve düşündüm. Daha aylar vardı önümde. Acaba o zamana kadar neler olacaktı? Zaman neler gösterecekti bana? 
Artık akışına bırakarak yaşadığım için hayat daha bir sürprizlerle dolu geliyordu bana. Bilirsiniz.. Eski Melinga böyle miydi? İlla her şeyi planlayacak, o plana bütün hayatını uyduracak. Sanki planlarım tutuyormuş gibi kafamda sürekli kurar dururdum. Ama hayat kendi bildiğini okuyor. Bana, bize düşen tek şey anı yaşamak, uyum sağlamak oluyor.

Bu yazdıklarımı yaşayalı yaklaşık 2 ay oldu. O gün kendimi çok büyümüş, değişmiş gibi hissetmiştim. Ve gerçekten yeni hayatıma alışmak adıma attığım ilk adımdı. Ama yine de hiç bir şey beni heyecanlandırmıyor gibiydi. O günden bugüne bile oldukça fazla şey değişti. Artık bazı şeylerin fazlasıyla üstesinden gelmiş, eski neşemi kazanmış durumdayım. İleriye dönük bazı kararlar verdim ve arkadaş çevremi yerine oturttum. Her şeyden iyi, güzel bir şey çıkarmayı öğrendim. Her zamanki gibi dimdik duruyorum hayata karşı. Ne de olsa hayat devam ediyor.



Şimdi gidip yarıyıl tatilinin tadını çıkarmayı düşünüyordum. O kadar çok yapmak istediğim şey var ki. En başta Karadutum Mırıl ile sarsıcı bir alışverişe çıkmalıyım, Sonra CookieBoob ile buluşmalıyım. Kesinlikle bir gece True'yu bizde kalması için çağırmalıyım. Lol ile buluşmalıyım. Tenis Kulübünden Watermeloon ve MösyöBaklava ile bowlinge gitme sözüm de var tabii. Laci, İsmail Abi, Candace, Momsen, Ersen yani İkoliberlar grubu olarak sinemaya/iskender keyfi yapmayı planlıyoruz. Anneannemlerin orada da kuzenler ve Ms.BONJOVİ de beni bekler.
Ayrıca resim, ahşap boyama, piyano, tenis kursu derken bu tatili de ders çalışmadan, dinlenemeden yer bitiririm. Tatil benim değil mi? Sonuna kadar harcayacağım. Siz de hiç bir şeyi takmayın kafanıza. Hayat güzel gezin, tozun. Bir derdiniz olursa her zaman buradayım biliyorsunuz. Yorumlarınızı ve mesajlarınızı bekliyorum. Güzel dualarım ve iyi dileklerim sizinle :*


                         


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder